Bu haber kez okundu.

Hedef küçük parçalara bölmek
Hüseyin Mümtaz, Giresun Işık gazetesindeki yazısına "Hazmetmedim, sindiremiyorum, özümsemeyeceğim" başlığını atmış. Gerçekten de AB'nin Türkiye'yi yaptığı dayatmaları hazmetmek 'milli duruşa' sahip Türkler için imkansız. ~|~

Gül'ün tercih ettiği kelime olduğu için kullandım 'özümsemeyi'.
Daha açık söyleyeyim o halde..
Alışamadım, alışmayacağım.
Mesele AB'nin beni hazmetmesi veya AB düşüncesine beni demirle bağlı tutması değil. Mesele benim onu hazmetmem..
Ben hazmetmiyorum.
AB'nin düşüncesi de zaten beni hazmederken ülke ve millet olarak küçük parçalara bölüp parçalayarak daha kolay sindirebilmek...

İşte parçalayıcılar!
Duymadınız mı Baydemir ne dedi?
"Ok yaydan çıktı. Nihayetinde hedefine ulaşacaktır. Sorunlu bütün mekanizmaların bu sürece katkı sunması gerekir. Bu süreci hep beraber başardık. Bunun haklı gururunu yaşıyoruz".
Yetmiyor; Türkiye'nin AB ile tam üyelik için müzakerelere başlaması üzerine Güneydoğu'daki STÖ'ler sevinç içinde, AB sürecine herkesin katkı sunması ve müzakere sürecini baltalayacak davranışlardan kaçınması gerektiğini açıklıyorlar.
Barzani zaten daha önce "Erdoğan'ı Diyarbakır konuşmasından sonra arayıp kutladım"; Talabani'de "Erdoğan'ın başbakan olduğu bir Türkiye'den korkmuyorum" dememiş miydi?
Baydemir sonuçtan gurur duyuyorsa, Rumlar, Yunanlılar, Ermeniler, Rum ve Ermeni patrikler Türkiye'nin müz(t)akere sürecini destekliyorsa?
Öcalan sonuçtan son derece memnunsa?
Benim olayı hazmedememem için bir değil, bir çok neden var demektir.
Erdoğan diyor ki; "Türkiye'nin kazandıklarına bakın"..
Başbakanlık'ta değil, parti genel merkezinde ve kapalı kapılar ardında, Zapsu?Bağış'ın tercümanlığında yabancılarla ve İngiliz Büyükelçisi ile ne görüştüğünüzü bilemediğim için "kazançlarımızı" ne yazık ki tam olarak algılayamıyorum. Böyle görüşmelerin devleti bir kenara bırakarak partiye taşınmasını da anlamıyorum. Demek ki müz(t)akere süreci AB ile Türkiye arasında değil, AB ile Akepe arasında yürütülecek...

Devlet neden tepkisiz?
"Devlet"in ince eleyip sık dokuduktan sonra değil ama hiç olmazsa içgüdüsel olarak en ufak bir tepki vermemesini de kabul edemiyorum.
Parti genel Merkezinden yapılan açıklamalara, parti gözlüğü taşıdığı için hiç itibar etmiyorum ve onun için de öncelikle yabancı kaynakların ne dediğine bakıyorum.
1. Rum Dışişleri Bakanı Yakovu Türklerin o gece "Kapalıçarşı pazarlığı" yaptıklarını belirttikten sonra Filelephteros'a göre şu konularda tehdit edildiklerini sıralıyor:
a) Kıbrıs sorunu çözülmeyecek ve bölünmüşlük daimi hale gelecek,
b) Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi hiçbir zaman söz konusu olmayacak,
c) KKTC'nin gelecekte tanınması için koşullar oluşacak
d) Katılım müzakerelerine başlama konusunda Türkiye'nin olası reddinin 'tarihi sorumluluğu' Kıbrıs Rum Yönetimi'ne yüklenecek ve bununla doğru orantılı bir siyasi bedel ödenecek.

