24 Şubat 2015 Salı 00:02
1192 Okunma
Ehl-i Beyt Ekolü’ne göre abdest
142. İLKE:
Abdestin, namazın ön hazırlıklarından biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Mâide Sûresi’nde şöyle yer almaktadır: “Ey inananlar! Namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı da.” (Mâide, 6).
Bu ayetin birinci cümlesinde, “yüzlerinizi ve dirseğe kadar ellerinizi yıkayın” “yed=el” kelimesinin çoğulu olan “eydi=eller” kelimesi kullanılmıştır. Arapça’da “yed” kelimesinin çeşitli anlamlara geldiği; bazen sadece parmaklar için söylendiği, bazen parmaklardan bileğe kadar, bazen parmaklardan dirseğe kadar ve nihayet bazen de parmaklardan omuza kadar el ve kolun tamamı için söylendiği ve ayrıca abdest alırken yıkanması farz olan miktar da dirsekle parmak uçlarının arasına kadarki bölüm olduğu için, Kur'an-ı Kerim “İle’l-merafik” tâbirini kullanarak eli yıkama şeklini (örneğin yukarıdan aşağıya mı yoksa aşağıdan yukarıya mı) değil, yıkanması gereken miktarı beyan etmiştir. Yıkama şekli, normalde temizlik yaparken yukarıdan aşağı yıkayan halkın örf ve âdetlerine bağlıdır. Örneğin, eğer doktor hastasının ayağının dize kadar yıkanmasını söylerse, onun ayağını yukardan aşağıya doğru yıkarlar, aşağıdan yukarıya doğru değil. 
İşte bu nedenle Ehl-i Beyt Ekolü, abdest alırken yüz ve ellerin yukarıdan aşağıya doğru yıkanması gerektiğine ve aksinin doğru olmadığına inanıyor.
Diğer bir konu da abdestte ayağı meshetmektir. Ehl-i Beyt fıkhı ayakların yıkanmamasını, aksine sadece meshedilmesi gerektiğini vurguluyor. Bunun delili ise kısaca şudur: Mâide Sûresi’nin altıncı ayetinin zâhiri, namaz kılan kişinin abdest alırken iki vazifesi olduğunu bildiriyor. Biri, yıkamak (yüz ve eller) ve diğeri ise meshetmek (baş ve ayaklar). Aşağıdaki iki cümleyi karşılaştırdığımızda da bu konuyu apaçık bir şekilde anlayabiliriz:
1- “Fağsilû vucûhekum ve eydiyekum ile’l-merâfik” (Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın).
2- “Vemsehû bi ruûsikum ve erculekum ile’l-ka’beyn” (Başınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı da).
Bu iki cümleyi, daha önce zihninde belli bir fıkhî gidişat olmayan dili Arapça olan bir kişinin önüne koyacak olursak; şüphesiz, bu ayete göre, yüz ve eller konusunda vazifemizin yıkamak, baş ve ayaklar konusunda ise meshetmek olduğunu söyler.
Arap edebiyatına göre “ercu” kelimesi “ruus” kelimesine atfedilmelidir ve bundan da ayakların meshedilmesi sonucu çıkar ve onu daha önce geçen “eydi” kelimesine atfederek ayakları yıkamak sonucu çıkarılamaz. Aksi durumda, atfedilenle (erculekum) kendisine atfedilen (eydiyekum) arasında muterize cümlesi (femsehû bi-ruûsikum) yer alır; bu ise Arap edebiyatı bakımından doğru olmayıp maksadın yanlış anlaşılmasına neden olur. Ayrıca, bu bölümde (ayağı meshetme) kelimeyi esreli okumakla üstünlü okumak arasında da bir fark yoktur ve her iki kırâata göre “erculekum” kelimesi “ruûsekum” kelimesine atıftır; bu aradaki tek fark, onun zâhirine atfedildiğinde esreli, onun yerine atfedildiğinde ise üstünlü okunmasıdır.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100