Bu haber kez okundu.

Değerlerinizi değiştirin öyle gelin
İlerleme Raporu ve önceki günkü Avrupa Parlamentosu kararının ardından Fransa Cumhurbaşkanı Chirac da, Türkiye'nin 'sözde Ermeni soykırımı iddialarını' tanımasını istedi. Chirac en önemlisi, Türklerin AB'ye üye girebilmesi için değerlerini ve yaşam tarzlarını değiştirmesi gerektiğini savundu ~|~ Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransız özel televizyon kanalı TF?1'in 20:00 ana haber bülteninin bitiminde, haber müdürü ve sunucu Patrick Poivre d'Arvor'un Türkiye?AB ilişkileri, Fransız Anayasasında yapılması öngörülen değişiklikler ve AB Anayasal Antlaşması hakkındaki sorularını cevapladı. Türkiye'ye 'imtiyazlı üyelik' önerilmesine karşı çıkan Chirac, müzakere sürecinin açık uçlu olacağını ve yıllarca süreceğini vurguladı. Chirac, Türkiye'nin Ermeni soykırım iddialarını da tanımasını istedi.

İşte Chirac'ın açıklamaları:

SUNUCU: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin açılıp açılmayacağı konusunda son görüşmeler Brüksel'de yapılacak. Geleneksel olarak, müzakereye başlandığı zaman amaç sonuca ulaşmaktır. Dolayısıyla Türkiye ile müzakerelere başlanması, bu ülkenin on?on beş yıl sonra Avrupa Birliği'ne üye olacağı anlamına mı gelmektedir?

Fransa'nın çıkarına

CHIRAC: AB Zirvesi, yönelttiğiniz soruyu cevaplamamıza imkan tanıyacaktır: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne olası girişine dair müzakerelerin açılması. Bu konu, Fransa'da önemli bir tartışma unsuru olmuştur ve bu tartışma meşrudur. Zaten bu nedenledir ki, sizin aracılığınızla, bu AB Zirvesi'ne hangi ruh haliyle gittiğimi açıklamak istedim.

Sorulması gereken soru şu olmalıdır: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması Avrupa'nın ve özellikle Fransa'nın çıkarlarına mıdır yoksa değil midir? Benim bu soruya cevabım, "evet"tir. Avrupa Birliği'ni kurarken ne istediğimizi bir an düşünelim: Avrupa Birliği, her şeyden önce bir barış ve istikrar projesidir.

SUNUCU: Ancak bu şartlarda, "evet" veya "hayır" dışında başka cevaplar var mı? Tam üyeliğe evet mi yoksa hayır mı? Yoksa Avusturya Başbakanı ile birlikte ister gibi göründüğünüz üçüncü bir varsayım, üçüncü bir yol var mı?

Türkler Yaşam

tarzını değiştirmeli

CHIRAC: Türkiye, çok geniş bir pazar, ekonomik açıdan güçlü bir ülke. Türkiye'nin bizim karşımızda değil yanımızda olması kendi çıkarımızadır. Son olarak eklemek istediğim bir husus, Avrupa dünyadaki büyük bütünler, Çin, Hindistan, Kuzey Amerika karşısında biraz küçük bir cephe oluşturuyor. Ancak Türkiye'nin varlığıyla yarın bugünkü gücünün arttığına kuşkusuz tanık olacaktır. Elbette bu durum, Türkiye'nin bizim arzuladığımız her şeye katılmasını doğal olarak gerektirmektedir. Başka bir ifadeyle, Türkiye'nin değerlerini, yaşam tarzını, kurallarını derinden değiştirmesi gerekmektedir.

SUNUCU: Halihazırda Türkiye'nin bunu gerçekleştirdiği söylenebilir mi?

Tam üyeliğe yıllar var

CHIRAC: Türkiye, hiç kuşkusuz kayda değer bir çaba göstermiştir. Bu bir gerçektir. Bu çabayı tamamlamış olmaktan henüz uzaktır. Zira, sizin de iyi bildiğiniz gibi, "müzakere" üyelik demek değildir. Başka bir ifadeyle, Türkiye'nin bizim topluluk müktesebatı olarak adlandırdığımız her şeye uyum sağlaması, yani piyasa ekonomisi alanında olduğu kadar insan hakları alanında da bizim için çok değerli olan tüm kuralları, değerleri, yaşam tarzını benimsemesi için on yıl, on beş yıl, yirmi yıl ?tam olarak bilemiyorum, ancak kesinlikle on veya on beş yıl? sürecek kayda değer çabalar göstermesi gerekecektir. Bizim paylaştığımız tüm değerleri ve kuralları (benimsemesi). Ve bunun için Türkiye'nin kayda değer çabalar göstermesi gerekmektedir. Yapılması gerekenler otuz bölüm altında açıklanıyor.

SUNUCU: Onlara "Yine de ayrıcalıklı bir ortak olacaksınız" dense bile mi?

