02 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
510 Okunma
Hedef Kur'an ve Sünnet'tir
Bilindiği gibi Müslümanlar için en önemli fırsat olan mübarek üç ayları idrak ediyoruz. Her anı Cenab?ı Hakkın tecellileriyle dolu bu eşsiz gün ve gecelerin mahiyetini bilmek... ~|~








Bilindiği gibi Müslümanlar için en önemli fırsat olan mübarek üç ayları idrak ediyoruz. Her anı Cenab?ı Hakkın tecellileriyle dolu bu eşsiz gün ve gecelerin mahiyetini bilmek ve yaşamak bizler için çok önemli. Çünkü şu da bir gerçek ki ülkemizde ilim adına konuşup da bu mübarek gün ve geceleri sıradanlaştırmaya çalışanlar da var. Bu nedenle, hem üç ayların faziletini hem de bu sıradanlaştırma faaliyetinin perde arkasını değerli Hocamız Prof. Dr. Haydar Baş Bey'le konuştuk.

Yeni Mesaj: Malumunuz üç ayları idrak ediyoruz. İslam dünyasının çok değer verdiği mübarek gecelerimiz var. Regaip Kandili, Kadir gecesi, Berat gecesi ve Mirac gecesi gibi. Müslümanlar bu gecelerde daha çok ibadete, daha çok zikre sarılırken diğer taraftan da bazıları "İslam'da özel geceler yoktur. Bunlar bidattir" diyorlar. Bu iddiaların kaynağı nedir Hocam?

