07 Mayıs 2007 Pazartesi 00:00
236 Okunma
Demokratikleşme sancıları...
Türkiye'nin cumhurbaşkanlığı nedeniyle çıkan krizi ordunun bildirisi haricinde hukuka bağlı kalarak çözmeye çalışması Araplara ders olmalı. Lübnan'da yayınlanan Daily Star gazetisi yorumu ~|~


Türkiye'deki mevcut siyasi ve anayasal drama, Ortadoğu'nun bir gün aynı anda hem tümüyle demokratik, hem istikrarlı hem de müreffeh bir bölgeye dönüşüp dönüşmeyeceğini merak edenler için genel geçer bir konudan daha fazlasını ifade etmeli. Demokrasinin evrensel değerlerini yerel kimlikler ve ulusal geleneklerle birleştiren belirli prensipleri uygulamaya koyarsak Ortadoğu tabii böyle bir bölgeye dönüşebilir. Türkiye'nin bugünlerde yaşadığı deneyim, pek çok ilgili kilit konuyu ve değişkeni ortaya koyuyor: Silahlı güçlerin rolü, dindarlık ve laiklik arasındaki denge, anayasal etiğin uygulanması, kamuouyunun, siyasal partilerin ve seçilmiş hükümetlerin gücü. Tüm bunlar bir anda çok fazlaymış gibi görünüyor ama güvenilir bir demokratik yönetimin kilit unsurlarını kapsıyor.

Ne Fransa, ne de Libya
Türkiye hâlâ genç ve zaman zaman kararsızlık sergileyen bir demokrasi; birçok vatandaşını tanımlayan güçlü İslami hissiyatla birlikte katı laik bir devlet, aynı zamanda Ortadoğulu bir tarzda, ordunun perde arkasından da olsa ulusal yönetimde önemli rol oynadığı bir ülke. Burası cumhuriyetçi Fransa olmadığı gibi tek bir adamın yönettiği Libya veya Myanmar da değil. İktidar mensuplarıyla İslamcılarla ateşli laikler arasındaki mevcut çekişme, gerçek bir demokrasinin temellerini sağlaması gereken kilit değerler ve işleyen kurumların içyüzünü anlamak adına yararlı. Bunun merkezinde, herkesin açık, güvenilir ve oybirliğiyle sağlanmış, tarafsız ve usta yargıçlar tarafından yorumlanan anayasal kurallara bağlılığı yatıyor. Geçen hafta tanıklık ettiğimiz drama, Türkiye'deki durumun çoğunlukla bu yönde olduğunu gösteriyor.

İktidar partisinin cumhurbaşkanı adayı, otomatik olarak seçilmesi gerekirken meclisin çoğunluğunun oyunu alamadı; muhalefet partileri seçilmesini engellemek için oylamayı boykot etmişti. Yaklaşık 1 milyon insan bir gösteri yaptı; bu arada ordu da hiç de üstü kapalı olmayan bir biçimde, devletin ılımlı ve demokratik olsalar da müdahalede bulunmkta tereddüt etmeyeceği yönünde uyarılar yaptı. Muhalefet Anayasa Mahkemesi'ne gitti, mahkeme de seçimi geçersiz sayan bir karar verdi. İktidar partisi buna yanıt olarak erken genel seçim çağrısı yaptı. Başbakan şimdi de cumhurbaşkanını meclis yerine halkın seçmesi için Anayasa'nın değiştirilmesini, cumhurbaşkanının da beş yıl görev yapmasını istiyor.

Bu durumun en çarpıcı ve Ortadoğu'nun geri kalanını en çok ilgilendiren yanı, ordunun tehditleri haricindeki her şeyin Anayasa'nın izin verdiği sınırlar dahilinde gerçekleşmesi. Bunlar, protesto gösterilerini, meclis boykotlarını ve oylamalarını, yargıya başvurmayı, erken seçim çağrısını ve anayasa değişikliğine yönelik girişimleri içeriyor. Herkesin gerçekten ciddi bir siyasi krizi çözmek için hukuka bağlı kalması, Arap dünyasının istediği fakat kaçındığı bir fenomeni hatırlatıyor: Tartışmaları barışçıl bir biçimde çözmek için verimli işleyen anayasa ve kanunlara bağlı kalmak. Bir Ortadoğu ülkesinin hukukun üstünlüğüne göre çalıştığını görmek umut verici.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100