Bu haber kez okundu.

Havada bulut yok, bu ne dumandır
1969?70 yahut 1978?79'lu yılların havasını seziyorum.. Havada duman var.. İs var, sis var,pislik var. Kapkaranlık, göz gözü görmüyor. ~|~ O yılların aktörü Demirel yine sahnede.. "Derin devlet" diyor, "35'inci madde" diyor.
Murat Birsel'e; "Durumdan vazife çıkarmak deyimini sevmem" diyor.
Demirel sevmeyebilir ama bu askeri kavramı TSK'nın sözlüğünden çıkarması çok zor.Çünkü asker ocağının ilk günü daha ilk karavanaya kaşık sallamadan şu bakış açısı öğretilir:
 "Vazife ya üst makam tarafından emirle verilir; yahut üst makamla irtibatın kesildiği ve emir alınamayan hallerde durumdan çıkarılır."
 "Durum", içinde bulunulan şartlardır? Düşmanın durumu, arazinin durumu, kendi birliğinizin, silah?teçhizat ve malzemenizin durumu..
Meteorolojik şartlar..
Daha geniş ölçekten bakarsanız da bulunduğunuz bölgenin kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi şartları..
Müşterek düşmana karşı bölge halkı birliğinize dostça mı davranacaktır, düşmanca mı?
Bölge halkı ile sağlıklı iletişim kurmak için ne gibi hassasiyetlerine dikkat edilmelidir? Ama askerî gerekler yüzünden bunların hangisi kulak ardı edilebilir?
Birinci Dünya Savaşı yıllarında olduğu gibi halkın zorunlu katkısını sağlayan "Tekâlifi Harbiye" mantığı mı, yoksa Kurtuluş Savaşında olduğu gibi gönüllülük esasına dayanan "Tekâlifi Milliye" kavramı mı?
Demirel hem % 34 oyla toplam milletvekillerinin % 64'ünün aynı partide bulunduğu bir parlamento fotoğrafının yanlış olduğunu söylüyor; hem de "Biz" diyor, "69?70'de ve 79'da seçime gidebilseydik ?darbe? olmazdı."
Demirel bu söylemiyle Akepe iktidarının meşruluğunu sorgulamıyor mu?
Seçim isteyerek yol göstermiyor mu?
Peki seçime gidilmez de aşırı toplumsal, politik ve kültürel yüklenmeden kısa devre olup sigortalar atarsa programlandığı gibi otomatik olarak devreye giren, asli görevi zaten bu olan jeneratörün suçu ne?
Erdoğan'ın Dürrizâde'yi kıskandıracak üslûbundan sonra bir an düşündüm..
Cumhuriyet'e, devrim kanunlarına, çağdaş Türkiye'nin bütün edinimlerine ters bir "mürekkep yalamış" "ulema" yaklaşımı acaba başka bir vahameti örtmek?perdelemek için mi sergileniyor?
Çivi çiviyi söker anlayışı?
Yalnız ısrarla, çivinin küt ucunun tahtaya bastırılmakta olduğunu hissediyorum.
Devletin Hakkâri Valisi "Buralarda şimdi DEHAP'lı belediye başkanları ne istiyorsa, halk onu yapıyor. Belediye Başkanları 'durun' diyor duruyorlar. Durduran da, harekete geçiren de onlar. Başkanlarla görüşüp görevlilere ateş edilmemesini söylemelerini, aksi halde güvenlik görevlilerinin de ateş edenlere silahla karşılık vereceklerini belirtiyoruz" diyor.
 "Olaylar o kadar yoğun ki, üç kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylara Cumhuriyet Savcısı hala el koyamadı. Burada herkes silah kullanıyor, atıyor. Jandarma, emniyet, vatandaş silah atıyor. Buradaki olaylar öyle Ankara'dan, İstanbul'dan görüldüğü gibi değil. Buradaki olayı başka yerde bulunan birisine anlatsam, 'korkmuş, çekinmiş, abartıyor' diye içinden geçer. Burada olaylar bildiğiniz gibi değil. Görmeden, yaşamadan buradaki olaylar anlatılmaz. Örgüt elemanlarının telsiz konuşmalarından, olayların daha da tırmandırılması talimatları veriliyor. Halka ateş edilmesini istiyorlar. Örgüt polisin, jandarmanın halka ateş etmesini, halka saldırmasını istiyor. Sivil bir uzman çavuşu kaçırıp neredeyse komaya girecek kadar dövdüler. Daha sonra alıp bir yere götürmüşler. Uzman çavuş, daha sonra grubun elinden kaçmayı başarıyor. Silahı ve kimliği gasp edildi. Tedavi için Van'a kaldırıldı" diyor. (Hürriyet 17 Kasım 2005)
Başbakan ise bilmem kaçıncı Körfez ülkeleri seyahatinden gittiği Danimarka'da "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. Açarsın o dinin mensubuna ve sorarsın, bunun dinde emredici bir hükmü var mı? Dinde yeri varsa saygı duymak zorundasınız. Ben diyorum ki, dinde bunun yeri var. Biraz bu alanda mürekkep yaladık." diyor.
Şimdi hangisi doğru gündem, hangisi Türkiye'nin gündemi?
Amerika dünya hakimiyeti peşinde..
Türkiye'nin stratejik çıkarı, bulunduğu coğrafyanın işgaline karşı bölge ülkeleri ile işbirliği yapmak değil mi?
Rice Bahreyn'de bölge ülkeleri dışişleri bakanlarını toplayıp "Size demokrasi getireceğiz" diyor.
Gül, Suriye'ye uçuyor.
