06 Eylül 2006 Çarşamba 00:00
323 Okunma
İhanetin halleri
Ben ihaneti gözlerinden tanırım. Katı, sıvı, gaz hâllerinden tanırım.. ~|~
1. Lübnan batağına "Seyirci kalmamak, müdahil olmak kapıları ve gözlerimizi açarak alevlere atlamaktır. Sorumluluk almak; tarihe, geleceğe ve milletimizin menfaatlerine ihanet olacaktır" .. Bu benim, "Ulusuma Seslenirken" dillendirdiğim açık ve net ifademdir.

Bu; "ihanet"in elle tutulabilen katı hâlidir..
2. Erdoğan, "İstanbul'a Göçün Yönetimi" konulu toplantıdan çıkarken konuyla ilgili olarak "Türkiye'de ?Asker gitsin ya da gitmesin? diyenler olduğu gibi Lübnan'da da ?Gelsinler ya da gelmesinler? diyenler olacağını kaydederek, ?Sayın Başbakanın (Lübnan) ve oradaki özellikle unsurların ağırlıklı olarak taleplerine bakıyoruz. Biz tüm görüşmelerimizi oradaki grup liderleriyle de yaptık?" dedi.
Şimdi bakıyoruz kıymetli okuyucu, Lübnan'da Türk askerini istemeyenler kimler?..
Ermeniler...
Lübnan'daki "tehcir"e tâbi yaklaşık 150.000 Ermeni.
Avrupa'daki "EUROPEAN ARMENIAN FEDERATION for Justice and Democracy".. Yâni "Adalet ve Demokrasi için Avrupa Ermeni Federasyonu".
Lübnan'daki Ermeni Öğrenciler Beyrut'taki BM Evi'nin önünde Lübnan'a Türkiye'nin asker göndermesini protesto etti..
Peki Lübnan Ermenilerinin sabıka dosyası nasıldır, Yılmaz Özdil'e teşekkürle bir hatırlayalım mı?

"a) Yıllardan, 76...Aylardan, şubat... Türkiye'nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar Cirit, Hamra Caddesi'nde bir kafede çayını içiyor, gazetesini okuyordu...Ermeni terörist, sinsice yaklaştı. Art arda bastı tetiğe... Şarjörünü boşalttı diplomatımızın iman tahtasına...

b)Aynı Lübnan'da...THY büromuz bombalandı. Turizm büromuz bombalandı. Büyükelçiliğimiz tarandı. Büyükelçiliğimize füze fırlatıldı. Türk Büyükelçiliği'nin Askeri Ataşesi ile İdari Ataşesi'nin otomobilleri havaya uçuruldu.

c) PKK'nın olduğu gibi, Asala'nın da yuvasıydı Lübnan.

d) Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu'nu silahlarla işgal edip, 56 Türk'ü rehin alan, Konsolos Kaya İnal'ı ağır şekilde yaralayan, güvenlik görevlimiz Cemal Özen'i şehit eden 4 terörist, Lübnanlıydı.

e)İstanbul'da Topkapı Sarayı'nı otomobilin bagajına yerleştirdikleri bombayla havaya uçurmayı planlarken, erken patlaması sonucu ölen 2 terörist Lübnanlı'ydı.

f) Asala, ilk radyo yayınını Beyrut'ta başlattı. Beyrut'taki bu radyodan yayınlanan Asala bildirisinde, Türkiye'ye sefer yapan bütün uluslararası hava yollarının "hedef alınacağı" açıklandı .

g)Lübnan, Lübnan kaynaklı bu vahşete rağmen, sözde Ermeni soykırımını tanıdı .Bizi "bebek katili" ilan etti.

h)Bu Lübnan'da Ermeni nüfus var, Ermeni Partisi var, Ermeni Bakan var.