Prof. Dr. Haydar Baş: Efendim, Yeni Mesaj gazetesi okurlarına saygılarımı arz ederek başlamak istiyorum. Aslında milletleri vücuda getiren bir takım unsurlar vardır. Bunlar o milletler var olurken, olmazsa olmaz unsurlardır. Bunlar milletin medeniyeti, kültürü, siyaseti ve inancıdır. Milletin ailesidir. Hülasa bunlar o milleti vücuda getiren temel direklerdir, taşlardır. Bütün bunları kaldırdığınız zaman, milleti yok edersiniz. Kabul etsek de, etmesek de, toplumda gördüğümüz milletlerarası, devletlerarası mücadelelerin temelinde herhangi sebeplere bağlı olursa olsun asıl mücadeleler bu kültürel mücadeledir, siyasal mücadeledir, medeniyetlerin mücadelesidir, dinlerin mücadelesidir. Birinin diğerine galip gelme hususunda gösterdiği gayret, çalışma ve savaştır. Buna bu şekilde de isim verebiliriz. 1700'lu yıllardan sonra Batı dünyası, özellikle o dünyanın başını çeken İngiltere, oturdu şunu düşündü: Biz serhat boylarında, meydanlarda bu milleti mağlup edemiyoruz. O günün şartlarında İslam dünyasını temsil eden Müslüman Türklerdir. Bunları mağlup edemiyoruz. Diğer Müslümanlarla da tesanüt içinde olduğu için, bunları mağlup etmenin birtakım kuralları olması lazım. Biz bu kuralları yok ettiğimiz zaman, düşmanımızın yok olmasını daha da kolay hale getireceğiz; gerek kültürel, gerekse de siyasi yönlerden, gerekse de inanç yönünden çökerttiğimiz ülkeleri de bugün değilse, yarın kendi tasarrufumuz altına alacağız. Böyle düşündüler ve İngilizler bir Sömürge Bakanlığı kurdular. 1710 yıllarına rastlıyor bu Bakanlığın kurulması? Hatırlarsınız, Batı dünyası hayatını hep sömürgecilikle geçirmiştir. Uzakdoğu'ya, Afrika'ya, Ortadoğu'nun bazı ülkelerine gitmiştir. Ve oralarda gerek yer altı kaynaklarını, gerekse de yerüstü insan kaynaklarını sömürebilmenin her türlü yolunu yordamını denemiştir. Bunu yaparken de, önüne de çok ciddi bir güç çıktı: Müslüman bir İslam gücü çıktı. Bunu aşabilmek için de, ona direnç kaynağı olan, "Onun asıl gücünü kuvvetini oluşturan manevi unsurlarını yok etmedikçe, bizim bu güçle, bu kuvvetle savaşmamız mümkün değildir" kararına vardılar. Sömürge Bakanlığı'nın talimatı ile birlikte, İslam dünyasında bilhassa İstanbul'da ve Konya'da bizim dergahlarımızda ve medreselerimizde, Batı özelikle İngiltere yüzlerce, binlerce ajan yetiştirdi. Bakıyorsun hepsi sarıklı, şalvarlı ve de cübbeli. Hatıratlarında bunlar yazılı vaziyettedir. Ben de bu bilhassa Osmanlı'nın Hicaz Bölgesi'nde aldığı mağlubiyetin sebeplerini öğrenebilmek için araştırdığımda baktım ki, karşımıza bu güç çıktı. Yani Sömürge Bakanlığı'nın yetiştirdiği ajanların faaliyetleri. Müslüman Arap kardeşlerimizi nasıl ikna edip kandırdıkları. Bunlardan çölde, özellikle Bedevilerden nasıl düzenli bir ordu kurdukları. Bunları gördük. Bunu yaparken tabii hiçbir zaman insanların yüzde 100 inandığı ve dönmelerinin mümkün olmadığı meselelerden işe girmediler. Yavaş yavaş değerleri yok ede ede yola çıktılar. Mesela az önce sorunuzda ne dediniz. Mübarek geceler? Geçtiğimiz Salıyı Çarşambaya bağlayan gece mübarek Mirac Kandili idi. Mesela bunlar "Bu yoktur" diyor İslam'da? Halbuki Mirac hususunda Kur'an'da ayetler, Cenab?ı Peygamber Efendimizin hadisleri var. Şimdi böyle bir gecenin olmadığını iddia etmek kadar ahmaklık, böyle bir gecenin varlığını inkâr etmek kadar küfür de yoktur. Hakkında sure ve ayetler nazil olmuş, Cenab?ı Peygamber Efendimiz geniş geniş bunu anlatmış, hayatında bunu o gece ihya etmiş; sen şimdi kalkıyorsun, bu kadar zaman sonra "Bu yoktur" diyorsun. Olay aslında Peygamber'e itiraz. "Hz. Muhammed yoktur" diyemiyor. Ama nereden başlıyor, mübarek gecelerden, eylemlerinden, mucizelerinden, sünnetinden işe başlıyor. Aslında inkar etmeye çalıştığı Kur'an'dır, Peygamber Efendimizin sünnetidir, hülasa hayatıdır?
Mesela Berat Kandili? Bunlar sünnet ile tespit edilmiş gecedir. Mesela Kadir Gecesi. Bunun hakkında süre indi. O surede gecenin mahiyeti öyle meth?ü sena ediliyor. Kadir süresinde "Sen bu gecenin mahiyetini bilir misin? Haberin var mı? Bin aydan daha hayırlıdır bu gece"  deniliyor. Şimdi ortada ayet var. Ortada Peygamber Efendimizin tevatür derecesinde sahih olan hadisleri var. Yani şunu söylemek istiyorum: Bütün bunlar İslam âlemine oryantalistlerin sokmaya çalıştıkları fitnedir. Bilhassa medreselerden uzak yetişen, onların basmakalıp kitaplarını kaynak göstererek yola çıkan şahıslar, Müslümanların kafasını bulandırmakta, milleti dinden uzaklaştırmakta, milletin dinle bağlarını koparmakta, milleti gerek toprağından, gerekse de etrafından koparmaktadır. Diyeceksiniz ki ama ben filan hocadan da dinledim, adam profesör? Bunlar bedava ajan olmuşlar. Parasız asker olmuşlar.
Müsaade edersiniz, bu dediklerimi ispat eden sömürge bakanlığının bilhassa talimatnamesi var. Kendi ajanlarına öğrettiği meseleler var. "Bunu yapacaksınız" dediği hususlar var. Bunlardan birkaç madde önümüze koyalım. Meselenin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyalım. Sen şimdi İslam'dan mukaddes geceleri kaldırdın, mübarek günleri kaldırdın, ibadetleri sınıflandırarak, onları yok ettin. Ne kaldı ortada? Kulluğu nasıl yapacaksın? Bir taraftan bunu yapıyor, diğer taraftan bu zihniyet tat ve ibadetten kopartarak, hayatın şeytani vesveseleri içinde adeta imanını linç ediyor.

