Bu haber kez okundu.

Diyalogcuların dikkatine!..
'Dinlerarası Diyalog' sürecinde 'hizmet' mantığıyla görev alanların hassasiyetle okuması gereken bir yazı. A.Karaca'nın yazısı ~|~

"Dinlerarası diyalog" sevdasına yakalanmış, bu organizenin herhangi bir yerinde görev alan, bu işe "hizmet" mantığı ile bakıp alkışlayan herkesin aşağıdaki yazıyı dikkatle okumasını hasseten tavsiye ediyoruz.

Turgut Özal'ın Başbakanlığını yaptığı hükümetlerde Kültür Bakanlığı yapmış olan ve iyi bir gözlemci, iyi bir araştırmacı olduğunu bildiğimiz Namık Kemal Zeybek, "Tarihten bir yaprakla" diyalog meselesine dikkat çekiyor. Sayın Zeybek, bakanlık yaptığı yıllarda, diyalogcu ekibin yurt dışındaki, özellikle Türk Cumhuriyetlerindeki okul açılışlarına verdiği destekten, kestiği kudelelerden ötürü oldukça pişman olduğuna dair yazılar yazan, röportajları yayınlanan bir aydın olarak da dikkatle okunması gereken bir isim.

Biz de bu hastalığa düçar olmuş bulunan tüm insanımıza yardımcı olmak, uyarıcı olmak umuduyla, konu ile ilgili yazıları bu köşeden anons etmeyi bir görev telakki ediyoruz. Konuyu ısrarla gündemde tutmamızdan ötürü rahatsızlık duyanlar varsa, görsünler ki "diyalog tuzağına" dikkat çeken sadece biz değiliz. Tehlike netleştikçe, konuyu irdeleyen kalem sayısında da ciddi bir artış gözleniyor.
İşte Namık Kemal Zeybek'in 4 Kasım tarihli Tercüman'da yayınlanan "Tarihten bir yaprak" yazısı;

"HİNDİSTAN'DA kurduğu devlet kadar Babürname'siyle de tanınan büyük Hakan Babür, 1526'dan 1858'e kadar süren bir hanedanın da kurucu, atası...
Babür'ün torunu Ekber ise dinlerarası diyalog merakıyla tarihe geçti... Kendinden önceki ve sonraki hanlar, İslâm'ın hoşgörüye dayalı yaklaşımıyla yönettikleri ülkede din özgürlüğünü sağlıyorlardı. O ise din adamlarını toplayıp onları konuşturmak, tartıştırmak merakına kapıldı. Bu işler için bir de yapı yaptırdı ve adına ibadethane dedi... Önce iyi başladı. Sünni bilginlerle Şii bilginleri buluşturuyordu. Sonra işi büyüttü. Hıristiyanlar'ı, Yahudiler'i, Hindular'ı, Zerdüştler'i de çağırdı ve dinlerarası diyalog yaptırdı...
Din bilginlerinin konuşmalarına, tartışmalarına Ekber'in kendisi de katılıyor ve görüşlerini söylüyordu. Bütün bu işlerin yapıldığı yerin adı ibadethane idi ve ibadetten kastedilen de diyalog idi...

Sonra ne mi oldu?
Ortada İslâm'ın hoşgörüsü yerine dini inanç ayrımları boş veri çıktı...
Artık ölçü, tartı, gram kalmamıştı. Oluşan ortam en çok Hıristiyanlar'ın işine yaradı ve sonraki dönemlerde Hindistan'ı istila edecek emperyalist İngiltere, bu işi değerlendirdi. İngiltere, kapitalizmin desteğinde Hıristiyan misyonerlerle Hindistan'a doluştu ve yayabildikleri kadar Hıristiyanlığı yaydı... Kendilerine karışan yoktu. Meydan onlarındı.
SONRA ... Olacaklar oldu elbette...
Ekber önce dinlerin amentüsünü birleştirdi. Sonra da dinleri birleştirerek yeni bir din kurdu. Adına da Din?i İlahi dedi... Bu işleri yaparken bilgin geçinen ve çıkarlarıyla Ekber'e bağlı olan birçok kişi de kendisini alkışlayarak ve yeni dine girerek desteklediler...
Ondan sonra mı?

Ne olacak, Ekber'in diyalog merakından doğan uydurma dini, onun ölümüyle birlikte tarih müzesindeki yerini aldı...
Bu arada bu uydurma dinden ve benzerlerinden doğan yıkıntıyı ve çöküntüyü önlemek için uğraşanlar arasında, Müceddid?i Elf?i Sani, ikinci bin yılın yenileyicisi olarak tanınan İmam?ı Rabani'nin de olduğunu hatırlatalım.
Dini İlahi'yi başlatan Ekber'in başlangıçta Müslüman olduğunu ancak, dinlerarası diyalog merakının onu adım adım Müslümanlık'tan çıkmaya ve kendisini din kurucusu olarak görmeye kadar götürdüğünü hatırlatalım.
Din?i İlahi'nin ilahilikle ilgisi yoktu elbette... Dini beşeri idi... Müslümanlık'la taban tabana karşıt bir söylemler birikimi idi.
Kıssadan hisse mi?
Yine Akif'i hatırlayalım:

Tarihten adam hisse kaparmış ne masal şey
Beş bin yıllık tarih, yarım hisse mi verdi
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi.

Kıssanın hissesi çok açık da bu arada bir başka hisse çıkaralım.
Ekber'in sapkınlığını saymazsak Babür Devleti iyi temeller üzerinde kurulmuş güçlü bir devlet idi... Devletin amacı halka hizmet idi... Halka adalet, refah ve bayındırlık götürmek... Bu işlerin gölgesinde 1526'dan 1858'e kadar 332 yıl yaşadı. İngilizler'in oyunları ve orduları dışardan devleti dağıtmasa daha da yaşar ve günümüze kadar da gelebilirdi.
Öte yandan gittikleri ülkeleri kendileri adına sömürmekten başka amacı olmayanlara örnek olsun diye söyleyelim. Bütün gücüne karşılık İngiltere, Hindistan'da bir yüz yılı bile tamamlayamadı. Geldikleri gibi gittiler...
Bütün dinlerarası diyalogculara, bütün emperyalistlere, bütün sömürgecilere ve onların yardakçılarının bilgisine sunulur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100