I) Peki, bu Lübnan'ı "korumaya" gidecek olan BM Gücü'nde Ermenistan var mı? Yok.
Kim var en önde? Biz.

j) Bitmedi... Bu Lübnan, soykırımı tanıyıp, bizi 2000'de bebek katili ilan etti. Lübnan Parlamentosu'nun bizi bebek katili ilan eden kararından 3 ay sonra yapılan seçimde, Hariri başbakan seçildi. Hariri bu kararı değiştirmedi.

k) Biz ne yaptık bunun karşılığında? Türk Telekom'u ona verdik."
Şimdi de silah alıp koşuyoruz....
Erdoğan ne diyor; "Türkiye'de ?Asker gitsin ya da gitmesin? diyenler olduğu gibi Lübnan'da da ?Gelsinler ya da gelmesinler? diyenler olacaktır."
Türkiye'de asker gitmesin diyenler kim? Akepe hariç herkes.. En başta, en baştan beri ben....Cumhurbaşkanı dahil, bütün bir millet...Ben, siz, onlar..Bütün komşular..Bütün anneler, babalar, kardeşler,
Lübnan'da kimler? Ermeniler...
İşte o Ermeniler ile bu Türkler'i aynı kefede tartmak ihanetin gaz halidir ey millet..
Millete ihbar ediyorum..
Biliyorsunuz maddenin gaz halinde, varlığından eminsinizdir, ama elle tutamaz, gözle göremezsiniz..

3. Atatürk "muhtaç olduğumuz kudretin" nerede bulunduğunu söylemişti?
"Damarlarımızdaki asil kanda"..
İşte damarlarda, Atatürk'ün bahsettiği "asil kan"dan başka herhangi bir şey dolaşıyorsa eğer; dolaşan o "şey" de ihanetin sıvı halidir..
Boşuna demedim ben ihaneti gözlerinden tanırım...
"Madde'nin üç hâli"nden tanırım...

İstanbul'a göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Erdoğan "İstanbul'a Göç'ün Yönetimi" konulu toplantıdan çıkarken çok önemli şeyler söylüyor..
"O televizyon ekranlarındaki ağlayan çocukları, o anneleri, hatta o çocukları kaldırmak suretiyle dünyaya takdim eden Lübnan halkını gördüğümüz zaman hep üzüldük. Peki burada kuru kuruya üzülmek bir şeyi hallediyor mu? Yoksa onların yanında, onların yardımına ulaşmak suretiyle onlara destek olmak mıdır, üzüntünün ifadesi. Eğer üzüntümüz varsa, gerçekten dertliysek, oraya elimizi uzatacağız".
Kıbrıs'ı, 63'te Türk Kuvvetleri Alayı Tabibi binbaşının banyo küvetinde katledilen eşi ve üç çocuğu ile belleklerimize kazınan fotoğrafı bir kenara bırakıyorum.. Erdoğan o fotoğrafı hatırlamayabilir..
Ama 2003 başından itibaren..
Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Telafer, Tuzhurmatu'da ...
"O televizyon ekranlarındaki ağlayan çocukları, o anneleri, hatta o çocukları kaldırmak suretiyle dünyaya takdim eden Türkmenleri"..
Hatırlıyorum..
"Lübnan'ın evlâtları değerli de, Türkmen evlâtları değerli değil mi?" diye soruyorum..
Aynı gün aynı konuşmasında Erdoğan çok önemli bir şey daha söylüyor...
"Ama bazıları, 'Efendim Türkiye'de terör varken bizim askerimizin orada ne işi var?' diyor. Bu bir defa Türk Silahlı Kuvvetlerine hakarettir. TSK birçok cephede bu mücadeleyi sürdürebilecek güçtedir."
Benim gözlerim yaşarmasın da kimlerin yaşarsın ey millet?

1992'de Erdoğan; "Ordu güneydoğuya eğitimsiz gençleri göndermek suretiyle intihar cellatlığı yapıyor" demişti.
 Özkök'ten önceki Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu da "O ne biliyor kimi ne kadar eğittiğimizi?" diye hakkında dava açmıştı..
Özkök geldi, dava bitti..
Şimdi... 92'de askeri "intihar cellatlığı" ile suçlayan Erdoğan 2006'da "Türk Silahlı Kuvvetlerine sahip çıkıyor, ?hakarettir?" diyor..
Bu ne güzel "değişmeden gelişmek"? Bu ne gelişmek?
Sen nelere kâdirsin ey Köşk'e çıkma ihtimali?
Şimdi...
Albay Ralph Peter "bölünmüş" Ortadoğu'nun haritasını yayınladı.. Condi, "Yeni Ortadoğu'nun zamanı gelmiştir" dedi. BOP'un ilk safhası yürürlüğe konuldu.
İsrail "milli sınır"larının ilk aşaması olan Litani Nehri'ne 32'inci günde ulaştıktan sonra BM "ateşkes" ilan etti.. Uluslararası BG istedi.
Daha istemeden "eşbaşkan" Erdoğan "gideriz" dedi.

