28 Kasım 2006 Salı 00:00
319 Okunma
İktidar hırsı Irak'ın sonunu getirecek
'Yeni Irak'ın demokratik yollardan seçilmesiyle övünen hükümeti, hiçbir sözünü tutmayarak ülkenin iç savaşa sürüklenmesine izin veriyor. Mezhep ayrımcılığını destekleyen yetkililer koltuklarına sımsıkı tutunmaktan vazgeçmezse Irak'ın bu felaketten kurtulması imkânsız ~|~

Amerikalı yetkililer ve Irak hükümetindeki ortakları Irak'ın mezhep savaşına sahne olmadığında ısrar ediyor. Şii Sadr kentinde bomba yüklü altı aracın patlatılması, 200 kişinin öldürülmesi, başkent Bağdat'taki Sünni Azamiye bölgesinin sokağa çıkma yasağına rağmen intikam amacıyla bombalanması ve üç kişinin öldürülmesi iç savaş olarak görülmüyorsa, ABD Başkanı George W. Bush, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Şii lider Abdulaziz el Hekim ve Başbakan Nuri el Maliki bizlere iç savaşın ve özelliklerinin ne olduğunu, değerlendirmelerinin ve politikalarının zayıflığını kabul edene dek kaç masum Iraklının daha öldürüleceğini belirtmek zorunda.
Irak savaşı, işgali ve ülkenin yönetilmesi için mezhep ayrımcılığı yapan bir grubun sürgünden getirilmesi, modern tarihte görülen en büyük suç eylemi olmakla kalmayıp, Irak'ta ve bütün bölgede yaşanan felaketlerin de temel sebebini oluşturuyor.

Petrol müzeden önemli!
Zira Irak'ta bir değişim gerçekleşti; ancak amaçlananın aksine daha kötüye doğru bir değişimdi bu. Halihazırda bu Müslüman ülkenin meçhule doğru yol alan hızlı ve kanlı çöküşünün durdurulmasına dair hiçbir umut yok.
Küstah ve aptal ABD yönetiminin güçleri, işgal sonrasındaki süreçte Bağdat'a yerleştikleri ilk günden itibaren bir hatayı düzeltmeye çalışırken sürekli daha büyük hatalar yaptı.

Bu güçler, güvenliği sağlamak ve bütün insanlığın malı olarak görülen değerli uygarlık zenginliklerine sahip Irak Müzesi'ni korumak yerine, petrol bakanlığını korudu ve bu zenginlikleri hırsızlar ve milisler tarafından yağmalanmaya terk etti. Daha da önemlisi bu yönetim, sürgünden dönen eski muhalif lider Ahmet Çelebi'nin tuzağına düşerek, mezhep ayrımcılığı yapmayan tek kurum olan orduyu 'Baas'ın tasfiyesi' söylemiyle feshetti. Böylece mezhep ayrımcısı milislerin varlığı güçlendi ve ülke altından bir tabak içinde yolsuzluk, ölüm, sürgün ve işkenceye teslim edildi.

BM istatistikleri geçen eylül ve ekim aylarında 7 bin 500 Iraklının öldüğünü, işgalin başından bu yana 2 milyon kişinin 'yeni Irak'tan kaçtığını doğruluyor. Bu rakamlar önemli: fakat gerçeğin sadece basit bir kısmını yansıtıyor.
Öte yandan, ABD yönetimi ve müttefikleri şartların kötüleşmesinin ve ülkenin mezhep savaşına boğulmasının sorumluluğunu eskiden yaptıkları gibi Irak'taki Kaide lideri Ebu Musab el Zerkavi'ye yükleyemiyor. Zira Zerkavi'nin aylar önce öldürülmesinden sonra şartlar iyileşeceğine daha da kötüleşti. Çünkü ortada 'Zerkavi'den daha fazlası' vardı; Maliki hükümeti ve iktidardaki koalisyon da Zerkavi benzeri adamlara sahipti. Fakat bu kişiler hem korunuyor, hem de övülüyordu çünkü kurbanları diğer mezhebe mensuptu.

