10 Ağustos 2005 Çarşamba 00:00
167 Okunma
Ekonomi tıkandı
Ekonomideki 'berbat gidişatı' değerlendiren yazıları alıntılamaya devam ediyoruz. Radikal'den
Uğur Civelek, cari açığın yol
açacağı depremi Maliye ve
Merkez Bankası'nın bile yeterince algılayamadığını dile getiriyor
Son yıllarda ülkemizde yaşanan eğilimlere bakılırsa, enflasyon ile cari denge arasında güçlü bir ilişki var! Enflasyon gerileyip hedefin de altında kaldıkça cari açık büyüyor. Bu ilişkiden hareketle sormak gerekiyor: Cari açığın küçülmesi için enflasyonda yükselişi göze almak mı lazım? Veya enflasyon ve faizlerde herhangi bir yükselişin yaratacağı kırılganlık nedeniyle cari açığın büyümesine kayıtsız kalınması, finanse edebildiğimiz sürece sorun yoktur denilerek geçiştirilmesi mi gerekiyor?
Cari açık daha da
açılırsa, ne olacak?
Cari açık finanse edilemez hale geldiğinde neler yaşanacak?..
Yukarıda dile getirdiğimiz sorular oldukça tehlikeli; duymak, düşünmek ve çözüm üretmek yetkililerin kapasitesini aşıyor. Zira uygulanan IMF destekli program ve döviz kuru tabu haline getirilmiş durumda. Evet döviz kuru gerileyip Türk Lirası değerlendikçe enflasyon geriliyor ve hedeflenenin altında kalıyor, fakat cari açık da büyüyor. Eğer döviz kuru yükselirse de eğilimlerin yön değiştireceği biliniyor. Ancak bu yalın gerçeği ifade etmek yetkililerin işine gelmiyor! Soruyoruz, cari açığın kontrolsüz şekilde büyümesi kimin sorunudur?
Merkez Bankası
işi bilmiyor
Kimseden ses gelmiyor; ne ekonomiden sorumlu bakanlardan ne de Merkez Bankası'ndan! Bu durumda konunun ya önemsiz ya da çok hassas ve önemli olduğunu düşünüyorsunuz. Yaşadığımız ve yaşayacağımız gelişmeleri anlayabilmek için konuyu irdelemeye çalışalım. 2005 yılı cari açık rakamı muhtemelen 20 milyar dolar düzeyine ulaşarak gayrisafi milli hasılanın yüzde 6'sı düzeyini aşacak. Finanse edilebildiği sürece söz konusu oranın yüzde 10 seviyesine doğru büyümesi pek olası değil; halen sınırları zorlayan bir konumdayız ve kırılganlık önemli ölçüde artmış görünüyor. Hizmet sektörü fiyatlarındaki katılık bu gerçeği teyit ediyor. Türk Lirası daha fazla değerlense; dış finansman sorunu yaşanmasa ve bankalar bugün olduğu gibi kendi portföylerini büyütse bile sonuç çok fazla değişmeyecek. Zira ekonomi daralma sürecine girecek, nakit akışlardaki sıkıntı büyüyecek, işsizlik süratli bir şekilde artarken, gelirler ve tasarruflar eriyecek; yalnız kamunun değil, birey ve kurumların da borçlarını çevirmesi zorlaşacak. Bu olasılıklar, yetkilileri ve büyük pozisyon taşıyanları suskunluğa mahkûm ediyor. Gerek Maliye, gerekse para politikası konusunda neyin doğru, neyin yanlış olduğu kestirilemiyor. Tam anlamıyla bir tıkanma noktasına gelinmiş durumda.
Maliye Bakanlığı vergileri yükseltse veya düşürse herhangi bir işe yaramayacak, zararı daha büyük olacak. Hal böyle olunca, çözümü kayıtdışı ile mücadele eder gibi görünmek, kamu kurumlarından bütçeye transferler konusunda sınırları zorlayarak gelir kaybını gidermek ve günü kurtarmak peşinde koşuyor. Merkez Bankası'nın para politikası konusundaki durumu da pek farklı değil: faizleri yükseltse panik çıkacak, düşürse sorun iyice büyümüş şekilde önüne gelecek. Böyle olduğu için son aylarda enflasyon ve görünüm raporunun içeriği biraz farklılaştı, geçen ayki para kurulu toplantısından faiz düşüş kararı çıkmadı. Beklenenden oldukça düşük çıkan temmuz ayı enflasyon rakamlarına rağmen, aynı nakarat tekrarlanabilir. Bakış açısının orta vadeye kaydırılmış olması bu ihtimali güçlendiriyor.

 

~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100