28 Ekim 2013 Pazartesi 00:08
2312 Okunma
Gelin canlar bir olalım
ORHAN DEDE / İSTANBUL

Yeni Mesaj gazetesinin düzenlediği Uluslararası Gadir-i Hum Bayramı ve Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt Programı on binlerce vatandaşın katılımıyla Cumartesi gecesi İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde coşkuyla gerçekleştirildi. Programa Ehl-i Beyt sevdalısı on binlerce vatandaş katıldı. Katılımın yoğun olduğu gecede vatandaşlar salona sığmadı ve binlerce vatandaş programı salon dışında kurulan televizyonlardan takip etti. Birbirinden seçkin ilim adamlarının konuşma yaptığı programın kapanış konuşmasını Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Programa yurt dışından katılan misafirler arasında Irak’tan Seyyit İzzettin Muhammed Ali El Hekim ve İran’dan Seyyid Celal Meaş da hazır bulundu. Programda son konuşmayı yapan Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasına “Cumhuriyetimizi bize hediye eden Ehl-i Beyt aşığı Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhu şad olsun” duasıyla başladı. “Salı günü Cumhuriyet Bayramını kutlayacağız, Allah mübarek eylesin” diyen Prof. Dr. Baş, “Bayramlar elhamdülillah üst üste geliyor. Önce Kurban Bayramı daha sonra Gadir-i Hum bayramı ve önümüzdeki Salı günü de Cumhuriyet Bayramımız hepimize kutlu olsun ve hayırlar, uğurlar getirsin” temennisinde bulundu. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Bugün İslam âleminin Gadir-i Hum bayramı. Bu bayramın nedeni, Maide suresi 67’inci ayeti kerimesidir. Mealen okuyorum: “Ey Resul sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun. Ve Allah seni insanlardan koruyacak.” Bu ayeti kerime nazil olduğunda Allah’ın sevgilisi veda haccını yapmış Medine’ye dönüyordu. Tam bu esnada Maide suresinin 67’inci ayeti nazil oldu. Allah’ın sevgilisi sahabesinin tamamını toplayarak bir hutbe irad etti. Bu hutbede Resulullah, İmam Ali Efendimizin kendinden sonra İmam ve halife olduğunu bütün kâinata ilan etti.”

İmam Ali’yi Allah Resulü halife tayin etti

“Bazı mukallitler, hadisle uğraşan cehil sahibi insanlar kendilerini hadis tekniği açısından ileride gösterebilmek için tevil yorumlara gitmiş olsa da Arapça tabirle onların irapta mahalli yoktur” diyen Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Allah’ın sevgilisi ala rivayet 100 binin üzerinde sahabenin toplandığı yerde yüksekçe bir yere çıkıyor ve “Ali bin Ebi Talip benim kardeşimdir, vasimdir ve benden sonraki halifemdir O” diyor. Yine aynı hitabede “Allah Resulü’nün halifesi O’dur. Müminlerin emiri O’dur. Allah tarafından tayin edilen İmam O’dur” buyuruyor. Kim söylüyor bunu? Allah’ın sevgilisi Hz. Muhammed (sav). Neye göre söylüyor? Allah’ın emrine göre. Yine, “Ey insanlar bu Ali’dir. Bu benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir” buyurmuştur. Yine aynı hutbede, “Ey insanlar ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum” buyrulmuştur. Yani Hz. Ali’den sonra gelecek halifeler de Allah sevgilisinin torunlarıdır. Gadir-i Hum hutbesinde “Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır” deniliyor. Yine hutbenin bir başka yerinde “Benden sonra Ali, Allah’ın emriyle sizin veliniz ve imamınızdır. İmamlık makamı O’ndan sonra da Allah ve Resulüyle görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır” diye buyuruyor Resulullah.” 

