09 Ağustos 2005 Salı 00:00
175 Okunma
Devlet kendini korumalı
 Devlet felç geçiriyor, devlet diz çöküyor.
Devlet kriz geçiriyor.
Devletin beynindeki atanmış ve seçilmiş hücreler ile beynin bütünüyle vücudun diğer organları arasındaki irtibat kopuk.
Kopmuş, bozulmuş, çalışmıyor.
Kopukluk ve bozukluk gizlenemiyor, dışa vuruluyor, her şey artık halkın, basının, kamuoyunun gözleri önünde cereyan ediyor.
Devlet göz göre göre elden gidiyor.
Devlete yazık oluyor.
İngiltere'nin yaptığı, Türkiye'nin yapamadığı
İngiltere'de metro saldırılarından sadece altı saat sonra devletin kendini savunma refleksi harekete geçiyor, polise teröristleri kafalarından vurma emri veriliyor. Gerekçe basit, "vücuda ateş edilirse ölene kadar üzerindeki bombaları patlatacak zaman bulabilir''.
"Şüphe üzerine'' Brezilyalı bir genç 'yanlışlıkla' öldürülüyor. İngiliz Emniyet Genel Müdürü olan 'Sir', gözlerimizin içine baka baka "Üzgünüz, ama öyle olması gerekiyordu, yine olacak'' diyor.
Bizde ise ölen teröristlere 'tören' yapılıyor.
Hergün şehit cenazeleri gelmeye başladı, kayıkçı kavgası safhasındayız.
AB'ye uydurulan MGK'da atanmış ve seçilmişler MGSB'yi bile görüşemiyorlar. Görüşememe nedenini aynı partinin iki bakanı farklı, Cumhurbaşkanı farklı izah ediyor.
AKP kimden yana?
Başbuğ basının önünde "Başbakanlıkta Terör merkezi" kurulsun diyor, Hükümet Sözcüsü gazetecilere "Lüzum yok" diyor. Ve bizim sultanî refleks harekete geçene kadar artık Valiler bile il sınırları içinde istedikleri yere gidemez hâle geliyor. Artık doğrudan askeri birliklere saldırılar başlıyor.  Nihayet Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök de Afganistan'dan dönen birliğin karşılama töreninde 'şikayet'ini yüksek sesle söyleme ihtiyacı hissediyor.
"1.Türk Silahlı Kuvvetleri, halkı eski acılı günlere geri götürmeyi amaçlayan bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir.
2. Bu mücadele, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer güvenlik kuvvetleri yanında, bütün halkımızın, yöneticilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının da iştirakiyle, topyekün bir tarzda yapıldığında daha etkileyici sonuçlar elde edilebilecektir.
3. Terör örgütlerinin en korktuğu şey, toplumun kendilerinden başka tamamının el ele, gönül gönüle bir karşı cephe oluşturmasıdır" diyor.
"Yetkimiz kısıtlandı'' diyor; "halkın, yöneticilerin ve STÖ'lerin desteğini'' istiyor, "teröriste karşı gönül gönüle cephe'' kurulmasını istiyor.
Şiir gibi uyum içinde olduğu 'yöneticilere' haksızlık mı ediyor, yoksa artık "şiiriyetin bozulmakta olduğunu mu" ifade ediyor.
Peki siz yetkiniz kısıtlanırken bir şey yaptınız mı? Madem şimdi şikayet ediyorsunuz, bunu da kamuoyu ile paylaşmanız gerekir.
"Gönül gönüle bir cephe'' istediğiniz topluma AB sürecinde Akepe iktidarı ile kolkola yürüyüp, beraber yağmurda ıslanırken bir şey sordunuz, tepkilerine kulak verdiniz mi ki şimdi destek istiyorsunuz?
AB sürecinde 'halkın, yöneticilerin ve STÖ'lerin' hangi düşüncede olanlarının fikirlerinin etkisinde kaldınız?
AB sürecinin tam bağımsızlığa karşı olduğunu, AB sürecinin teslimiyet, Sevr ve ülkeyi müstemlekeleştirme süreci olduğunu savunan halk?yönetici?STÖ'leri hiç dinlediniz mi?