4 Eylül'de Akepe Grubu toplanacak. 5 Eylül'de Teskere TBMM'de oylanacak. 6 Eylül'de Anan Ankara'ya geliyor. 2 Ekim'de "Eşbaşkan" Erdoğan Bush'a gidiyor..
Ortadoğu'da Bush'un istediği BOP yürürlükte..
Sezer BOP'un ilk ayağı olan Lübnan'a asker gönderilmesine karşı. Bush istiyor..
Bush başka ne diyor?
"Bugün yaptığımız savaş, askeri bir çatışmanın çok daha ötesindedir. Bu savaş, şüphesiz 21'inci yüzyılın ideolojik mücadelesidir. Bu, köktendincilik yandaşlarıyla özgürlük savunucuları arasında 21'inci Yüzyılın kararlı ideolojik savaşıdır. ABD'lilerin Irak'ta savaştıkları, faşistlerin, nazilerin, Komünistlerin ve 20'inci yüzyılın diğer totaliter ideolojilerinin yandaşlarının hedefidir."...
5 Eylül'de TBMM'de işte bu Bush ile Sezer'in ayrı tarafta bulundukları bir oylama yapılacak?
Acaba kimin dediği olacak?
Gül Başbakanlık Konutu'nda yapılan Lübnan Zirvesi'ne saatler kala Enis Berberoğlu'na açıkça ifade etti..
Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve net ifade etti.. Dedi ki;
"Asker yollamasak veya geciksek, Türkiye'nin ABD, AB ve bölge ülkeleri nezdindeki ağırlığı azalırdı"..
Yâni ey okuyucu, ey millet...
Türkiye Lübnan'a bırakın asker yollamayı, yollamakta gecikse bile.... ağırlığı azalacakmış..
Kimin nezdinde? 1.ABD; 2. AB; 3. Bölge Ülkeleri... (İsrail)
Demek Türkiye'nin şuraya veya buraya asker yollaması kendi milli menfaatlerine bağlı değil.. AB, ABD ve İsrail'in öncelik ve milli menfaatlerine bağlı..

Ralph Peters haritayı çizdi..
Türkiye çizilen o haritaya uygun adım ve "gecikmeden" harekete geçti.
Peki Türkiye... Eşbaşkan.... Ve Akepe... O haritada Türkiye'nin de haritasının, karizmasının daha pek çok şeyinin çizildiğinin farkında değil mi?
AB ne diyor?
Önce, aynı 92'deki Erdoğan'a benzer bir yaklaşım sergiliyordu..
"Asker'in Türkiye'nin AB ufkunu tıkadığını" söylüyor, "Askerin AB normlarına çekilmesini" ifade ediyordu..

Şimdi ise "Türkiye'nin, Lübnan'a gidecek BG'ye katılımının Ankara'nın AB ile müzakere sürecinde dolaylı da olsa olumlu etkileri olacağını" söylüyorlar. "Lübnan savaşında öne çıkan bir Türkiye'nin, üye ülkeler üzerinde psikolojik etkileri olabilir" diye konuşuyorlar..
Ey Türkiye...
1950'lerde Nato için Kore'ye gitmiştik..
Demek ki 2006'da AB için Lübnan'a yolcuyuz...
Fakat bu arada; 1.Kerkük'te Washington'un onayıyla; Kerkük'ü korumakla görevlendirilen Kürt Tugayı petrol tesislerine yerleşmiş. 2. Barzani artık Kuzey Irak'ta Irak değil, Kürt bayraklarının asılmasını "emretmiş"...
Yâni hemen sınırımızın ötesinde "bunlar" oluyor... Görmüyoruz...Bakmıyoruz... Ağırımıza gitmiyor..
Tarihin yüzüne nasıl bakacağımızı düşünmüyoruz, düşünemiyoruz.. Ama AB, ABD, İsrail nezdindeki ağırlığımızla fazla dertleniyoruz...
Ama Lübnan'a, bir anlamda başkasının savaşına, bir anlamda kendi haritamızın çizildiği, başkalarının bizim haritamızı çizdiği başkalarının savaşına silah alıp koşuyoruz..