Eh-i Beyt’te günah aramak en büyük günahtır

Ehl-i Beyt’in tertemiz insanlar olduğunu ve hiç günah işlemediklerini söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş sözlerini şöyle sürdürdü: “Ehl-i Beyt’te günah arayanlar, günahı kebair, en büyük günahı işleyen insanlardır. Nereden mi biliyorum? Gelin Allah’ın kitabı Kuran’a bakalım. Allah Kuran’ı Kerim’de “Ey Ehl-i Beyt, yüce Allah sizden her türlü günahı, haramı, fenalığı, çirkinliği, basitliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak ister” buyuruyor. Onlar tertemizdir. Allah’ın muradı budur. Allah’ın muradı olur mu, olmaz mı? Olur değil mi? O halde Ehl-i Beyt’te kusur aranamaz. Buna rağmen Ehl-i Beyt’te kusur, günah aramaya kalkanlar, aslında kendi imanlarını tartışmaya açanlardır. Şura suresi 23’üncü ayeti kerimede Cenabı Hak (cc) “Deki Muhammedim ben peygamberliğime tebliğe karşılık sizden Ehl-i Beyt’imi sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum” buyurmaktadır. Yani bu ayette Allah peygamberinin lisanından “Ben bu dini tebliğ ediyorum ama bunun karşılığında sizden istediğim sadece Ehl-i Beyt’imi 
sevmenizdir” demektedir. Sevgili kardeşlerim İmam Şafii (ra) buyuruyor ki, “Bu ayeti kerimeye göre her Müslüman’ın Ehl-i Beyt’i sevmesi farzdır.” 

Diyalogcular zamanımızın Necranlıları gibi…

Bir başka ayette Allah’ın “Sana gelen bu ilimden sonra artık her kim seninle münakaşa etmeye kalkarsa de ki, öyleyse gelin, oğullarımızı oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendilerimizi ve kendilerinizi çağıralım, sonra canı gönülden lanetleşip, beddua edelim de Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun” diye buyurduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş şu çarpıcı açıklamayı yaptı: “Bu ayetin iniş nedeni şudur: Necran Hıristiyanlarına Sevgili Peygamberimiz gidiyor ve “Necranlılar gelin elimdeki kitabım, gönlümdeki imanımla sizi Allahın dini İslam’a davet ediyorum, Müslüman olun” diyor. Necranlılar, “Ya Muhammed biz de sizin gibi Müslüman’ız, iman etmemize ve seninle beraber olmamıza gerek yoktur” cevabını veriyor. Sevgili kardeşlerim işte Cenabı Hak (cc) Peygamber Efendimizin onlarla lanetleşmesi için bu ayeti indiriyor. Resulullah Necranlılara, “Siz üç sebepten dolayı Müslüman olmadınız. Bir, haça tapıyorsunuz. İki, İsa’ya Allah’ın oğlu diyorsunuz. Üç, domuz eti yiyorsunuz. Bundan dolayı siz Müslüman değilsiniz” diyor. Lanetleşmeyi Necranlılar kabul ediyor ve bir gün sonra din adamlarıyla birlikte tespit edilen mekânda toplanıyorlar ve Müslümanları bekliyorlar. Bekliyorlar ki, Muhammed bütün ashabını alsın gelsin. Bir de uzaktan küçük bir karartı görüyorlar, küçük bir topluluk onlara doğru geliyor. Başta Peygamber Efendimiz (sav) yanında İmam Ali, kızı Fatıma, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Beş kişi. Allah Allah, şaşırıyorlar. Papazları Necranlılara “sakın ha bunlarla lanetleşmeyin. Eğer bu lanetleşmeyi yaparsanız yemin ederiz ki şu anda bunlar isterlerse şu dağ yerle bir olur, Allah sizi helak eder, nesliniz kurur” diyorlar. Pişman oluyorlar ve Cenabı Peygambere geliyorlar ve “Ya Muhammed biz lanetleşmekten vazgeçtik. Ama Müslüman da olmayacağız. Cizye verelim bizi bırakın” diyorlar. Cenabı Peygamber Efendimiz ilk cizyeyi de orada Necranlılardan alıyor. İşte bu ayeti kerime o olayı anlatıyor. Şimdi bunu dinlerarası diyaloga delil olarak kullananlar çok samimi konuşuyorum oradaki Necranlılardan çok farklı olmayan insanlardır.”

