21 Aralık 2005 Çarşamba 00:00
1668 Okunma
''Hıristiyan nur talebeleri''
Diyalogcu nurcuların kimisi "Müslüman rahip", kimisi "Nurcu papaz..." Said Nursi de Cizvit papazını "Hıristiyan nurcu" ilan etti M.Emin Koç'un yazısı... ~|~

Diyalogcu nurcular, halvet halinde oldukları papaz ve hahamlarının yanlarında veya Batı lobilerinde kendilerinin Müslüman rahip veya Hıristiyan nurcular olarak tanınmalarını iftihar vesilesi kabul ederler. Ancak bu kimlik ve misyonlarının Müslüman Türk Milleti tarafından bilinmesine ise korkunç biçimde tepki gösterirler. Adeta Pavlos'un öğretileri istikametinde "papaz ile papaz gibi, Müslüman ile Müslüman gibi görünme"yi "hizmet şiarı" edinmişlerdir.

Başlıkta kullandığım "Hıristiyan nur talebeleri" nitelemesi, bana ait değil? Yeni Asya'cıların önde gelen zevatından M. Emin Birinci'ye ait.
F. Gülen için ilk defa "Müslüman Rahip" nitelemesini, gazetesindeki makalesinde Ertuğrul Özkök yaptı
(Bkz. Hürriyet, 4 Eylül, 2000). Diyalogcu nurculardan hiç kimse tepki göstermedi, kınamadı, dava etmedi. Hatta bir gün sonra Zaman gazetesi, sözkonusu nitelemeli ve "Mürteci mi, yoksa 'Müslüman Rahip' mi?" başlıklı makaleyi kendi sayfalarına aktardı, baş tâcı yaptı (Bkz. Zaman, 5 Eylül 2000).

Papaz vaveylasının koptuğu an?

Ne zaman ki, Müslüman Türk Milleti, T. Üçal, Y. Kapusuz, S. Yüksek gibilerin "nurcu papaz" (Bkz. Milliyet, 15 Aralık 2001; Tempo, 28 Mart 2005; Zaman, 1 Nisan 2005) şeklindeki haberlerini okudu, pişmiş aşa su katıldı, vaveyla koptu. Ne zaman ki, Müslüman Milletimiz, "nurcu papaz" diye manşete çıkarılan bu gençlerin "diyalogcu nurcuların öğrenci evleri"nde yetiştiklerini ve Fatih Koleji gibi okullarda görev yaptıklarını (Bkz. Zaman, 1 Nisan 2005; Milliyet, 15 Aralık 2001) öğrendi ve böylece "diyalogcu nurcuların foyası"nı keşfetmeye başladı; işte orada hesap bozuldu, vaveyla koptu, bu işe papazlar bile kızmaya başladılar (Bkz. Zaman, 1 Nisan 2005).

Bir papaz masalı?

Ben bütün bu "papazsal" gelişmeleri, ayne'l yakın, ilme'l yakın ve hakka'l yakın biliyordum. Ancak, 1992 yılından bu yana diyalogcu nurculardan olan ve şimdi artık onlardan yakasını kurtardığı için şükreden Ünye'den "adı bende mahfuz" bir kardeşimin beş?altı arkadaşla birlikte bir yemekte iken bizzat naklettiği "sohbetlerde menkıbe olarak anlatılan bir papaz masalı", himmet toplantılarının ve kimi nur sohbetlerinin "hangi tür papaz masalları" etrafında döndüğünün göstergesi oldu benim için? Ünye'deki kardeşimizin belirttiğine göre, İstanbul'dan gelen üst düzey bir ağabey himmet toplantısında anlattı bunu.
Masal şöyle; İstanbul'da papazın birisi Pazar ayinini yönetiyormuş. Tam ayinin ortasında öğle ezanı okunmuş. Papaz, ayinini derhal yarıda keserek içeri girmiş. Kilisedeki ayine iştirak eden üç?beş kişi dona kalmışlar. Papaz, 10?15 dakika sonra kolları, saçı?sakalı ıslak ve başı mesh edilmiş vaziyette tekrar ayinini yönetmek üzere öne geçmiş. Niye ıslakmış biliyor musunuz? Papaz, gizlice öğle namazını kılmak için içeri geçmiş, namazını kılmışmış, tekrar ayinin yönetmek için geri dönmüş. Bu da güya "gizli Müslüman nurcu bir papaz"mış? Böyle çok papaz varmış; her papazı öyle küfürle itham etmek yanlışmış, çok ağır bir vebalmış?

