12 Şubat 2005 Cumartesi 00:00
456 Okunma
Ekonominin anahtarı BTP'de

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş: Millî istikamette düşünen, modeli millî olan, bizlerin görüşü istikametinde hareket edilirse ekonomi ancak düzelir. Bizim kapımız çalınmadan ekonomi düzelmez. Ekonominin anahtarı bizdedir. Biz bu işi yaparız. Başkaları gibi mazeret de üretmeyiz.

"Enkaz devraldım" demeyiz

-Ekonomide çözümün adresi BTP

Biz sadece hastalığı teşhis eden değil tedaviyi de ortaya koyan bir anlayışa sahibiz. İktidar şu olur, bu olur. Ama bu ülke bizimdir. Bu vatanın ayakta durması, bu milletin dimdik olması lazımdır. Onun için de milletin emrinde, hizmetinde olmak gerekir. Sayın Başbakanımıza intikal eden "% 9 enflasyon var" bilgilerinin tamamı yanlıştır. Arzu ederlerse dökümanları ile birlikte enflasyonun en az %40'lar seviyesinde olduğunu ispat ederiz. Yine kabul ederse, Türkiye'nin enflasyon belasından başının kurtulmasına Allah'ın izniyle vesile oluruz."
Prof. Dr. Haydar Baş? Az evvelki soruyu anlatabilmek için hadisenin arka planını ele aldık. Ortadoğu'yu inceledik. Kerkük, Musul'un durumunun ne olduğunun cevabını verdik. Ekonomide de gelinen bu noktayı ifade edebilmemiz için yine hadisenin biraz arka planına bakmamız lazım. Türkiye'de siyaset yapanların tamamı en azından benim gençlik yıllarımdan bu tarafa bir meseleyi tamamen gözünden kaçırmıştır. O mesele de şudur: Bildiğiniz gibi para, milletlerin bağımsızlık alametidir, işaretidir. Eğer bir millet kendi parasını, kendi iradesiyle, kendi şartlarıyla beraber ortaya koyamıyorsa ne derseniz deyin o millet bağımsızlığını kaybetmiştir. Biz, belki de 20 yıldan bu tarafa bağımsızlığımızı kaybettik.