CHIRAC: Bunu asla kabul etmeyeceklerdir. (Türkler) gururlu bir halktır ve bizim yönümüzde dev çabalar gösterdiklerinin bilincinde olan bir halktır. Bu çabaları gerçekleştirdikleri, tüm hususlarda Avrupalılara katıldıkları takdirde onlara "Ah, ama hayır. Tam üye olamayacaksınız" diyemeyiz. Tarih karşısında çok ağır bir sorumluluğun altına girmiş oluruz.

SUNUCU: Fransızlar, müzakerelerin açılmasına taraftarlar, ancak anlaşılan üyeliğe karşılar...

CHIRAC: Türkiye ile Ortaklık Antlaşmasının yapıldığı ve Türkiye'nin Avrupa'ya girme yönelimine sahip olduğunun açıklandığı 1963 yılından bugüne kadar Fransa'da bir tek Cumhurbaşkanının, bir tek Başbakanın dahi, Türkiye'nin Avrupa yönelimini tartışma konusu yapmadığını hatırlatmak isterim. Bunun bir tek örneği dahi yoktur. Bugün bir tartışma olduğunu kabul ediyorum ve bunu meşru buluyorum. Bu tartışmaya katılmayı ve Fransızlara konunun nasıl bir gelişme gösterdiğini açıklamayı ben de diliyorum. Ancak aynı zamanda hezeyan yaratmamayı da diliyorum.

Soykırım tantanası

SUNUCU: Az önce sözünü ettiğim Ermenilere geri dönelim. 1915'te bir trajedi veya soykırım oldu mu? Dışişleri Bakanınız iki terimi de kullandı.

CHIRAC: Fransa'dayız, bir hukuk ülkesindeyiz. Senato'da olduğu gibi Ulusal Meclis'te de soykırımdan söz eden bir yasa neredeyse oybirliğiyle kabul edildi. Sonuç olarak, bu konuda bir yasa mevcuttur. Burada önemli olan bir hususa dikkati çekmek istiyorum. Tüm tarihimiz, uzlaşma ve barış çabalarına dayanmaktadır. Görüşmemizin başında, size Avrupa'nın her şeyden önce, başlangıçta ve bugün, uzlaşma, barış, diğerine saygı ve diğerlerine açılma alanı olduğunu söyledim. Böyle bir alanı yaratmak, her yerde önemli bir hafıza çalışması yapılmasını gerektirdi. Elbette Türkiye'nin de bu çabayı göstermesi gerekecektir ve ben Türkiye'nin bu hafıza çalışmasını yapacağından eminim. Ve bu bizim için büyük önem taşıyor. Ve sayılarına, önemlerine, hafızalarında kalan ailelerinin yaşadığı drama saygı göstermek gerekiyor. Ve bu konuda Türkiye'nin bir hafıza çabası göstermesi gerektiği aşikardır. Elbette bunu yapacağından şüphe duymuyorum.

SUNUCU: Ama kültürel olarak Avrupalı mıdır? Örneğin nüfusunun yüzde 95'i İslam değerlerini benimsemektedir. Bu nüfusun yüzde 72'si çok ibadet etmektedir. Oysa Batı Avrupa'da görülmektedir ki Katolik ve Protestan dinlerinde ibadet azalmaktadır. Bu durumda bir dengesizlik olmayacak mıdır?

CHIRAC: Diğerlerine saygısızlığa, din savaşına, uygarlıklar çatışmasına, kültürler çatışmasına götürecek ve bugün maalesef dünyada terörizm gibi en acımasız yönüyle dahi ortaya çıkmakta olan sonuçları olabilecek bu düşünce kalıbından çıkmalıyız. Daha insani, yani diğerlerine saygı gösteren bir yaklaşım benimsemeliyiz. Türkiye laik bir ülkedir. Türkiye'de laiklik 1923 yılında kabul edilmiştir. Türkiye, bizim başka dinlere saygı gösterdiğimiz gibi diğer dinlere saygı gösteren laik bir ülkedir. Bu durumda konuyu burada bırakmalıyız. Bu tür çatışmalar yaratmamalıyız. Böyle bir tartışmada başta onurumuz olmak üzere kaybedecek çok şeyimiz var.

Müzakereler derhal

kesilebilir

Tarih AB Konseyi tarafından kararlaştırılacaktır. Bu büyük bir sorun değildir, çünkü biraz zaman alacak yapılması gereken hazırlıklar vardır. Dolayısıyla, 2005'te diyelim. Çok uzun olacağı ve on ya da on beş yıl süreceği gerçeğinden bağımsız olarak iki hususu unutmayın. Ama öncelikle, bu devletten devlete bir müzakeredir. Bu demektir ki, sürekli olarak, müzakerelerin açılmasından sonuna kadar, her devlet, her millet, Avrupa Birliği'nin yirmi beş üye ülkesinden herbiri, bunun yürümediğine karar verebilir ve müzakerelerin tamamını tıkayabilir. Oybirliği gerekir. Dolayısıyla her millet bütün özgürlüğünü korumaktadır. Bunu Fransızlara söylüyorum, çünkü bunun onlara anlatılmış olduğundan emin değilim. Her millet, ve tabii Fransa, müzakerelerin başından sonuna kadar, yani gerekli olacak on yıl, on beş yıl, yirmi yıl boyunca herşeyi durdurma hakkını korumaktadır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100