Yeni Mesaj:
Mübarek gecelerde Müslümanlar sanki gayri meşru bir şey yapıyor. Sabaha kadar Kur'an okuyorlar, namaz kılıyorlar, tespih çekiyorlar. Bundan mı rahatsız oluyorlar?

Prof. Dr. Haydar Baş: Ben böylelerine rastladım. "Sadece onu yapmakla Müslümanlık olunmaz" diyorlar. Böyle Müslümanlık olmaz da, nasıl Müslümanlık olur? Kendisine bakıyorsun, hiçbir yere benzemiyor. Hâlbuki ayette "Onların yüzünde secde eseri vardır" deniliyor. Müslüman onu gördüğü zaman, "O mümindir" hükmüne varıyor.
Şimdi müsaadenle Sömürge Bakanlığı'nın talimatnamesinde şöyle deniliyor: "Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı saygıya dayalı, dostane ilişkiler bozulmalıdır. Bu görevi hiçbir İngiliz memuru unutmamalıdır. Bu yolda iki şey yapılmalıdır. Birincisi, din âlimlerine iftira etmek lazımdır." Şimdi adamların bu işle ilgili bir 'masa'sı var. Bunlar Türkiye'de de geçerli hale geldi maalesef. O masalarda iftira üretiyorlar. İkincisini aktaralım: "Din âlimleri arasına Sömürgeler Bakanlığı memurlarını din alimi kisvesi altında yerleştirmek lazımdır." Yine devam ediyor: "Müslümanları şuna inandırmak gerekir ki, Peygamber'in dinden kastı sadece İslam dini değildir." Ne imiş, Hıristiyanlık ve Yahudilik de Peygamber Efendimizin bahsettiği dinlerdenmiş! Müslümanlık buymuş!

Yeni Mesaj:
Şimdi bugünkü "Hıristiyanlar da cennete girecek" meselesi de buradan mı çıkıyor?

Prof. Dr. Haydar Baş:
Herhalde bu sürecin devamıdır. Zaten bunu diyen adamların hayatına baktığınızda "İslam diye bir dertleri bulunmuyor." Ve bunlar İslam dininden bahsederken, İslam birliğinin olduğu dönemde, mesela halifenin karşısında 'birlik' oluşturmuş hainlerdir. Mesela İstiklal Harbi'nde Mustafa Kemal etrafında, 'vatan, millet ve devlet' için mücadele edenlere 'çete' diyen insanlardır. Yani bunu delillendirmek de mümkündür. Diğer bir husus da talimatnamede şu şekilde ortaya konuluyor: "Kilise yapılması için zemin oluşturmak lazımdır. Kur'an'dan, hadisten ve İslam tarihinden örnekler gösterilerek, kilisenin yapılmasının meşruluğunu ortaya koymamız lazımdır."
Yeni Mesaj: Bugün sayıları 40 bini aşan kilise?evleri bu bağlamda düşünmek lazım.
Prof. Dr. Haydar Baş: Sen artık ne dersen de. Ben günümüze olayı taşımıyorum.
Yeni Mesaj: Hocam, sizi okudukça, günümüzdeki misaller aklımıza geliyor.
Prof. Dr. Haydar Baş: Şimdi muhalefet de yasak olduğu için, bu tarafa girmeyelim. Demokrasiden çokça bahsedenler, fikir özgürlüğüne de karşı çıkıyorlar. Kendilerini eleştirmeden devam edelim. Sömürgeler Bakanlığı talimatnamesinde devamla şu hususlara işaret ediliyor: "Müslüman kadınların tesettürden vazgeçirilmesi için olağanüstü çaba sarf edilmesi lazım. Tarihi delillerle kadının örtünmesinin İbn?i Abbas döneminde başladığını, İslam'da böyle bir şeyin bulunmadığını iddia etmeliyiz." Kim diyor bunu? Sömürgeler Bakanlığı? Günümüzde bunu söyleyen bir sürü insan var.