Peki Lübnan'a gidip gitmemek "askerin" elinde miydi?
Bunu en güzel Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ifade etti..
 ''Hükümet'in takdiri. Kararı Hükümet verecek. Biz her türlü hazırlığı yaparız. Ama bu 'dereyi görmeden paçayı sıvamak' anlamına gelmez. Kolay bir iş değil asker göndermek. Hazırlıkların yapılması lazım''.
Yâni asker, siyasi irade karar verene kadar "milli hedeflere uygunluk" açısından ve "olanak ve yeteneklere" göre her çeşit fayda ve mahzuru sıralar.. Etkilemeye çalışır..
Sonunda siyasi irade çok aykırı bir karar alabilir.. Milli menfaatler açısından değil de meselâ AB, ABD ve İsrail açısından BOP'a uygun bir karar alabilir..
Bu durum karşısında askerin önünde iki yol vardır..

1.Özal?Torumtay örneği..
2.Ya da plan uygulanır..
Burada bence, ilk günden itibaren söylediğim gibi farklı düşüncelerde olan Cumhurbaşkanı ve asker ile siyasi irade çekişmesinde asker siyasi iktidarı; "sınırlı deniz gücüne" ikna etmiştir..
Tabii bu "ikna"da "hocam" ile "paşam" arasındaki hitab?statü?ağırlık farkının rolünü de gözardı etmemek gerek...
Yarın TBMM'de el kaldıracak vekiller umarım Lübnan'ın Ankara Büyükelçisi Siam'ın şu sözlerini hiç unutmazlar..
1 Eylül Barış Günü dolayısı ile kendisini ziyaret eden CHP'li hanımlara "Dünyada ve bölgede barış olmasını isteyen her ülkenin BM Barış Gücü'nde olmasını istiyoruz" diye konuşan Siam, şunları da kaydetmiş:
"Türkiye bölgenin önemli ülkelerinden bir tanesi. Büyük ülkeler kendi ağırlıkları ölçüsünde dünya barışına katkı sağlamalı. Almanya, İtalya, Fransa, hatta Nepal bölgeye asker gönderirken, yanı başımızda bulunan, her zaman dost ve müttefik olarak gördüğümüz Türkiye'nin göndermemesi beni şaşırtır."

Daha sonra her mesleğin bir riski olduğunu vurgulayan Siam, "Savaş askerin şerefidir, gururudur. Hiçbir asker bundan kaçmaz. Askerler güvenlik ve istikrar içindir. Aksi takdirde gitsinler, ?bebek bakıcılığı? yapsınlar" ifadesini kullanmış..
Lübnan'ın üç kuruşluk bu elçisi Lübnan'da kaç paralık asker olduğunu biliyor mu?
Lübnan'ın beş paralık elçisinin Türk askerine uzattığı bu dilin hesabını kimse sormayacak mı?
Lübnan askerlerinin bebek baktığı, yıllardır ülkenin kuzeyini Suriye'ye, güneyini İsrail'e, ortasını Hizbullah'a terketmesinden belli..
Azeri?Türk Kadınlar Birliği Başkanı kardeşim, dostum Tenzile Hanım Rüstemhanlı diyor ki;
"Türk'e Hakkın yerini nişan vermezler..Hakk Türk'ün durduğu yerdedir".
Türk'ün durduğu yer vatandır..
Lübnan'da Türk "durmamaktadır". O halde Lübnan vatan değildir..
Ne işim vardır benim "el"lerin vatanında?

Hüseyin Mümtaz/ Giresun Işık Gazetesi
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100