"Para basma borç al" tuzağı

Paranın şu veya bu tarifleri yapılmıştır. Benim, ekonomi tezimde, paraya getirdiğim tarif, emeğin ve üretimin karşılığında artı emeği ve üretimi devreye koyan bir tahrik unsuru olarak ifadesini bulmuştur. Ama geçmişte herhangi bir devletin parayı elinde tutabilmesi için altının olması lazım, buna karşılık parasını basması lazım gibi kurallar vardı. ABD geldi, bu kuralları alt üst etti. Bundan sonra devletler paralarını gayrisafi millî hasılasına göre basmaya başladılar. Biz 20 seneden bu tarafa, son kuralı ölçü olarak ele alırsak, gayrisafi millî hasılamızın karşılığında bir tek kuruş para basmadık. Sizin elinizde üretilen mamul var. Ama bu mamulün karşılığında piyasada paranız yok. Bu, toplumda fevkalade bir mal intikali, mal mübadelesi darlığı meydana getiriyor. Geçmiş dönemlerde olmuş olsaydı, getirirdiniz buğday, pirinç alırdınız şeklinde mal mübadelesi yapabilirdiniz. Ama bu raflara kalktı. Bunu kimse uygulamıyor. Bunun yerine para sistemine geçildi. Yapacağımız iş elinizdeki mala mukabil zati değeri olan parayı basmanızdır. Buna ekonomi dilinde emisyonu genişletmek, senyoraj hakkını devletin kullanması denir. Türkiye 20 seneden bu tarafa kendi parasını basmıyor. Peki ne yapıyor? Basması gereken paranın yerine gerek iç, gerek dış kaynaklardan borç para alarak ürününe karşılık buluyor. Para, emeğin ve üretimin karşılığı değil miydi? Bu sefer senin ürettiğin mamul, emek, parasını sana ihraç eden devletlerin oluyor. Yani sen çalışıyorsun, hamallık yapıyorsun, emeğini ortaya koyuyorsun, malını ortaya koyuyorsun, adamın parasını bunun yerine getirerek malını bir başkasına devretmiş oluyorsun. Senelerden beri bu böyle oynanıyor. Türkiye de maalesef dış borçtan kurtulma diye bir şeyi de düşünemiyor. Sayın iktidarı bazen dinliyorum. "Borçlanmak kötü bir şey değildir" diyor. Ekonomi kuralına göre sermayesi olmayan bir insanın borçlanarak iş yapması hakikaten menfaati gereğidir. Ama bu nasıl olursa menfaatine olur. Faraza sizin 10 milyar lira paranız var. Tahtakale'ye gidiyorsunuz. Piyasa kredisi dediğimiz kredi ile 100 milyarlık mal alıyorsunuz. 10 milyar paranızı veriyorsunuz. 90 milyara mukabil de senet kesiyorsunuz. Elinizde 100 milyarlık mal var. % 10 kârla satmış olsanız 10 milyar kazanıyorsunuz. Ama kendi paranızla yetinmiş olsaydınız 1 milyar kazanmış olacaktınız. Bu mânâda bir yiğidin borçlanması kamçılanması oluyor. Fakat bilhassa Türkiye'nin borçlanması bu mantık üzerine bina edilmiş bir borçlanma değil. Borçlanıyorsun, üretiyorsun, para kazanıyorsun; bu değil. Piyasa kurallarına göre % 25?30 faizle borç alıyorsun. Bunu kendi mamulün karşılığında alıyorsun. Kendi paranın yerine adamın parasını koyuyorsun. Bunu faizle koyuyorsun. Birinci cinayet; bunun karşılığı kendi paran olması lazım gelirken bu yok, kimin parası varsa bedava olarak onun tarafına malını ihraç ediyorsun. İki, bu parayı faizle alıyorsun. Hiç bir tek kuruş kârın olmadığı gibi aldığınız paraya da yıl sonunda belli miktar faiz ödüyorsun. Yani zararınız iki türlü oluyor. Bir, elinizdeki malı bedavaya ihraç ediyorsunuz. İki, aldığınız paraya faiz vermiş oluyorsunuz. Bu mantıkla Türkiye'nin borçlarının bitmesi mümkün değildir. Ama şöyle olmuş olsaydı biz hükümeti takdir ederdik. Hükümet, %1 faizle kabul edelim ki 1 milyar dolar değil, 1 trilyon dolar almış olsaydı "helal olsun, başardın" derdik. Şimdi bu kendi kendini kandırıyor. % 25?30 faizle para alacaksın. Kaç para kazanacaksın? Bunu neyin yerine alıyorsun? Olması gereken kendi paranın yerine alıyorsun. Bir. İkincisi, % kaç faizle alıyorsun. Neticeye geliyoruz. Aldığımız şey, malın karşılığında para olduğuna göre eksi bir hareketle Türkiye'de ekonomide dibe doğru gidiyoruz. İki, verdiğimiz faizler var. Bu faizler otomatikman malın üzerine ilave edilir. İmalat yapsanız da malın üzerine ilave edilir, pazarlama yapsanız da edilir.

Türkiye deflasyonu yaşıyor

Tüccarsınız. Gittiniz, herhangi bir bankadan % 30 ile kredi aldınız. İmalatçı da değilsiniz, pazarlamacısınız. 10 milyar aldı iseniz, sizin bankaya 3 milyar faiz ödemeniz lazım. Toplam borcunuz 13 milyar oluyor. Ne yapacaksınız? Malın üzerine ilave ederek bu malı satacaksınız ki kazandığınızdan borcunuzu verebilesiniz. Bir de geçinmeniz lazım. Dolayısıyla bu faizi mala artı olarak geçiyorsun. Bu, artı olarak geçtiğin her şey onun enflasyon değeri demektir. Bir adam kalkar %30 faizle kredi alır, %10 kârla iş yaparsa bu adam altı ay sonra batmaya mahkûmdur. Biz diyoruz ki aldığınız borca mukabil verdiğiniz faiz kadar en azından malın üzerine koymak zorundasınız. Niye? Borcunuzu vermeniz için. Artı, bir de geçiminiz var. Enerji giderin, kira giderin, işçi giderin var. % 30 faizle kredi alan bir adam en az % 40 mala ilave etmek mecburiyetindedir. "Enflasyon düştü" diyorlar. Sen kimi kandırıyorsun? Enflasyon % 9'a düştü, tüccar % 30'a kredi aldı. Nasıl düştü? Bu mümkün değil. Bu mantığa göre alanın hemen aradan çıkması lazım. Çıkmadığına göre bu dediğimiz kurallara göre tüccarın işi sürüklemesi gerekiyor. "Ama hocam bu böyle olmadı. Mal gerçekten ucuzladı." Ucuzladı ise vatandaş bütün zararları gözönüne alarak malını sattı demektir. Adam namuslu adamdır. Borcu vardır, ödeyecektir. Veya hastası vardır. Malını paraya tebdil edecek ki bütün bu işlerini görsün. Malını ya aldığı fiyatta veyahut da zararına satıyor. Bu sefer paranın olmadığı piyasada malı zararına veya maliyetine satmanın adına ekonomi dilinde deflasyon denir. Bunun sonu da işyerlerinin kapanması, işçilerin işten atılmasıdır. Buna da kısaca stagflasyon denir. Türkiye buna çoktan girdi. Şu anda Türkiye bunu yaşıyor. Eksi enflasyon dedikleri zaman Türkiye, deflasyona girmişti. Ben bunu söylemiştim. Sakalım olduğu halde beni dinlemediler. Bu kadar taassup olmaz. Adam en azından adamını gönderir. "Bu adam bir şey diyor. Ne demek istiyor" diye öğrenir. Sonra biz sadece hastalığı teşhis eden bir beyin değiliz. Elhamdülillah biz hastalığı teşhis ederek tedaviyi de ortaya koyan bir anlayışa sahibiz. Bu ülke bizimdir. İktidar şu olur, bu olur. Ama bu vatanın ayakta durması lazım. Bu milletin dimdik olması lazım. Onun için de hangi yolla olursa olsun milletin emrinde, hizmetinde olmak gerekir. Elhamdülillah biz de babamızın bu duasıyla bugüne kadar geldik. "Ya Rabbi! Evladımı zatına kul, habibine ümmet, bu millete de hizmetçi eyle" duasıyla yetiştim. İnşaallah hizmet de edeceğiz.