Kur’an ancak ve ancak Ehl-i Beyt’le yaşanabilir

Ehl-i Beyt üzerine 30’un üzerinde ayet ve İmam Ali hakkında yüzlerce hadisin var olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Ehl-i Beyt konusundaki hadislerden bazı örnekler verdi. “Ehl-i Beyt Nuh’un gemisi gibidir. Bu gemiye binmeyen boğulur” hadisini okuyan Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Yani kim Ehl-i Beyt’in gemisine bindiyse kurtuluşa ermiştir. Bir başka hadis, “Yıldızlar yeryüzündekileri boğulmaktan kurtarır. Ehl-i Beyt’im de ümmetimin ihtilafa düşmesinin güvencesidir. Ehl-i Beyt’te gönül verirseniz, onlarla bir ve beraber olursanız fitneden fesattan kurtulursunuz.” Kim diyor? Sevgili Peygamber Efendimiz. Üç, “Ey insanlar aranıza iki değerli emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve itretim Ehl-i Beyt’im.” Allah şefaatlerinden mahrum eylemesin. Peki, Ehl-i Beyt’in Kuran’ın yanında işi ne? Sevgili kardeşlerim Kuran’da merhametten, şefkatten, izzetten, hayâdan, tefekkürden, tezekkürden vesair şeylerden bahsedilir. Bütün emirler Kuran yoluyla Peygamber Efendimiz vasıtasıyla bizlere geliyor. İşte bunları canlı hale getirerek yaşayan örnekler kim? Ehl-i Beyt. O aynada kendimizi görürsek Kuran’a uyduk demektir. “Ben açar Kuran’ı okur, amel ederim” diyenler yaya kalırlar. İlla senin uygulaman kadınsan, Hz. Fatıma anamıza benzeyecek. Erkeksen, İmam Ali’ye, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e benzeyecek. Kurtuluşun o zaman mümkün. Nefsine uyarsan, o senin nefsinin dini olur. O senin nefsinin tanrısı olur Kuran’da beyan edilen Rab olmaz, Allah olmaz. Senin düşündüğün, hayal ettiğin rableri üst üste koysan Kuran’da beyan edilen Allah’ı hayali bile mümkün değildir. Bunu böyle bilelim. Ama Ehl-i Beyt’in yaşadığı, yaşattığı inancı yaşarsan vallahi de tam Allah’ın dediğini yaşamış olursun.”

 Kâinat Ehl-i Beyt’le ayakta duruyor

“Ehl-i Beyt, Kur’an-ı Kerim’de seçilen, sevilen ve ümmetin sevmekle mükellef olduğu beş kişinin adıdır” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Ehl-i Beyt, Allah’ın sevgilisinin mübarek Hamse-i Âli Abâ hadisiyle beyan edilen ailedir. Hz. Fatıma’nın evine Cenabı Peygamber teşrif ediyor, abasının altına evvela şahsı sonra torunlarını, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’yı alıyor. Arşa kadar nurdan bir direk dikiliyor. Bu meşhur Hamse-i Âli Abâ’dır. Ümmü Seleme annemiz o abanın altına girip o zümreden, o tayfadan olmak istiyor. Peygamber Efendimiz, “Ya Seleme sen hayır üzeresin” diyerek O’nu abanın altına almıyor. Orada olan beş insan var. Biri başta sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), iki Hz. Fatımatüz Zehra, üç İmamı Aliyyül Murteza, dört İmam Hasan, beş İmam Hüseyin. Bu beş insan yüzü suyu hürmetine Cenabı Hak (cc) bu kainat kubbesini ayakta tutuyor. Bunu böyle bilesiniz. ”  

En büyük fedakârlığı İmam Ali yapmıştır

İmam Ali’nin hilafetinin ilanından üç ay sonra Cenabı Peygamber Efendimiz’in darı bekaya rıhlet ettiğini söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Gadir-i Hum gününde sahabenin tamamı İmam Ali’ye gelerek O’na biat etti” dedi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Cenabı Peygamber Efendimiz bir çadır kurduruyor ve İmam Ali’yi oraya gönderiyor. Gadir-i Hum’da kadınlar İmam Ali’ye biat ediyorlar, erkekler biat ediyorlar. Mesela Hz. Ömer İmam Ali’ye gelerek, “Yaşa yaşa Hasan’ın babası tebrik ederim seni” demiştir. Yani Peygamberden sonraki İmam, halife kimdir? İmam Ali’dir. Ama gel gör ki üç ay sonra denklem bozuluyor. Sevgili kardeşlerim bakın İmam Ali ne diyor? “Beni üzen halkın biat etmek için falancının etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim, ta ki gözlerimle gördüm bir grup İslam’dan çıkmış, Hz. Muhammed (sav) Efendimizin dinini yok etmek istiyorlar.” Yani Allah emretmiş, Peygamber tayin etmiş. Sen eğer ona karşı çıkarsan, Allah’ın dediğine Peygamberin dediğine karşı çıkarsın. Onu anlatıyor. İmam Ali, “Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum” diyor. Niçin Hz. Ali hilafetini dava etmedi? “İşin üzerine gitsem Müslümanlar paramparça olacaktı. Sabrettim iki günlük dünya kârı için İslam’ı ve Müslümanları böldüremezdim” diyor İmam Ali. İşte sevgili kardeşlerim asıl pehlivan nefsini yenen bu kişidir. Kim? İmam Ali. Haklı olduğu halde fedakârlık yapıyor, niçin? İslam toplumunun dağılıp, yok olmaması için. Hz. Fatıma anamız olay üzerine bakın ne diyor: “Başkasının devesini damgaladınız Sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz. Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden yani Gadir-i Hum Günündeki biatinizden uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun. Hilafeti risalet kökünden, merkezinden, nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu’l-Emin’in yani Cebrail’in indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki, bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.” Kim söylüyor bunu? Hz. Fatıma anamız.”