Başbakan "GOP'un İtalya ve Yemenle birlikte eş başkanıyız" diyor. "Onun için gitmiştir".
GOP; Sykes?Picot'tan beri sergilenmekte olan "Ortadoğu petrolleri paylaşım projesi"nin 21'inci Yüzyıl'daki anglo?amerikan ayağı..
Blair sorgusuz sualsiz neden Bush'un yanında yer alıyor zannediyorsunuz?
Sykes?Picot'un devamı var, Mondros ve Sevr?
Görev paylaşımında işin o safhasını halletmek de "Avrupa Birliği"ne verilmiş.
Ne yazık şimdilerde kimse Lozan'ı değil, Lozan'ın yırttığı ve "kadük" olan bu iki anlaşmayı öne çıkarıyor.
Aynı Kıbrıs'ta referandumda "reddedilen" Anan Planı gibi.
İşin kötüsü Türkiye'de de akıl almaz bir koalisyonlar mantığı?silsilesi var.
Hiçbir hal ve şartta bir araya gelmesi mümkün olmayan gruplar; örneğin aşırı dinciler ile liberaller AB yolunda işbirliği içinde.
Türkiye'deki bu anlayış Kıbrıs'ta da radikal Marksistlerle hiç sıkılmadan eşyanın tabiatına ters bir ilişki içine girebiliyor.
Herkes kendine göre bir neden yüzünden AB'yi istiyor.
Türkiye'deki işbirliğinin amacı "askeri" Türk Devlet sistemindeki konumundan çıkarmak, etkisizleştirmek.
Kıbrıs'takilerin amacı ise Türkiyesizleşmek.
Adalılaşmak.
İddia ediyorum, dünyada mevcut bütün marksist literatür bir anda yok olsa, "kıbrıslıtürkler" bunu eskisinden daha mükemmel bir şekilde yoktan vâr edebilirler.
 "kıbrıslıtürkler"in bitişik ve Türk kelimesinin küçük harfle yazıldığının farkında mısınız?
Konuşurken de aynen böyle düşünüyorlar, böyle söylüyorlar.
Meselâ öğretmenler sendikasının bir aydır, eğitim yılının ortasında grevde olduğundan, okullarda ders yapılamadığından haberiniz var mı?
Bu sene sınava girecek çocuklar?
Önemli değil, önemli olan marksist ilkeler, sendikal haklar, halkların kardeşliği..
Yalnız "Danimarka"dan beri anormal koalisyonların Türkiye ayağında bir takım çatlaklar var..
Kürt meselesinin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü noktasında taşıdığı önem konusunda parmağını oynatmayan "ilişik?bütünleşik embeddedler" ulema söyleminden rahatsızlar.
Bırakın Murat Yetkin'le İsmet Berkan'ı; fakat Hasan Cemal bile "Hangi Ulema?" sorusunu yöneltmeye başaldı..
Yaa. İşte böyle muhteremler..
Karaman'ın koyunu, türbanla çıkar oyunu?.
Ve işte tam bu noktada, başka bir akıl almaz koalisyon gündeme geliyor.
Radikal İslamcılarla?Hıristiyanların "diyalog kardeşliği"..
Erdoğan'ın mürekkep bulaşmış "Bu işe yargı karışmaz, ulemaya sorulmalı" fetvasına en büyük destek Kezban Hatemi'den geliyor.
 "Evet" diyor, "din işleri ulemaya sorulmalı".
Hatemi kim?
Fener Rum Patriğinin avukatı..
Yâni Ortodokslukla ilgili işlerin sorulacağı yer de Rum Patrikliği oluyor böylelikle..
Meselâ ekümeniklik, meselâ Heybeli Ruhban Okulu, meselâ azınlık vakıfları..
Tam bu sırada Türk Dışişleri bakanlığı'nın; bir soru önergesine verdiği cevapta "Patriğin İstanbul dışında âyin yönetmesinin Lozan'a aykırı olmadığı" görüşünün yer almış olmasına ne diyorsunuz?
Hatemi bunu da almış cebine koymuştur eminiz..
Peki dostumuz Emin Şirin bu soruyu sorarken, verilecek cevabın Patrikhane için bir içtihat oluşturacağını düşünememiş miydi?
Yâni tam bir ciğeri kediye teslim etme durumu.
İyi de "ulema"yı kim seçecek?
KPSS gibi Ulema Seçme Sınavı mı yapacağız, ölçü ne olacak? Sınavı ÖSYM mi yapacak?
Böyle hayati konularda hangi ulema karar verecek?
İyisi mi, Hatay'daki "dinler buluşması?medeniyetler kaynaşması" diyaloğuna katılan bütün dinlerin birer temsilcisinden oluşan bir üst kurul oluşturmalı, yasaların şeriata uygunluğu bunlara sorulmalı.
Bir ihtimal Arınç'ın YÖK'e önerdiği "sakıncasız türban" örneklemesine bile bu "üst kurul" karar verebilir.
Özelleştirme'nin Arap sermayesine uydurulmasına..
Hâttâ "sukûk?u icara"ya bile.
Meraklısı bunun ne olduğunu Unakıtan abi'me sorabilir.
Sonuç olarak ben "ulema" bağlamında AB'ciler cephesinde meydana gelen çatlağın arasından; bu sisli, bu puslu, bu göz gözü görmeyen karanlık ortamda bir umut ışığı sızacağını düşünüyorum..
Tabii "ulema"dan "hocamgiller" kastedilmiyorsa?.
Hüseyin Mümtaz/
Giresun Işık Gazetesi
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100