Bu haber kez okundu.

?Dörtte bir Kürt' bakan!
Tercüman'dan Ergun Göze, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in kendisine söylediği "dörtte bir Kürdüm" sözlerininin ne anlama gelebileceğini irdeliyor ~|~ Millî Eğitim Bakanı'mıza bir türlü kanım ısınamamıştır. Ayrıca siması da bana hiç güven vermemiştir. Kendileriyle yanılmıyorsam hiçbir şekilde karşılaşmış da değiliz. Bir defa telefonlaştık. Galiba o da benden hoşlanmadı ki geleceğim falan dedi ve fakat ne o uğradı, ne de ben aradım.
Ama duygularım temelsiz değildi. Telefonla konuştuğumuz zaman kabineye ilk defa Kültür Bakanı olarak girmişlerdi. Çiçeği burnunda Kültür Bakanı olarak yapılan bir televizyon röportajında durup dururken dörtte bir Kürt olduğunu söylemesi dikkatimi çekmişti. Dörtte bir de olabilirdi, dörtte üç de, hatta bu vatanın birçok değerli evlâdı gibi dörtte dört bile olabilirdi. Bu mühim değildi de, geriye kalan dörtte üçü açıklamadan sadece bu dörtte biri açıklaması garip gelmişti bana. Serde gazetecilik var ya, düşündüm, bu mesaj kimeydi? Bir akademisyenden ?öyle söylüyorlardı? böyle etnik bir açılım dikkat çekiciydi? Demek politika, herkesi aynı noktaya getiriyordu.
Enteresan kültür politikası
Ayrıca, röportajın devamında, Kültür Bakanı olarak, kültür varlıklarını koruyacaklarını anlatırken, "Biz bizim olsun, yabancıların olsun, ülkemizdeki bütün kültür varlıklarını koruyacağız" demiş ve misaller verdikten sonra, "Gerçi onlar bizim kültür varlıklarımız için para ayırmıyorlar ama biz ayırt etmeksizin onların kültür varlıklarını da koruyacağız" diye bol kepçe bir eklemede bulunmuştu...
Donmuş kalmıştım. Yabancılar Türkiye'deki geçmiş ve ölmüş medeniyetlerin önemsiz eserlerini korumak için su gibi para harcarken ve bu imkânları varken ve bizim eserlerimiz için zırnık ayırmazken ve bunu bir kültür politikası yapmışken, bizim yepyeni Kültür Bakanımız, üçyüz milyar dolar borçlu ülkemizin parasıyla onların harabelerini de Türk'ün parasıyla korumaya alacağını söylüyordu. Yâni Yağma Türk'ün Böreği. Neyse ki kısa zamanda o makamdan aldılar ve Milli Eğitim'in başına getirdiler. Orası zaten bir gayya, bir facia... Kimsenin orada hayırlı bir iş yapması pek mümkün değil.

Ruhban Okulu

Ama Milli Eğitim Bakanı olarak bir gazeteye verdiği röportajda (6 Ekim, Milliyet) Sayın Hüseyin Çelik, şimdiye kadar gelmiş geçmiş en hayırlı (!) bir işe imza atmaya hazırlandığını açıklıyor ve benim kendisine kanımın niçin ısınamadığının sebebini ortaya koyuyordu. Evet, Heybeliada Ruhban Okulu'nu yirmidört saatte açarım buyuruyorlar.
AB ile müzakere kararı çıkar çıkmaz Sayın Bakan, 5 Ekim'de Heybeliada Ruhban Okulu'nu açabileceğinden bahsetti. Demek ki, Lüksemburg'da kapalı kapılar ardında AB'ye bu sefer de Heybeliada Ruhban Okulu'nu açma ödünü verilmiş bulunmaktadır. Hem de ne gerekçelerle... Avrupa'da beş bin cami varmış. Rotterdam'da beşyüz Müslüman ilahiyatçı ders görüyormuş vs... Tam popülizm. Tam AB'perestlik. Gerçekleri örtmenin daniskası. Bu gerekçeyle istenirse Ayasofya, kilise bile yapılabilir. Belki istiyorlardır da. Çünkü Papa bayılır.
Mesele Ruhban Okulunun açılması değil, Ruhban okulunun Fener Rum Patrikhanesi'nin kontrolünde, yâni Türk Devleti'nin kontrolü dışında açılması isteğidir. Yâni Türk Maarifi'nin değil, Helen Maarifi'nin Türk toprakları üzerindeki uzantısı olmasıdır. Fener'in ekümenikliğinin tanınmasına bir adım teşkil etmesidir. Devletimizin haklı olarak kabul etmediği budur. Sayın Bakan'ın yapmak istediği ise onların Makaryoslar yetiştirecek bir papaz okulunun açılması, haksız isteklerini Emriniz olur diye yerine getirmektir.

Batı Trakya'ya baksın!

Hüseyİn Beyefendi'nin, açıklamalarında. dörtte bir nispetinde dahi hüsnüniyet sahibi olmadığını ispat için hemen söyleyelim... Kendisi Avrupa'daki beşbin camiyi falan bıraksın da Batı Trakya Türkleri'nin Lozan ile korunmuş haklarını koruyabiliyorlar mı? Müftü'nün serbestçe seçilmesini sağlayabiliyorlar mı? Oradaki Müslüman Türk Cemaati'nin eğitim ve ibadet haklarının dörtte birine sahip çıkabiliyorlar mı? Ona baksınlar.
Efendim, Allah kimseyi büyük söyletmesin. Samimiyetten uzaklaştırmasın. İşte böyle İmam Hatip Liseleri diye başlar, sonunda Ruhban Okulu diye bitirir. Hele Ruhban Okulu'nu açarken o arada İHL meselesini de hallederim diye düşünüyorsa, Dinim böyle emrediyor demesin. Bu daha büyük bir yanlış olur. Dinimizin metodolojisinde "Defi mefasit celbi menafiden evlâdır" (Ergun Göze bunun yeni nesillerin anlayacağı şeklini vermemiş. Biz aktaralım: Fesatları defetmek faydaları kazanmaktan daha iyidir) hükmü vardır. Kendi yurdumuzda İHL'leri Ruhban Okulu gölgesine koymak da dinimize hakarettir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100