Bu haber kez okundu.

GDO'lar yaşamı tehdit ediyor
GDO? Son günlerin en sık kullanılan ve halk tarafından ne olduğu tam manası ile izah edilemeyen üç harflik kelimesi? Herhangi bir canlıdan genlerini alıp başka bir canlıya nakletme işi? Yani anlayacağınız sevgili okurlar bir katakulli var bu işte. ~|~

 

Genetik mühendislik sayesinde bugün bakteri genleri patateslere, sığır genleri balıklara, balık genleri domateslere aktarılabiliyor. Ve bu işlemin sonunda ortaya çıkan "canlılara", "Genetiği Değiştirilmiş Organizma", kısaca GDO deniyor. Bu şekilde sıcağa, soğuğa, böceklere ya da virüslere karşı dirençli yeni türler vücut buluyor. Amaç "açlığa çözüm!" Çünkü GDO teknolojisiyle çok daha fazla ürün elde edilmesi, besin değerlerinin arttırılması ve raf ömürlerinin uzaması hedefleniyor. Ama acaba öyle mi?...

GDO kapitalizmin bir ürünü
GDO'ların vücut bulmasında da tam bir kapitalist mantık hâkim sevgili okurlar. 'Kaynakların yetersiz oluşu' ve 'gıdalar dünya insanlığına yetmez' yalanı bu insanlığın doğasına karşı tutumda yine karşımıza çıkıyor. GDO'lu ürünler üretildiği günden bu yana dünyada bırakınız açların azalmasını; açlık, fakirlik ve yoksulluk kat be kat artmış bulunmakta? Hülasa dünya son birkaç yüzyıldır yalana teslim. İnsanlık GDO'lu ürünleri tüketmeye devam ederek hazin sonunu hazırlamakta bugün. Yine kazanan global, kan emici tarım, gıda ve ilaç şirketleri oluyor. Bu genetiği değiştirilmiş organizmalarla toprağın, tohumun ve en nihayetinde insanın da kimyası bozulmakta?"
GDO meselesinde çokuluslu şirketlerin ve tohum tekellerinin gıdaların genetiğiyle oynayarak yaşamı patentlemeye çalıştıklarını ve ilaç şirketleriyle birleşerek dünya ülkelerindeki tüm üreticileri çokuluslu şirketlere bağlama çabalarını görüyoruz. Çiftçiliğin temel prensiplerinden "tohum saklama" yöntemi işleyemiyor bu süreçte.

Avrupa'da yasak Türkiye'de serbest
Genetiği değiştirilmiş ürünler dünyada 125 milyon hektarlık alanda ekiliyor. GDO'lu ürünleri üreten 25 ülkenin sadece 7 si Avrupa ülkesi. 54 ülkede bu ürünler tüketiliyor. AB ülkelerinde tüketim oldukça az. Ülkemize 1998 yılından beri her yıl milyonlarca ton GDO'lu ürünler giriyor. Her yıl en az 2 milyon ton GDO'lu soya, 2 milyon ton GDO'lu mısır ülkemize hiçbir denetime tabi tutulmadan rahatça girebiliyor. Yapılan bir araştırmada 51 hayvan yeminden 50'sinde GDO'lu soya çıktığı bildiriliyor. Avrupa birliği ülkelerinin birçoğunda yasaklanmış olan bu ürünleri, Türkiye'de insanlar farkında olmadan yıllardan beri tüketiyor.
Uzmanlar, şu anda raflarda yer alan en az 800 üründe, GDO'ların kullanıldığını söylerken, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma farklı illerden alınan 28 domatesten 22'sinin genetiğinin değiştirilmiş olduğunu gösteriyor.