Şimdi sen hangi kuruluştan bahsediyordun?

n Morgan Stanley'den bahsediyordum. Dünyadaki saygın bir kaç kuruluştan biri.

Prof. Dr. Haydar Baş? Şunu iyi bilin. Milletimiz bizi iyi takip etsin. Morgan Stanley'miş, şu imiş, bilmem ne imiş, bunların hepsi fasa fiso. Biz bunların hepsini ekonomide bozuk para olarak cebimizden çıkartırız. Aksi cevabı olanlarla, istedikleri televizyonda, istedikleri yerde, hodri meydan, gelsinler tartışalım. Onlar bizim dediklerimize ya üç, ya beş, ya da on sene sonra ancak gelebilirler.

Merkez Bankası

Başkanı hür değil

n Yine bu minvalde siz Ecevit hükümeti döneminde de yanlışlıklara dikkat çekerek Türkiye'de talep enflasyonu olmadığını, talep enflasyonu olması için piyasada para olması gerektiğini, Türkiye'deki enflasyonun maliyetten kaynaklanan bir enflasyon olduğunu söylemiştiniz. Bu tespitinizi IMF çok sonradan dillendirdi. "Evet! Biz yanlış tespit etmişiz. Türkiye'de talep değil maliyet enflasyonu varmış" dedi. Yine Merkez Bankası Başkanımız Süreyya Serdengeçti'nin geçenlerde bir açıklaması oldu.

Prof. Dr. Haydar Baş? Hemen burada şunu söyleyeyim. İnşallah biz iktidar olursak Süreyya Serdengeçti bey bizim iktidarımız döneminde gerçek Merkez Bankası'nın başkanı olarak görev yapacak. Hürriyetine kavuşacak. Yapması gerekeni yapacak. Şimdi ona bu müjdeyi veriyorum.

n Sayın Serdengeçti'nin bir açıklaması olmuştu. Şu anda uygulanan ekonomik politikaların, para politikaların dışında farklı bir ekonomik görüşün olduğunu belirterek sizin görüşünüzü anlattı. Emisyon hacminin GSMH'ya oranla çok az olduğunu, bundan dolayı da faiz oranlarının çok yüksek olduğunu söyledi. Olması gereken düzeyde olmadığı için faiz oranlarının çok yüksek olduğunu, rantiyenin çok para kazandığını, üretim ve ihracatın aşağı çekildiğini ifade etmişti. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Prof. Dr. Haydar Baş? Allah selametini versin, sayın Başbakanımız Bülent bey döneminde faiz oranları % 80 dolayındaydı. O günün şartlarında hedef olarak enflasyonu % 25'e çekme iddiaları vardı. Tabiî, körün aradığı iki göz, biri ela biri boz. Sizin enflasyonu %25'e indirebilmeniz için faizin en azından % 15'e inmesi lazım. Faizin %25 dahî olduğu ülkelerde enflasyonun %25'e inmesi mümkün değil. Çünkü sizin giderleriniz de var. Bunu en az %5 kabul edersek enflasyon %30 olur. Kural olarak bu budur. O günlerde enerji fiyatlarına bakıyorsunuz, almış başını gitmiş. Hammadde girdileri almış başını gitmiş. Yalnız bu sadece o günkü hükümetten kaynaklanan bir tablo değildi. Bunu da kabul etmemiz lazım. Sigorta primleri almış başını gitmiş. Bunları önünüze getirdiğiniz zaman artı değerler ya imal ettiğiniz, ya da pazarladığınız mamullerin fiyatına yansıyacaktır.

