08 Haziran 2005 Çarşamba 00:00
195 Okunma
İnanç turizmindeki sakatlıklar

Havaların birdenbire ısınması ile, mevsimi (sezonu) çok önceden açmış olan turizm sektörü iyice canlanıyor. Turizmin iyi yönleri anlatılamayacak kadar çok. Ancak, her konuda olduğu gibi onun da olumsuz yönleri mevcut.
Şimdi tatil köylerinin pek çoğunda, hatta birkaç istisna dışında neredeyse hepsinde, "eğlence" adı altında her türlü abukluk yapılacak. Amfi tiyatrolarında, insanların bir kısmı "rezalet yarışmalarına" sokulacak.
Ama, trilyonlar harcanan ve bizlerin de payı olan yatırımlarda Türkiye''yi tanıtan, kültürünü anlatan "eğlendirirken bilgilendiren" etkinlikler olmayacak.
"Bizlerin de payından" söz ettim. Nedir bu pay? Hemen anlatalım.
Bu tatil tesislerine inanılmaz "vergi muafiyetleri" tanınıyor, arsalar bedavaya veriliyor.
İşte bunlar sizin, bizim hepimizin cebinden çıkıyor.
Bizler kazancımızdan büyük vergiler öderken, bu tesislerin sahipleri, büyük vergi kolaylıklarından yararlanıyorlar. Peki bu kolaylıklar ve ayrıcalıkların karşılığında, ülkemize nasıl hizmet veriyorlar?.
İyileri, sayıları bir elin parmakları kadar var mı bilmiyorum, bir tarafa bırakalım.
Düzeltilmesi gerekenlerden örnek verelim. Geçenlerde bu köşede, "Bu..
Nedir, bu?" başlıklı yazımda, Antalya Lara sahilindeki bir "haç''tan" söz etmiştim.
Bunun, turistler için yapılmış bir "atlama kulesi" olduğu bilgileri geldi.
Ben de, "bu her ne ise, niçin kilometrelerce uzaktan da görülecek biçimde bir devasa haç biçiminde?" diye sormuştum.
Herhalde birileri gelip de, "Biz sizin sahilinizi işgal ediyoruz ve buraya haç dikiyoruz" demeyecekti. İşte olaylar böyle gelişiyor.
Yalnızca havalar ısınınca değil, soğukken de geçerli olan bir başka turizm var.
Adı "inanç turizmi." Yıllardır Türkiye''de yapılıyor.
Ve teşvik ediliyor. İnanç turizmi deyince ilk bakışta, "inananlar kendi kutsal yerlerini ziyaret ediyorlar" gibi algılanıyor.
Böyle olsaydı, eleştirilecek yanı olamazdı. Ama, bir de eleştirel gözle bakalım. Hangi ülke vardır ki (Türkiye''den başka tabii), başka inançtaki insanların "kâbesi" durumuna gelsin? Biraz daha açalım.
Müslümanlar da inancımız gereği Hacca gidiyor.
Nereye, Kâbe''ye.
O nerede, Suudi Arabistan''da.
Ama, Müslüman bir ülke olan Suudi Arabistan, başka ülkelerden Müslümanları kabul ediyor.
Yani, bizim Kâbemiz bir Hıristiyan ülkede, örneğin Avrupa''da değil. Peki Türkiye''de "inanç turizmi" adı altında neler oluyor? Halkının yüzde 99,5''u Müslüman olan bir ülkede, Türkiye''de, Müslüman olmayanlar, Hıristiyanlar geliyor ve örneğin Demre''ye gidip "hacı" oluyorlar.
İşte en son olarak, Trabzon''daki Sümela Manastırı da Hıristiyanların ibadetine açıldı. Bunun adı da inanç turizmi! Oysa, bu inanç turizmi değil, olsa olsa "Hıristiyan turizmi"olur.
Bir nokta daha var..
İnancın turizmi mi olur?..
Bence olmaz.
İnancın "ibâdeti" olur.
Ama, inancınıza göre geziler olabilir.
Bunun adı "din kültürü turizmi" olabilir.
Herkes kendi ülkesi dışındaki kiliseleri, camileri ve diğer kutsal yerleri ziyaret edebilir.
Bunlar "din kültürü" adı altında toplanabilir.
Türkiye''de yapılan ise, "inanç turizmi" maskesi altında başka şeydir.
Avrupa Birliği''ne "siyâsi teslimiyet" sürecinde, misyonerlerin ekmeğine yağ sürmek, ya da ekmekleri yanında "kutsal şarap" ikram etmektir.
Hulki Cevizoğlu / Yeni Çağ

~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100