Çölaşan yazıyor: "Kendisine sormak gerekiyor: Bu ne demek? Terörle mücadele yetkileriniz bu iktidar tarafından sırf AB'ye yağcılık olsun diye kısıtlanırken siz neredeydiniz paşam? Niçin ses çıkarmadınız, buna nasıl razı olup içinize sindirdiniz? Kuzuların sessizliği!"
Peki AB devlet
politikası değil mi?
Arslan Bulut yazıyor: "Peki, sadece terörle mücadelede değil, her alanda bir ülkenin hedef ve gönül birliğini sağlaması gereken, öncelikle kimdir? Türkiye''de elbette başbakandır ve hükümettir!
Peki, Türkiye''nin bağımsızlığını ortadan kaldırmaya başlayan Avrupa Birliği yetkilileri karşısında, gerek başbakanın, gerekse ondan önce Cumhurbaşkanının ve tabii ki Genelkurmay Başkanı''nın, muhalefet liderlerinin tavrı nedir? Hemen hepsi, Türk halkına, bu işin bir devlet politikası olduğunu söylemişlerdir! Bu nasıl devlet politikası ise, kendi egemenliğini sona erdiren bir sürece boyun eğmeyi öngörüyor! Öyle ya, Türk Silahlı Kuvvetleri''nin terörle mücadele etmesini önlemek üzere yetkilerini kim kısıtladı? Evet, hükümet ve parlamento kısıtladı ama bunu kim istedi? Avrupa Birliği değil mi? E hani Avrupa Birliği, devlet politikası idi ve TSK de bu politikanın arkasında idi! Buna kendi bindiği dalı kesmek demezler mi? Durum böyle olunca, terörle mücadelede veya başka bir alanda, halkla devlet arasında hedef ve gönül birliği kalır mı?
Bütün bunlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, Özkök'ün bu açıklamasından sonra düşüncesi sorulan 'Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı' CNN Türk'e; 'Sayın Komutanın konuşmasında kısıtlı yetkiden neyi kastediyor onu bilmiyorum. MGK'da bu konu açıklığa kavuşur. İlgili mevzuatla ilgili bir sorun varsa bunlar düzelecek' diyor."
MGK'da
konuşulmadı mı?
Pes. Kopukluğu görüyor musun ey millet? Peki 'MGK'da şimdiye kadar bunları konuşmadınız da şimdi mi konuşacaksınız? Ne bekliyorsunuz? MGK'da ne konuşuyorsunuz? MGK ne işe yarıyor?
TMY ile beraber MGK'yı da değiştirip eski haline getirmeyi düşünmüyor musunuz? Yoksa yeni düzenlemelere ihtiyaç yok mu diyorsunuz?
Yeni düzenlemelere kırılacak testi kalmadıktan sonra mı ihtiyaç hâsıl olacak? Sözcü devam ediyor; "Bu çalışmanın gizli olması kapalı devre olması gerekiyordu. O zaman basında 'şu özgürlük bu özgürlük' gidiyor diye yazılıyor. Eylül ayında bu komisyon çalışmalarını tamamlayacak ve tasarı Eylül ayının ortalarında yasalaşacak. MGK'da da gündeme getirilecek. Konu devletin gündemindeki konudur."
Eylüle kadar ne bekliyorsunuz?
RTÜK üyeleri seçimi gibi son derece 'hayati' bir konuyu halletmek için yaz sıcağında olağanüstü toplantıya çağırılan Meclis, terör konusunda toplanmak için neden Eylül ortalarını bekliyor?
Atı alan Diyarbakır'ı, Tunceli'yi, Hakkâri'yi, Bingöl'ü, Van'ı geçsin diye mi?
Yoksa Eylül ortası dediğiniz süre, Ekim'in sonuna, AB ile teslimiyet şartlarının görüşüleceği mütareke 'müzakerelerinin' başlayacağı 3 Ekim'den sonraya mı sarkacak? Ağırdan almanızın nedeni, mütareke müzakereleri sürecinin kazaya uğramaması mı?
İmajınız mı önemli, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü mü? Gönül gönüle, şiir gibi, beraber yağmurda ıslanmak nereye kadar?
Hangi yağmurda? Gökten ne yağarken? ~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100