Önde gelen sahabeler İmam Ali’nin tarafındaydı

Gadir-i Hum’da Cenabı Peygamber Efendimizin İmam Ali’yi hem veli hem de imam olarak tayin etmesine şahit olan ve orada İmam Ali’ye biat eden bazı büyük sahabeler, hayatı boyunca İmam Ali’den ayrılmamışlar ve başka hiçbir halifeye biat etmemişlerdir. Bu sahabeler, Peygamber Efendimizin doruk noktada gösterdiği sahabelerdir. İtirazı olan varsa hodri meydan ben buradayım. İmam Ali’ye tabi olup hiç O’ndan vazgeçmeyen sahabelerden bazıları şunlar: “Selman-i Farisi, Ebu Zer Giffari, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yasir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemi, Ubey b. Kab, Huzeyme b. Sabit, Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, hepinizin tanıdığı ve bildiği Ebu Eyyub el-Ensari, Cabir b. Abdullah el-Ensari, Huzeyfe b. Yeman, Sad b. Ubade, Kays b. Sad, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam.” Sevgili kardeşlerim sahabenin bu önde gelen zevatı hayatlarında İmam Ali’den başka hiç kimseye biat etmemiştir. “biz Gadir-i Hum’da İmam Ali’ye biat ettik, ölene kadar da O’nunla beraberiz” dediler ve devam ettiler. Hal böyleyken Şii kimdir? İmam Ali’yi seven ve O’nun tarafından olanlardır. Alevi kimdir? İmam Ali’yi seven ve İmam Ali’nin tarafında olandır. Yani bu salonda olanların hepsi hem Şii’dir, hem de Alevi’dir. Peki, hocam sen nesin? Ben de Sünni Aleviyim…” 

Köprüye Yavuz adını verip Alevilere nispet yapıyorlar

Aleviler hakkında çok büyük yanlışlara düşenlerin var olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş Alevi vatandaşlarımıza atılan iftiralar konusunda da çarpıcı açıklamalarda bulundu. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Şu manzarayı seyredebiliyor musunuz? Mısır’dan Yusuf el Kardavi gibileri Alevilerin aleyhinde fetvalar veriyorlar. Cübbelisi şalvarlısı, onları öldürmenin hiçbir vebali olmadığına, nikâhlılarının alınmasının hiçbir kusuru olmadığına fetva veriyorlar. Sevgili kardeşlerim bu insanlar bakınız şu anda nereye geldiler biliyor musunuz? Biz bu programlarda ısrar edince “Alevileri öldürmek caizdir” diyenler “biz de Haydar Hoca gibi Aleviyiz” diyorlar. Biz zamanlar partisinin koridorunda Alevi sözcüğü duymak istemediğini söyleyen adamlar şimdi “ben seyyid oldum” diyor. Dahası var. Alevi kardeşlerimiz diyor ki, “biz cemevinde ibadet ediyoruz, zikrediyor, ilahi ve kaside okuyoruz.” Yok, olmaz burası ibadethane olmaz diyorlar. Ondan sonra bir köprü yapıyorlar, adına Yavuz diyorlar. Yavuz kim? Anadolu’da maalesef Müslümanları katleden, Alevileri katleden bir insan. Onun adını köprüye veriyor. Kime nispet için? Alevi kardeşlerimize nispet olsun diye. Sayın Başbakan da diyor ki, “Eğer Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Alevi oldum.” Havanı alırsın sen. Bu batıl görüşlerin verdikleri hükümlerle dünya kana bulandı. Bugün Irak’ta, Suriye’de, Libya’da işlenen cinayetlerden dolayı yeminle konuşuyorum haşir sabahına kadar Allah bunların belasını verecek. Bu kadar büyük vebal olabilir mi?”