Ülkede aydın kalmadı
Irak'taki iç savaşın yoğunluğu artıyor. Fakat bunun sebebi Irak halkının mezhep farklılıklarını düşmanlık nedeni olarak görmesi değil. Zira Irak birlikte yaşama konusunda eşsiz örnekler sunup, ülkeyi bir bölgesel süper güce çevirebilmişti. Fakat yeni yöneticiler mezhep ayrımcılığına teslim olduğu için artık intikamcı zihniyet hâkim.
Başbakan Maliki, milislerin feshedileceğine dair vaatlerini yerine getiremiyor. Çünkü kendisi de onlardan birinin ürünü ve bağlı olduğu milisler bizzat kendisinin ve temsil ettiği siyasi kütlenin desteğiyle işkence ve ölüm timleri kurma işlerine girişti.
Uygar ülkelerde, demokrat liderler vaatlerini yerine getirmekte başarısız olunca istifalarını sunar ve iktidarı bırakır. Fakat demokratik eğilimleri ve iktidara seçim sandıkları sayesinde gelmesiyle övünen 'yeni Irak'taki iktidar grubu, halihazırdaki açık başarısızlığın sorumluluğunu taşımayı ve makamlarından istifa etmeyi reddediyor.

Maliki istifa etmek istemiyor ve Bağdat'ta güvenliği sağlamak için hazırladığı bütün güvenlik planlarının ardarda başarısız olmasına rağmen başbakanlık koltuğuna tutunmakta ısrarlı. Kendisinin ve etrafındaki grubun hedefi, Irak'ın yerle bir edilmesi, ülkeyi birbirine bağlayan unsurların yok edilmesi, Arap kimliğine son verilmesi ve böylece ülkenin karanlık çağlara götürülmesi işleminin tamamlanması. Yeni Irak'ın yöneticilerinin ve milislerinin en önemli başarısı, Irak'ın bilim adamlarının, profesörlerinin, askeri ve sivil pilotlarının birbiri ardına öldürülmesi, hayatta kalanların da sürgüne gitmesi. Irak'ta okuma yazma bilmeyenlerden ve cahillerden başka kimse kalmazken, ülkenin komşuları nükleer programlarını ve askeri sanayilerini geliştiriyor.
Maliki ve Talabani'nin korkak tutumları, halihazırdaki felaketlerin sorumluluğunu taşımamaları ve başarısızlığı itiraf edip istifa etmemeleri, Irak İslam Partisi lideri Cevad El Haşimi ve parlamento başkanı Mahmud El Meşhedani gibi Sünni Uzlaşı Cephesi'ndeki ortaklarının tutumlarıyla karşılaştırıldığında hafif bile kalıyor. Zira bu kişiler de Amerika'nın demokrasi yalanlarını ve mezhep ayrımcılığına dayalı bir biçimde bir arada yaşama fikrini onayladı; kendi gruplarını temsil etmek için siyasete katıldı. Bu kişilerin hükümete katılması, 665 bin Iraklıyı öldüren işgale, mezhep ayrımcısı hükümete ve siyasetçilerin hiçbir vaatlerini gerçekleştirmeksizin ülkenin zenginliklerini dünyada görülmüş en büyük yağmalama operasyonuna meşruiyet kazandırdı.

İş direnişe kaldı

Bu, onlardaki iktidar arzusudur. Hem de gerçekleşmesi Irak'ın toplu mezara dönüşmesini gerektirse dahi vazgeçmedikleri bir arzu... Bu yüzden başarısızlığı kabul etmezler ve tek bir Iraklı hayatta kalmasa dahi tutumlarını değiştirmezler. ABD'nin işgal projesini başarısız kılan ve işgalle işbirliği yapanların maskelerini çekip alan onurlu Irak direnişi, Amerikalı yetkililerle ülkeden tamamen çekilmeleri şartıyla görüşmeli. Mezhep ayrımcılığı yapan hükümet temsilcileriyle de, işgalle işbirliği yapan ve ülkeyi mezhep savaşına boğan savaş suçluları olarak adaletin önüne çıkarılmalarına hazırlık bağlamında, Irak'ın başına gelen bütün felaketlerdeki doğrudan sorumluluklarını itiraf etmeleri temelinde masaya oturmalılar. Bu mezhep savaşını en iğrenç şekliyle, Sadr kenti ve Bağdat'ın göbeğinde gerçekleşen Hürriyet mahallesi katliamında gördük.

Abdulbari Atwan/ Radikal
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100