Yeni Mesaj:
Günümüzdeki tesettür tartışmaları, demek ki, burudan kaynaklanıyor.

Prof. Dr. Haydar Baş:
Bundan hareketle ortaya çıktı ve sonunda öyle bir noktaya taşındı ki, 'Sanki İslam'da tesettür diye bir şey yok. Nasıl istersen öyle yaşa. Canım benim kalbim, şöyledir böyledir demek kâfi. Ben bunlara girmiyorum.
Sömürgeler Bakanlığı talimatnamesinde devamla şu hususlara işaret ediliyor: "Sorunlardan biri de Müslümanların mübarek ve mukaddes yerleri ziyaret etmeleridir. Bu türbelere önem vermenin bidat ve şeriata aykırı olduğunu ifade etmeliyiz. Peygamber döneminde böyle bir şey bulunmadığını dile getirmeliyiz. Şiilerin Peygamber soyundan gelen ailelere gösterdiği saygı ve bağlılıklarını tamamen yok etmeliyiz."
"Yani bu saygıyı ortadan kaldırdığımızda, otomatikman Peygamber'e olan sevgiyi ortadan kaldırmış olacağız" deniyor talimatnamenin devamında. Talimatnameden aktarmaya devam edelim: "İmam Hüseyin'e matem tutulan merkezler ve medreseler ortadan kaldırılmalı, harabeye çevrilmelidir. İslam öğretilerinin evrensel olduğu kesinlikle reddedilmelidir."
İslam öğretisi nedir? Allah'ın ayetleridir, Peygamber Efendimizin sünnetidir. Bizim inancımıza göre, bunlar evrenseldir, bir kabileye, bir yere gelmiş değildir. Bütün alemlere rahmet Peygamber'i olarak gelen Sevgili Peygamberimize Allah'ın büyük bir lütfudur.
Talimatnameden aktarmaya devam edelim: "Müslümanların elinde bulunan Kur'an'ın gerçek Kur'an olup olmadığı yönünde şüpheler uyandırarak, eksik veya fazla yerin olup olmadığını ortaya koymalıyız."
Hatırlarsanız, 10 yıl kadar önce televizyonda tartışılıyordu. Bir tane satılık adam geldi ABD'den "Bu ayetler Kur'an'da vardır, bu ayetler yoktur" şeklinde iddialar ortaya attı. Bunların tamamını bugün hem Türkiye'de, hem de dünyada hayata geçmiş maddeler olarak görüyoruz. Böyle birçok madde yer alıyor talimatnamede. Bunların tamamını okudukça, hayretler içinde kalıyorum. Maalesef bunlar Ehl?i Sünnet dediğimiz dünya tarafından hayata geçirilmiş durumda.

Yeni Mesaj:
Din adamı ve İslam âlimi kisvesi altında bu görüşleri ortaya atanlar, "İslam'da o yoktur, bu yoktur" diyenler, bugün de Sömürge Bakanlığı adına konuşuyorlar.

Prof. Dr. Haydar Baş:
Tabii, bunlar hiçbir zaman fitnelerini yaymaktan geri durmadılar. Bu şimdi evrensel bir boyut da kazandı. Bunlar din merkezli kurallar haline gelip, talimatlar artık bütün dünyaya, Hicaz Bölgesi'ne, Osmanlı'nın nüfuzu ve hudutları dâhilinde bulunan bölgelere bu propagandalar yapılıyordu. Şimdi din merkezlerinden bütün dünyaya, olur da bizim bilmediğimiz yerlerde İslami bir yeşerme olur, bunun önüne geçmek için her türlü tedbiri alarak anında yok edip devre dışına çıkarmak için faaliyetler yapıyorlar. Onun için biz bu gerçekten hareketle bugün içinde yaşadığımız dünyada mevcut olan hadiselerin din, medeniyet kaynaklı olduğunu ifade ediyoruz. Savaşların bundan kaynaklandığını söylüyoruz. Kültürel savaş, medeniyet savaşı, din savaşı, siyasi savaş yaşanmakta. Onun için bunları söylüyoruz.