Kısırlık ve kanser riski büyük
Her ne kadar GDO'ların insanlar üzerindeki etkileri henüz tam olarak bilinmese de hayvanlar üzerindeki etkileri belirlenmiş durumda. GDO'lu patates ile beslenen farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görülmüş. Yakın bir gelecekte farelerde ortaya çıkan bu kimya bozulmasının insanlarda çıkmayacağı garantisini elbette kimse veremez.
GDO adıyla anılan ve ideal olması için laboratuar ortamında üretilen genetik olarak değişikliğe uğramış tohumların sağlık açısından kısırlık, alerji ve kanser gibi olumsuz etkileri var; dahası bu tohumlar tozlaşma yoluyla başka tohumlara da bulaşarak yayılma özelliğine de sahip. Ayrıca GDO'lardan elde edilen ürünün tohumu kısır olduğundan her ekim mevsiminde aynı tohumların tekrar satın alınmasını da zorunlu kılıyor. Türkiye'ye her yıl, 2 milyon tona yakın genetiği değiştirilmiş mısır, soya, pamuk ve kanola hiçbir denetime tabi olmadan yıllardan beri girmekte; yem rasyonlarına katılmakta, işlenmekte ve 800 çeşidin üzerinde ürün olarak tüketici sofrasına ulaşmakta?
Laboratuarlardan tarlalara, fabrikalardan pazara, markete ve nihayetinde sofralarımıza kadar uzanan zincir birileri tarafından biyoteknoloji yardımıyla sağlığı yok sayan bir şekilde sıkı sıkıya örülüyor.

GDO'lar toprakları çölleştiriyor
Biyo?çeşitlilikte dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olan Hindistan biyoteknolojinin yarattığı çevresel bozulmayla boğuşurken, 1998'de Dünya Bankası bazı düzenlemeleri dayatarak Hindistan tohum piyasasını çokuluslu şirketlere açtı. Bugün ekilebilir Hint topraklarının yüzde 75'i kurak alan. Çünkü genetiği değiştirilmemiş pirinç tohumlarından 1 kilogram ürün alabilmek için 3 bin litre su gerekirken, GDO'lu tohumlar aynı miktar için 5 bin litreye ihtiyaç duyuyor! GDO bulaştığı her şeyin zamanla kimyasını bozuyor.

Türkiye'nin GDO'lara ihtiyacı yok
Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ile ilgili tartışmanın belki de tek olumlu tarafı Türkiye'de tarımsal üretimi, kendi kendine yeterliliği bir kez daha gündeme getirmiş olması. Türkiye'nin GDO'lu hiçbir ürüne ihtiyacı olmadığı gün gibi aşikâr. Türkiye'nin ithal ettiği ve GDO analizine tabii tutulan ve bir bölümünün de GDO'lu olduğu kesinleşen ürünlerin tamamı ülkemizde üretilebiliyor. En çok ithal edilen ve GDO'lu olma olasılığı çok yüksek olan ürünlerden soya, mısır pamuk ve kanolayı Türkiye'de üretmek için uygun ilkim ve toprak var. Bu ürünleri üretecek sayıda ve bilinçte çiftçi de var. Eksik olan elbette milli bir tarım politikası?

GDO'lu mercimek ithal ediyoruz
Gazetelere yansıyan haberlere göre Kanada'dan ithal edilen kırmızı mercimek de GDO'lu çıkmış. GDO'lu olması elbette şaşırtıcı değil sevgili okurlar. Şaşırtıcı olan kırmızı mercimeği dünyanın öbür ucundaki Kanada'dan almak elbette. Türkiye'nin kırmızı mercimek üretecek toprağı mı yok? Türkiye'nin çiftçisi mercimek ekmeyi, hasat etmeyi bilmiyor mu? Mercimek çok ileri teknoloji ile üretiliyor da Türkiye'nin bu teknolojisi mi yok? Daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye, mercimek ithal eden değil, ihraç eden bir ülkeydi.

Yanlış politikalar ülkeyi mahkûm etti
Diğer tarım ürünlerinde de durum mercimek örneğinden pek farklı değil. En çarpıcı örnek pamuk? Türkiye, pamukta dünyanın sayılı üreticilerinden biriydi. Bugün en büyük ithalatçı oldu. İthal edilen pamuğun yarısı Amerika'dan. Çok büyük olasılıkla GDO'lu. Türkiye'nin fazladan 1 milyon ton pamuk üretecek potansiyeli, çiftçisi, toprağı, iklimi, teknolojisi var. Ama uygulanan, uygulatılan politikalar üretimi engelliyor. İthalatı destekliyor. Ülkeyi dışa bağımlılığa ve GDO'lu ürünlere mahkûm ediyor.

ADEM BİRİNCİ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100