25 Ocak 2006 Çarşamba 00:00
229 Okunma
Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapar?
Tercüman'dan Ergun Göze, Diyanet'in neden dinlerarası diyalog ifsadına karşı mücadele vermediğini soruyor. Bir önceki Diyanet İşleri Başkanı hızlı bir diyalogcuydu. ~|~

Ali Bardakoğlu ise aynı süreci tonu azalsa da devam ettiriyor. Böyle bir kurumdan bu alanda Müslümanın onuruna yakışan bir tavır beklenebilir mi?
Türkiye'nin en büyük teşkilatına sahip kuruluşlarından birisi 'Din İşleri' ile görevli olan Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Başkanlığın emrinde birçok imkan ve kadro vardır. Elbette ilk kademede kendisinden beklenen dinimizin gerçeklerinin dindaşlarımıza en uygun biçimde ulaştırılmasıdır.

İnançlarımızın, 'Dinlerarası diyalog ve hoşgörü' ve arkasından misyonerlik tarafından tahribe çalışıldığı şu hengamda Diyanet Başkanlığı'nı ortalarda görememekteyiz. (Ergun Göze'nin bu konuyu yeterince takip etmemiş olabilir. Diyanet İşleri Başkanı da, AKP iktidarının politikaları uyarınca dinlerarası diyalog çalışmalarına destek veriyor) Elbette, İslam'da ruhban yoktur ve dolayısıyla Diyanet Teşkilatı mensupları da diğerlerinden farkı olmayan Müslümanlar'dır. Ama daha bilgili, ilim ve sade vatandaştan çok daha sorumluluk sahibi olmaları ve icap ettiği takdirde bilgi mercii, açıklama kürsüsü görevini üstlenmeleri gerekir. Çünkü bunun için ücret de almaktadırlar.

Mesnetsiz iddialar

On seneyi geçti ki İslam adına ne fetvalar verilmekte. Ondört asırdır bilinen gerçeklerin en zayıfları alınıp en doğrusu imiş gibi ortaya atılmaktadırlar. Bunlar zaman zaman da, aralıklarla tekrar edilmektedir. Bu desteksiz, fakat masum, hatta İslam'ın affedici karakterine uygun görünen iddialardan birisi "Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiiler eğer salih amel işlerlerse, Allah'a ve Ahiret'e inanmak şartıyla cennete gideceklerdir" iddiasıdır. Biz cennet cehennem çavuşu değiliz. Hele Yüce Tanrı'nın yüce iradesini tahdit haddimiz değil. Fakat ondört asırdır ortada olmayan böyle bir iddianın şimdi ortaya çıkarılmasının garabeti bir yana insana "Peki o zaman Yüce Allah İslam'ı niçin son ve ekmel din ve Kur'anı da yegane otantik vahiy olarak gönderdi?" Maksat İslam'ın Yüce Peygamberi'ni, İnsanlığın Tacını Ruhani İseviler'le bir olup aradan çıkarmak mı suallerini sordurmaktadır.

Aynı kaynaklar ikinci bir iddia daha imal ettiler. "Tevrat'ın aslı korunmuştur". Elbette Beni İsrail öyle düşünecek ve inanacak. Kim karışır? Fakat, şimdiye kadar yani ondört asır 'Muharref İncil' 'Muharref Tevrat' diye inanarak gelmiş bir topluma bu laflarla ne verilmek isteniyor. Bu toplumdan ne alınmak isteniyor? Buna, bazılarının ifade ettiği gibi diyanette mi iştirak ediyor?

İstemek hakkımız

Elbette biz de inancımıza tamamen aykırı bu iddialara, ilimde hiçbir iddiamız olmadığı halde bir cümle ile cevap vererek iptal edebiliriz; "İçinde,'Lut Peygamber'in iki kızı da babalarını sarhoş edip ondan döl aldılar", "Üzeyr, Allah'ın oğludur" gibi akıl ve ahlak dışı sözler bulunan kitabı 'Tahrif edilmemiş, bu lafları da ayetmiş gibi hangi mümin kabul edebilir' diye sormak kafidir.

Fakat bu sözleri söyleyen, yazan ve ısrar eden zat eski bir Diyanet İşleri Başkanı'dır (Mehmet Nuri Yılmaz). Sözlerin içeriğine değil daha çok söyleyenin unvanına itibar edildiği bir dönemden geçmekteyiz. Bu öyle bir nokta ki hiçbir siyasi düşünce, şahsi menfaat ve rızk endişesine mesağ vermez. İçinde 'Hardal tanesi kadar iman taşıyan' hiç kimse bu sözler karşısında bitaraf kalamaz. Ortadadır ki, abdest suyundan bir damla fazlanın orucu bozup bozmayacağı konusunda fetva veren makam, bu mühim konuda da ilmi ve din" fetvayı daha doğrusu cevabı vermek ve dindaşlarını aydınlatmakla mükelleftir.

Başında ilahiyatçı bir profesör derununda da birçok metin inançlı alimlerin bulunduğuna kani olduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu haksızlık karşısında konuşmasını istemek sanırım en tabii hakkımızdır.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100