AKP neyin peşindeydi?
Demek ki ve Yakovu'nun söylediklerini tersten okursak; Akepe adada bölünme istememe, Türk askerinin çekilmesini kabul etme ve KKTC'nin gelecekte tanınmaması karşılığında Çerçeve Belgeyi kabul etmiştir.
Yakovu ayrıca Kıbrıs'a dönüşünde yaptığı açıklamada, Rice'ın zirve gecesi kendisini aradığını ve çerçeve belgesinde uluslararası kuruluşlarda Türkiye'nin vetosuyla ilgili değişiklik önerilerinde bulunduğunu ancak kendisinin ise hemen reddettiğini söyledi; 'Bu belgenin omurgası müzakere çerçeve belgesidir ve Kıbrıs'ın taleplerine ilişkin paragraflara dokunulmamıştır' şeklinde konuştu.
Yâni kıymetli okuyucu Akepe Genel Merkezinden bize aksettirildiğinin aksine çerçeve belgede, Rumların Nato'ya girişi ile ilgili bir değişiklik yapılmamış.
2. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin garanti olmadığını vurguladı ve bu durumun her aday için aynen geçerli olduğuna, yani, katılımın hiçbir ülke için otomatik ya da garanti olmadığına dikkat çekti.
Türkiye'nin Avrupa halklarının hem gönüllerini hem de zihinlerini fethetmesi gerektiğinin altını çizen Barroso, çünkü sonunda Türkiye'nin üyeliğine halkların karar vereceğini söyledi.
Türkiye'nin müzakereleri sonlandırmasının ardından Avrupa Birliği'ne katılımı konusunu referandumda halklarına soracağını açıklayan en az iki ülke var. Fransa ise referandum konusunu anayasa hükmü haline getirmiş durumda. Yâni en azından Fransa ve Avusturya'nın "hem gönüllerini, hem de zihinlerini" fethetmemiz gerekecek.
3. Verhaugen'in veliahdı Oli Rehn ise Türkiye'yle müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğunun oybirliğiyle belirlendiği ve kararlaştırıldığını, ama otomatik olmayan, ucu açık bir süreç yaşanacağını söyledi. Kıbrıs konusunda AB deklarasyonunun çok net olduğunu söyleyen Rehn, Kıbrıs'ın tanınmasının katılım sürecinin bir parçası olduğunu, bu sorunun müzakereler sırasında hassasiyetle izleneceğini, tarafların çözüm için cesaretlendirileceğini anlattı.
4. İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden sorumlu eski bakan yardımcısı Dennis McShane "Fransa ve Avusturya şimdiden, Türkiye'nin üyeliği konusunda referandum yapacaklarını açıkladı ? ki bu da gayet normal bir siyasi süreçtir. Örneğin Fransa, 1973'te İngiltere'nin katılımını da referanduma sunmuştu" dedi.
5. Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin AB'ye üyelik şartlarını yerine getirebilmesi için büyük bir "kültürel devrime" ihtiyaç duyacağını öne sürdü. Chirac, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile görüşmesinden sonra düzenlenen basın toplantısında, "(Türkiye) Başarılı olacak mı? Bunu söyleyemem. Umarım, ama tam emin değilim" dedi.
Türkiye'nin AB'ye katılımının Fransa'da referanduma sunulacağını yineleyen Chirac, demokrasilerde olması gerektiği gibi Fransızların son sözü söyleyeceğini belirterek, "Zamanı gelince göreceğiz" diye konuştu.

Yunan da istediğini aldı
5. Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis: "Yunanistan'ın tüm beklentileri karşılanmıştır. Yunanistan Sözcüsü Kumuçakos, hem de Lüksemburg'da "15 gün önce 25'ler tarafından üzerinde anlaşmaya varılan, Yunan tarafının öncelik ve arzularını güvence altına alan metnin tekrar gözden geçirilmesi söz konusu değildir..." diyor.
6. 3 Ekim gecesinin "yıldızı" Avusturya dışişleri bakanı Bayan Plassnik; "Masada olmak başka şey, şartları yerine getirebilmek başka şey" diyor. AB'nin genişlemesi konusunda üye ülkelerdeki vatandaşların da endişeleri olduğunu ifade eden Plassnik, Türkiye ile yapılacak üyelik müzakerelerinin ucunun da bu nedenle açık bırakılmasını talep ettiklerini söylüyor. Evet yabancıların, daha doğrusu konu ile doğrudan ilgili olan "karşı tarafın" belge ile ilgili düşündükleri bunlar. Bir de; hatırları kalmasın Kıbrıs Türklerinin konuya yaklaşımını aksettiren bir alıntı yapalım.
Londra'da yayınlanan Avrupa Gazetesi'nde 6 Ekim 2005 günü Tezel Asena imzasıyla şu yorum yer aldı: "Kelime oyunları dolu dayatmalar içeren çerçeve belgesi son dakikaya kadar oynanan oyunla Türk kamuoyundan gizlendi.

