06 Mayıs 2005 Cuma 00:00
155 Okunma
Evanjelist Türk

Başkan Bush'a yakınlığıyla bilinen Evanjelist tarikatının sahibi bulunduğu bir İlahiyat Fakültesi'nin Dekanlığı'na Ergün Mehmet Caner isminde bir Türk atanmış. Yalnız bu zat, ABD de büyümüş ve Hıristiyan olmuş biri. Zaten, öyle olmasa onu kapıya koymazlardı. Hem bir Türk'ü Hıristiyan yapmak, sonra da onu dekanlığa getirip bazı hafif akıllıları Hıristiyanlığa heveslendirmek misyonerliğin bayıldığı dümenlerdendir.
Yüzyılın en büyük ilahiyatçılarından birisi olan merhum Hamidullah Bey sağ olsaydı, onu oraya tayin ederler miydi? Demek istediğim Evanjelistler oraya bir Türk'ü tayin etmediler, oraya bir gayrı Türk'ü, bir Hıristiyan'ı tayin ettiler.
Mesele bir insanın inancına karışmak meselesi değildir. Ama bir inancı bırakıp diğerini alanın samimi olması ve bunun için bir menfaat gözetmemesi gerekir. Fakat menfaat için mukaddeslerini terk eden elbette Türklüğünü de terk etmiş demektir. Gagavuzlar da Hıristiyan ama onlar Türktürler.
Gagavuz Dışişleri Bakanı'nın, mehter konserinde tekbirle nasıl coşup ayağa fırladığını hiç unutmam. Türklük ve Müslümanlık bir ruh gibidir. Müslümanlığını böyle cafcaflı bir makam için şatafatlı ve İslâm'a karşı hakaret eder şekilde bırakan insan, Türklüğüne ait her şeyi terk etmiştir artık. Tevfik Fikret'in rahip olan oğlu nerede acaba? Babasının kabrini ziyaret etti mi hiç? Tamamen kayboldu... Hayır hayır, Evanjelistler bir Türk'ü dekan yapmadılar, bir evanjelisti dekan yaptılar. Hem bunu sadece ben söylemiyorum. ABD'de cami yaptıran bir mimar olan babası da, onu red ederek ayni şeyi söylemiş..
Büyük tehlike
Sayın Başbakan nihayet İsrail'e de gitti... Ama bu ziyaretten ne çıktı? Hiç... Kim kazandı? İsrail... Üstelik arabuluculuk teklifini de elinin tersiyle iterek. Erdoğan çifti de bir Kudus?ü Şerif ziyareti kazandı, o kadar. Hayır o kadar değil. O arada öyle bir hâdise oldu ki eğer sayın Başbakan dikkat etti, ibret aldı ise hatta, onu örnek olarak kabul ettiyse bu bedava Kudüs ziyareti onlara helal olsun. O olay şudur. Harem?i Şerif'e giderken, Erdoğan, misafiri olduğu İsrailliler'in bayrağını arabasından indirtti. Bunun üzerine ev sahipleri yâni İsrailliler de arabalarındaki Türk bayraklarını indirttiler.
Bu ne basit bir olaydır, ne de küçük. Bu, ne de İsrailliler'in ayıplanmasını gerektiren bir olaydır. Bu, milletlerarası münasebetlerin, diplomasinin, devletler hukukunun en basit fakat en vazgeçilmez temel taşıdır ve adına eskiden mukaabele?i bi'l?misl derlerdi şimdilerde ise karşılıklılık diyorlar.
O sana vize koyabilir. Sen de ona koyabiliyor musun? Koyamıyorsun, çünkü turist ve döviz bekliyorsun. O zaman devlet olmak vasfın zayıflıyor. Her konu böyle. Ermenistan, "Soykırımını tanı" mı diyor, derhal "Sen Doğu'da Fransız, İngiliz, Rus yardımıyla Türkler'e yaptığın jenositi tanı" diyebiliyor musun? "Hocalı katliamının hesabını ver" diyebiliyor musun? "Karabağ'dan çekil" diyebiliyor musun? Diyemiyorsun, çünkü Ermenistan'ın Avrupalı sponsorları AB'ye seni almazlar sonra. İşte o zaman bağımsız devlet olmak vasfından da gedik açılıyor. Türkiye bugün, bu güçsüz, çaresiz, tek yönlü diplomasisiyle devlet olarak çok üzülünecek bir noktaya getirilmiştir. Türkiye'nin bu vahim durumda ilk meselesi AB'ye falan girmek değil, mukaabele?i bilmisl bulanabilecek bir devlet liyakatine ulaşmak olmalıdır. Yoksa tehlike büyüktür.
Ergun Göze / Tercüman

~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100