Bu haber kez okundu.

Fransa'nın perde arkası
FRANSA, 19. Yüzyıl'ın ortalarından itibaren geleneksel ve gönüllü olarak göç alan bir ülkeydi... ~|~

Dahası 1789 devrimiyle ortaya çıkan ve evrensellik vurgusu yapan Cumhuriyetçi gelenekten kaynaklanan bir yaklaşımla sanayileşmenin yaktığı ateşi beslemek için göçmen ithal eden diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak, göçmenleri potansiyel vatandaş olarak kabul etmişti. Çünkü bir ideoloji ve devlet biçimi olarak Cumhuriyetçi model, eşitlik, laiklik ve monarşi karşıtlığı üzerine kurulmuş, temel vurguları ulusal egemenlik, vatandaşlık ve kişi hakları olan bir modeldi. Buna göre Fransa vatandaşı olan göçmenler Fransız'dır ve etnik kökene ve inançlarına bakılmaksızın Fransa topraklarında doğan herkes Fransız vatandaşı olacaktır.

Bu yaklaşımla, Yahudiler'i, Rus cemaatlerini, Polanyalılar'ı, Doğu Bloku'ndan gelenleri, İspanyolları ve nihayetinde 1950' li yıllardan itibaren de Kuzey Afrika ve siyahi Afrika'dan çok sayıda insanı göçmen olarak kabul eden Fransa, İkinci Dünya Savaşı sonrasında altın çağ olarak bilinen ekonomik büyüme döneminin 1972?1974 petrol kriziyle son bulmasına kadar uyum politikasıyla göz dolduruyordu. Ancak 1974'den itibaren Fransa'da göç ve göçmen asıllı Fransız vatandaşlar konusunda ciddi bir politika değişimi başladı. 1980'li yıllar ekonomik sıkıntılarla birlikte aynı zamanda aşırı sağ bir siyasi hareket olarak ortaya çıkan Ulusal Cephe ve lideri Le Pen'in yükselişe geçtiği döneme tekabül ediyor; Fransa iç siyasetinin gündeminde de ülkedeki sıkıntılar ve göçmenler yan yana anılmaya başlıyordu.

Göçmen asıllı Fransızlar
Ama esasen göçmen asıllı Fransız vatandaşlarına negatif bakış, 1929 İzmir, Türkiye doğumlu Fransız siyasetçi olan Edouard Balladur'un Başbakan olduğu 1993?1995 döneminde radikal bir tavır halini aldı. Balladur Hükümeti Fransa'ya göçü kısıtlamaya yönelik önceki siyasi girişimlerden farklı olarak, göçü tamamen durdurmaya giriştiği gibi yetmezmiş gibi daha da ileri gidip, ülkede yerleşik göçmen asıllı Fransız vatandaşlarının kazanılmış haklarına göz dikti. Hükümetin İçişleri Bakanı Pasqua'nın adıyla anılan yasalar, ülkenin evrensellik vurgularına sahip ulusalcı Cumhuriyetçi modele dayanan vatandaşlık kanununu değiştirmeyi hedefleyen yasalardı. Vatandaşlık haklarında kısıtlamalar, sivil özgürlüklerini zedeleyecek şekilde polisin güçlerinin artırılması gibi düzenlemelerin pek çoğu Anayasa Mahkemesi tarafından anayasayı ihlal ettikleri gerekçesi ile reddedildi ama hem Cumhuriyetçi model derinden sallandı, hem de göçmenler Fransa iç siyasetinde bambaşka bir boyut kazanarak bir güvenlik meselesi haline getirildi.

Fransa'da sağ ateşle oynadı ve oynamaya devam ediyor. Aşırı sağın yükselişinden etkilendi ve seçimlerde bu oyları kapmanın hesabını yaparak giderek faşizm yönü ağır basan söylemler ve eylemlere yöneldi. Banliyölerden yayılan isyanın Avrupa'nın her köşesine yayılmasından korkulurken, 2007 Başkanlık seçimlerinin en güçlü adayı olan zat?ı muhterem; yani Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, Afrikalı göçmenleri mal propretÈ yâni pislik olarak nitelendirip, Varoşlar temizlenmeli diyebildiğine göre, bu söylemlerin puan topladığını tahmin etmek güç değil.

Emre Alkin/ Tercüman
Anahtar Kelimeler:
fransa nın perde arkası
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100