Ne içeriyor Çerçeve Belgesi?
Belge Türk kamuoyuna açıklanmadan Abdullah efendi tarafından imzalanıverdi. Türk kamuoyundan son dakikaya kadar gizlenen belge, 2'ci Elen Cumhuriyeti'nin tanınmasını, KKTC'nin tasfiyesini.. 2'ci Elen Cumhuriyeti'nin NATO'ya girmesini.. Ermenistan sınırının açılmasını.. Yunanistan'ın Ege başta tüm taleplerinin karşılanmasını.. Ruhban Okulu'nun açılıp, Fener Papazının ekümenik olarak kabülünü.. Kürtler'in ve Aleviler'in azınlık haline getirilmesini.. Türk Ordusunun etkisizleştirilmesini ..Ve de Lozan'dan vazgeçilmesini içermekte. 17 Aralık teslimiyetini onaylayanlar 3 Ekim'le Türk çıkarlarının teslimiyetini ikinci kez onayladılar.  Tayyip ve Abdullah efendiler 3 Ekim gecesi "Türk çıkarlarını sonuna kadar savunup koruduk" diye demeçler veriyordu...
Oysa daha altı ay öncesi Abdullah efendi, Londra'nın School of Economics konferans salonunda, "Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde askeri ve stratejik çıkarları iddialarını çürüttük." diye övünen kişiydi..."
Hâl böyleyken; Milli Eğitim Bakanı Çelik'in, hemen 3 Ekim'in ertesi günü, bayram değil, seyran değilken ve vahiy inmişçesine Heybeli ile ilgili olarak söylediklerine ne demeli?
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin 4. maddesindeki 'azınlık hakları ve inanç özgürlüğü' ifadelerinden dolayı ruhban okulunun açılması gündeme gelir mi?" sorusuna Çelik şu yanıtı veriyor: "Fatih Sultan Mehmet, Ermeni Patriği Joachim'i davet edip patrikhaneyi kurduruyor. Azınlıkların statüsü, hakları Lozan'da belirlendi. Okulu 24 saatte açarım. Bugüne kadar kapalı kalması doğru değil. Avrupa'da 5 bin cami, Rotterdam'da rektörü Türk olan üniversite var. 500 öğrenci İslam ilahiyatı okuyor. AB, bunu böyle istediği için değil, AB olmasaydı da yine böyle düşünürdüm. Ortodoks falan değilim Müslüman'ım. Dinimin emrettiği, kültürümün gerektirdiği budur. Başka din mensuplarının kendilerini ifade etme hakkı var. Hükümet ne yaptığını biliyor."
Hükümet ne yaptığını biliyor da, Vatikan'ın ne istediğini biliyor mu?
Vatikan Papalık Konseyi Kültür Bölümü Başkanı Kardinal Paul Poupard, ''Türkiye'nin çözmesi gereken çok fazla iç sorunu olduğunu'' belirterek, ''Din özgürlüğündeki eksiklik ve Hıristiyanların ikinci sınıf vatandaş gibi tanınması, gelecekte AB üyesi olacak bir ülke için saçmalık. Eğer müzakerelerde bu konularda da bir anlaşma olursa memnun olurum. Ama bu anlaşma çok somut olmalı ve sadece görünüşte olmamalı'' görüşünü savunarak. 'Türkiye ile Avrupa arasında çok az ortak nokta var' diyen kardinal, AB'nin Türkiye'yi içine almasının 'büyük hata' olacağını ileri sürüyor. (Hürriyet 6 Ekim 2005)
Barroso ne demişti?
"Türkiye Avrupa halklarının hem gönüllerini hem de zihinlerini fethetmelidir."
Peki Jacques Chirac ne söylemişti? "Türkiye AB'ye üyelik şartlarını yerine getirebilmek için büyük bir ?kültürel devrim? gerçekleştirmelidir."
Vatikan'da kardinalin söylediklerin hiç duymayan, duymazlıktan gelen Çelik ve arkadaşları "Avrupa'nın gönül ve zihnini fethetmek" için "kültürel bir devrim" gerçekleştirebilirler.
Hâttâ Ruhban Okulu'nu sadece Heybeli'de değil, yetmezse her ilde birer meslek lisesi kıvamında açabilirler.
Fakat ben alışmadım, alışmıyorum, alışmayacağım. Hazmedemiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100