Enflasyon %40'larda

Enflasyon iki ana temelden kaynaklanır. Mal pahalıya mal olur. Bu maliyet enflasyonu olarak görülür. Ekonomi dilinde de bunu bulamazsınız. Kapitalist ekonominin böyle bir meselesi yoktur. Onu çok farklı şekillerde yorumlarlar. Bu, bizim Millî Ekonomi Modelimizde yeri olan bir şeydir. Millî Ekonomi tezimizde maliyeti vücuda getiren bütün şartların aşağı çekilmesi esası vardır. Önce siz enflasyonu temelde, olduğu yerde yok edeceksiniz. Bataklığı kurutacak, tek tek mikropla uğraşmayacaksınız. Millî Ekonomi Modelinde esas olarak maliyet şartlarını aşağı çekerek maliyeti ucuzlatacağız. Böylece maliyet enflasyonunun önüne geçmiş olacağız. Bu olmadıktan sonra siz enflasyona ne kadar tedbir alırsanız alın, kendinizi kandırırsınız.

Peki ikinci enflasyon nedir? Liberal ekonominin tanımı budur. Mala talep fazla olduğundan dolayı satıcı malını hak ettiği fiyatın üzerinde satar. Böylece mal talepten dolayı devamlı pahalı satılır.

O günün şartlarında Türkiye'deki pahalılık mala olan talepten dolayı değildi. Bilakis mağazalar ağzına kadar mal ile dolu idi. İstemediğiniz kadar mal var. Ama maliyet fazla olduğu için o mal fazla fiyata satılma durumu hasıl oluyordu. Hatırlarsanız o gün işyerleri şikayetçi idi. İşyerleri kapanıyordu. Niye? İş yoktu. İş olmamasına rağmen enflasyon yine yukarı çıkıyordu. Çünkü hastalığı maliyet enflasyonu olarak teşhis etmediler. Talep enflasyonu nev'inden kuralları devreye koydular. Bu sefer olması gereken parayı da piyasadan çekince vatandaş büsbütün parasız kaldı. Pahalı olan mala talep de kalmadı. O zaman o süreçte aslında deflasyon sürecine giriliyordu. O süreç Türkiye'nin deflasyona girdiğinin ilk adımı idi.

n Bugün da aynen devam ediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş? Daha fazlasıyla devam ediyor. Sağdan soldan dayanmalar, madalyalarla devam ediyor. Sen adama hizmet ediyorsun. Niye tebrik etmesin. Cebini dolduruyorsun, niçin sana teşekkür etmesin. Ülkeni bölüyorsun, neden sana sarılmasın. Cesaret madalyalarının temelindeki asıl nükte budur.

Maliyet enflasyonu dedik. IMF baktı ki parayı ne kadar emdi isek ucuzlama olmadı, istediğimiz gibi enflasyon düşmüyor. "Demek ki Haydar Hocanın dediği doğru. Bu, talepten kaynaklanan bir enflasyon değilmiş. Maliyetten kaynaklanan bir enflasyondur" dedi. Sonra ne oldu. Maliyetleri aşağı çekmeleri gerekirken hiç onlarla uğraşmadılar. Enerji giderlerini, sigorta giderlerini, hammadde giderlerini, kredi faizlerini aşağı çekmesi gerekirken bunu yapmadılar. Yine parayı emmeye devam ettiler. Hastalık bu sefer kangrene döndü. Olay budur. Biz de o şartlarda bunu söyledik. Hâlâ da bu şartlar devam ediyor. Bu şartlar iyileştirilmiş değildir. Bunun iyileştirilmesi için faiz fiyatlarının Batı'da olduğu gibi %1'lere inmesi lazım. Enerji fiyatlarının, hammadde girdilerinin, sigorta primlerinin aşağı çekilmesi lazım. Kısaca maliyet girdilerinin aşağı çekilmesi sağlanırsa enflasyonun önüne geçeriz. Türkiye'de hâlâ ciddi .bir maliyet enflasyonu var. Olan enflasyon talep enflasyonu değildir. O bakımdan sayın Başbakanımıza intikal eden "% 9 enflasyon var" bilgilerinin tamamı yanlıştır. Gerekirse, şayet kendileri arzu ederlerse biz bunu emir telakki eder, dökümanları ile birlikte enflasyonun en az %40'lar seviyesinde olduğunu ispat ederiz. Yine kabul ederse, yine de bunu emir kabul eder, Türkiye'nin enflasyon belasından başının kurtulmasına Allah'ın izniyle vesile oluruz. n
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121