Mü’mini öldürmek kâfir işidir

Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesini yasaklayan ayetlerden örnekler veren Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Şimdi beni iyi dinleyin. “Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” Nisa suresi, 92’inci ayet. Bir Müslüman’ı öldürme yetkisini sen kimden alıyorsun? Bir tane senin gibi adamdan alıyorsun. Başka bir ayette “Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir canı öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa bütün insanları yaşatmış olur” buyruluyor. Başka bir ayette, “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir” buyruluyor. Yani Müslümanlar birbirinin hamisidir, birbirini korumaya mecburdur. “İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar işte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır.” Yani beni koruyan, seni koruyan Allah’ın rahmet edeceği insan budur. Ali İmran suresi 28’inci ayette Allah, “Müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa artık onun Allah ile hiçbir bağı kalmamıştır” buyurmaktadır. Sen Müslüman’ı terk eden adamla beraber olursan namluyu da Müslüman’a çevirmiş olursun. Bundan büyük bela olmaz arkadaşlar. En büyük bela budur. Bir hadiste Allah’ın sevgilisi, “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, ona hıyanet etmez, ona yalan söylemez, onu düşmana teslim etmez. Onu yardımsız bırakmaz. Müslüman’ın diğer Müslüman’a ırzı, malı ve canı haramdır” buyuruyor. Peygamberimiz veda haccında Arafat hutbesi irad ederken şöyle buyuruyor: “Şüphesiz sizin kanlarınız ve mallarınız bu gününüzün, bu ayınızın ve bu beldenizin haram olduğu gibi birbirinize haramdır.” Yani her Müslüman’ın Müslüman’a canı haramdır, malı haramdır, namusu haramdır. Onu Müslüman korumakla mükelleftir. Daha çok hadisler var arkadaşlar. Bir hadiste şöyle buyruluyor: “Kim ‘La ilahe illallah Muhammedun Resulullah’ derse artık onların kanları ve malları haram olur. Onların kanları Allah’ın emanı altındadır.” Allah’ın koruması altında olmasına rağmen eğer sen bunun canına, malına vesair değerlerine tecavüz edersen sen Allah’ın hududuna, hukukuna aykırı hareket etmiş olur, katil olursun. “Mümini öldürmek kâfir işidir, mümine sövmek fasıkların işidir. Bir müminin kardeşini üç günden fazla konuşmayarak terk etmesi de helal değildir.” Şimdi İslam böyle bir hukuk geliştirmişken kalkıp da Müslümanların arasını açanlar çeşitli bahanelerle canına, malına, namusuna, iffetine, izzetine, haysiyetine kastedenlerin İslam’la, Müslümanlarla ve Allah’a kullukla zerre kadar alakası yoktur.” 

İmam Gazali: Halifelik Hz. Ali’nin hakkıydı

Konuşmasında İmam Azam Ebu Hanife’nin Ehl-i beyt konusundaki görüşlerine de yer veren Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Bizim mezhebimiz Hanefi mezhebinin imamı İmamı Azam, “Şamlılar bizi sevmiyor. Çünkü biz, ‘ancak Ali’nin askerleri arasına katılırız’ diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira, biz Ehl-i Beyt’i seviyoruz. Ehl-i Beyt’e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz.” (Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275). Büyük zatların bu konuda beyanı var ama İmamı Gazali’yle bu hususu kapatmak istiyorum. Çünkü İmamı Gazali Sünnidir ve kalkıp buna da itiraz edecek halleri yoktur. Bakınız İmam Gazali hilafetle ilgili ne buyuruyor? “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Müslümanların tamamına yakını Gadir-i Hum Hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulullah şöyle buyuruyor: Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.” (İmam Gazali, Sırru’l-Alemeyn ve Keşf-i ma fi’d-Dareyn, s. 16-18). “… Dolayısıyla, icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. Eğer onun hilafetini kurtarmak için icma hâsıl olmuştu derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası, Sakife’de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” İmam Gazali, Sırru’l-Alemeyn ve Keşf-i ma fi’d-Dareyn adlı eserinde bu dediklerimizi ifade ederek imametin İmamı Ali’nin hakkı olduğunu beyan ediyor.” 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100