Yeni Mesaj:
Hocam, müsaade edersiniz sizin Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler kitabınızdan bahsetmek istiyorum. Bu eser adeta bir manifesto niteliğinde?
Prof. Dr. Haydar Baş: Teşekkür ederim. Burada şöyle bir husus daha var. Düğün değil, bayram değil böyle bir meseleyi neden gündem ediyoruz. Daha mübarek 3 aylar girmeden evvel "Allah ile aldatanlar" diye bir safsata çıkarmışlar. Yani insanları Allah'a teşvik etmek isteyen, ona davet etmek isteyen, 'bilgisi az, çok olur' her Müslümanın görevidir. Emr?i bil maruf, Nehy?i anil münker, nasihat etmek, tembih etmek. Siz benim yanımda talebe olabilirsiniz. Ben de bir başka üstadın yanında talebeyim. O benim âlimim olabilir. İnsanlar mertebe mertebedir. Ben bildiklerimi arkadaşlarıma, dostlarıma anlatmakla mükellefim. Ama bir cümleyle, ama bin cümleyle? Herkes karınca kaderince bu vazifeyi üzerine almalıdır. Ama şimdi adamlar temelinden yok edebilmek için, sen kimseye konuşmayacaksın. Konuştuğun zaman, 'Allah ile aldatıyorsun:' Bu kadar fitne fesat olabilir mi? Bu kadar korkunç bir oyun olabilir mi? Tarihin herhangi bir döneminde bir takım yanlışlar olmuşsa, delil olarak onları gösteriyor. Hâlbuki bizim inancımızda, bizim anlayışımızda, bizim ilmi metodumuzda "batıl olan şey, makusun aleyhi olamaz." Bunu delil olarak gösteremezsin. Bunu gösterdiğin zaman, senin kastın kötüdür. Şimdi bir misal vereceğim. Kibrit yakar? Neyi yakar? Kâğıt yakar, odun yakar? Şimdi siz kibriti aldığınız zaman, onunla ev mi yakıyorsunuz, ormanları mı yakıyorsunuz? Ne yakıyorsunuz? İhtiyacınız olan sobayı yakıyorsunuz, ateşi yakıyorsunuz. Şimdi ateş kibritten çıktı diye, kibrit satışı yasak mı edilecek? Aleyhinde makaleler mi yazılacak, konferanslar mı verilecek? Bu neyse, bu da bu.
Bu ne zaman yapılıyor? Ramazan yaklaştığında bütün bunlar devreye konuluyor. İnsanlarımızın manevi duyguları tam atağa kalkacak, bir de bakıyorsun önüne oryantalistlerin görüşleri konuyor. Oryantalist kimdir? Kâfirdir? Ama cübbe giydi, farketmez kâfir oğlu kâfirdir. İşte onların sözcülüğünü yapanlar, Müslümanın önüne büyük bir set çekiyor. İbadetle, taatla, Allah'la meşgul olması gereken kalp ve akıl, bu sefer fitne ile meşgul oluyor. Belki bu işi ortaya atanlar tarafından da fark edilmiyor. Samimi olarak davranırlar ama onların ajanlığını yaparlar. Farkında değiller.  Ben öylelerini tanırım ki, Türkiye'de yıllarca bana talebelik yaptılar, Amerika'ya gittiler akıllarını, ruhlarını sattılar, geldiler bir numaralı ajan oldular. Yani asıl Allah'la aldatan adam o. Milletin önüne büyük bir engel, Allah'a varmada büyük bir engel oluyor. Şimdi kim Allah'la aldatıyor, kim aldatmıyor onu ben bilmiyorum. Genel olarak konuşuyoruz. Ama belki de Allah'la aldatan, aldatılıyor diyenler, kendilerini bu konuda yetki sahibi kabul edebilirler. Onlarla bizim alakamız yok.
Yarın devam edecek?

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100