Hıristiyan nur talebelerini yetiştiren aşk

Diyalogcu nurcuların Müslüman kılığına bürünerek güya hizmet adına sergiledikleri şu "vahim Haçlı tiyatrosu" bile, Müslüman milletimizin tüylerini diken diken etmeye yetiyor, yetmelidir.
Diyalogcu nurcuların "derin papaz aşkı", sadece Vatikan'ın Türkiye temsilcisi Monsenyör Marotvich'in "ekranlardaki Cevşen şov"ları ve diyalog toplantılarının demirbaşı Cizvit papazı Thomas Michel'in "Said?i Nursi'nin İslam tarihinde ilk defa Hıristiyanlara şehadet mertebesi lütfettiğini keşif ve ilan ederek kendisine methiyeler" düzmesiyle izah edilemez elbette? Bu aşk, "Papalık misyonunun bir parçası olmak"tan (Bkz. Zaman, 10 Şubat 1998, F. Gülen tarafından Papa'ya sunulan mektup) gelmektedir.
Ve bu aşk, karşılıklı semeresini vermektedir; diyalogcu nurculardan "Müslüman rahip"ler ve "nurcu papaz"lar türediği gibi (Bkz. Hürriyet, 4 Eylül, 2000; Milliyet, 15 Aralık 2001; Tempo, 28 Mart 2005; Zaman, 1 Nisan 2005), Hıristiyanlar arasından da "Hıristiyan nur talebeleri" türemiştir (Yeni Asya, K. Güleçyüz, Risale?i Nur ve Papalık, 10 Nisan 2005; Yeni Asya, M. İsmail Tezer, Mehmet Emin Birinci ile ropartaj, 23 Mart 2005).

Said?i Nursi'den papaz Thomas müjdesi?

Nitekim nurcuların önde gelenlerinden M. Emin Birinci'nin anlattığına göre, kadının biri rüya görmüş, rüyasında Üstad "Thomas Michel Hıristiyan Nur Talebelerinin birincilerindendir" demiş? (Yeni Asya, M. İsmail Tezer, Mehmet Emin Birinci ile ropartaj, 23 Mart 2005).
Bu, basit bir rüya hadisesi değildir şüphesiz. Bakınız, bu "nurcu papaz"a dair rüyanın hikmeti neymiş? Mevta Papa'ya rahmet okuyan (Yeni Asya, K. Güleçyüz, Papa, 03 Nisan 2005) Yeni Asya'nın başyazarı Kazım Efendi, bu hikmeti şöyle açıklıyor:
Muhterem Mehmet Emin Birinci'nin Yeni Asya'nın 23 Mart sayısında çıkan mülâkatında "Hıristiyan Nur talebelerinin birincilerinden" olarak nitelenen Thomas Michel örneğinde görüldüğü gibi bizatihî Vatikan'ın içine kadar nüfuz ettiğini gösteriyor (Bkz. Yeni Asya, K. Güleçyüz, Risale?i Nur ve Papalık, 10 Nisan 2005).

Yukarıda naklettikleri bir rüya ile bizzat Garibüzzaman Said?i Kürdî tarafından "Hıristiyan Nur Talebelerinin birincilerinden" diye müjdelenen Cizvit papazı Thomas Michel ise "şifreyi çözüyor"; Kazım Efendi de bu "özel papaz şifre"sini ballandıra ballandıra şöyle aktarıyor:
"Dünyadaki Katolik Hıristiyanların manevî lideri Papa II. John Paul'ün bütün sözleri, Risale?i Nur'da tarif edilen medeniyeti işaret ediyor" (Bkz. Yeni Asya, K. Güleçyüz, Papa, 03 Nisan 2005; T. Michel, Hz. İsa'nın Geri Dönüşü, İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, 2004, s. 58).
Aynı Yeni Asya'da serdedilen "Samîmî bir dindar olan Monsenyör Marovitch'i, Bediüzzaman Hazretlerinin 'Müslüman İsevîleri' dediği grupta zikretsek abartmış olmayız kanaatindeyim?" (Yeni Asya, M. İsmail Tezer, Monsenyör George Marovitch ile röportaj, 30 Mart 2005) ifadesi ve yaklaşımı, oldukça dikkate değer değil mi?
Bütün bu nurlu Hıristiyan meyvelerinin maalesef kimi "nurculuk ve diyalog" bahçesinde eşkin attığını görmemek için, sadece kafa gözünün kör olması yetmez, kişinin aynı zamanda kalp gözlerinin de kör olması, basiret ve iz'andan yoksun olması lazımdır?
Ne diyelim; Yüce Allah, "vazifesi Muhammed ümmetini peygamberinden kopartarak Hıristiyan ve Yahudilerin itikadına sürüklemek olan Deccal"ın (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1, Melahim 3; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9) şerrinden ve ahir zaman fitnelerinden imanımızı muhafaza eylesin, encamımızı da hayreylesin.

eminkoc@yenimesaj.com.tr

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100