Bu haber kez okundu.

İran'da bahar
Geçtiğimiz hafta, dört gün, iki gazeteci arkadaşımla birlikte İran'daydık. İlk kez iki buçuk yıl önce İran'a gitmiştim. Ahmedinecad iktidarından sonra, İran'da gündelik hayatın değiştiği söyleniyordu. ~|~ Buna pek ihtimal vermiyordum, ama bu yönde kanaatler o kadar güçlüydü ki, ben bile ikna oldum, ciddi bir değişim göreceğimi sanıyordum. Hemen söyleyeyim, gündelik hayatta değişen hiçbir şey yok. Tahran yine aynı Tahran, azıcık bile saçı görünen kadınların uyarıldığı falan yok, herkesi eskisi gibi giyinip davranıyor.
Aile ve yakın çevrem, beni cepheye gidiyormuşum gibi kaygıyla uğurladı, ama İran'da yoğunlaşan uluslararası gerilim ve ABD tehditleri, tuhaf bir şekilde kimseyi etkilemiyor. Bu tuhaf kayıtsızlığa şaşırmadık değil, ama bir süre sonra biz de alıştık. Gündüz sokaklarında geztiğimiz İran ile gece CNN gibi TV kanallarında izlediğimiz İran bambaşkaydı. Rejime en muhalif olan İranlılar bile, ABD'nin tehditlerine kulak asmamakta kararlı görünüyordu. İsfahan'da tanıştığımız, kendisini, dinden uzak, hümanist ve nükleer enerji karşıtı biri olarak tanımlayan ve yılın bir bölümünü bir Avrupa ülkesinde geçiren İranlı bir genç adam dahi, İran'a yönelik tehditleri çifte standart olarak tanımlıyordu. Nükleer silah heveslisi olan belki vardır, ama yolda kime sorsanız, silah için değil enerji için nükleer enerjiye ihtiyaçları olduğunu söylüyor, petrol rezervlerinin en fazla 90 sene sonra tükeneceğini, enerji için dışa bağımlı olmak istemediklerini ileri sürüyor. Siyasi otoriteler nükleer güç olma peşinde iseler bile, belli ki, nükleer enerji iddiaları etrafında çok geniş bir kamuoyu oluşturmaları son derece kolay ve mantıklı görünüyor.

Bizde İsfahan'da, kahvelerde dolaştık ama kimse bize, beş ay önce Timothy Gondon Ash'e verdikleri mesaj cinsinden bir şey söylemedi. Ash, 'Amerika ve Avrupa İsfahan'da fısıldanan mesaja kulak vermeli' başlıklı bir yazı yazmıştı. Bu arkadaşımız, İsfahan'da bir öğretmenle kahvede sohbet ederken, adam esrarengiz bir şekilde başını eğip sesini kısarak, 'Birbirinize bağlı davranın, İran'da neler olduğunu anlayın ve tutarlı bir politika izleyin' diye fısıldamış. O da bu mesajı, ABD ve Avrupa'ya ulaştırmak üzere yukarıda sözünü ettiğim yazıyı yazmıştı (The Guardian, 24 Kasım 2005). Nihayetinde, biz de İran sokaklarında yabancı yabancı dolaşıyorduk, Türk olduğumuzu öğrenenler de hemen bizi bir köşeye çekip, 'Bakın bu rejim gitti gidiyor, birbirinize destek olun, politikalarınızı buna göre ayarlayın, siz dışardan, biz içerden bu yönetimi yıkalım' diye 'mesaj'lar fısıldamadılar. İran'da farklı bir sürü görüşe sahip insan var, birçok rejim muhalifi var, fazlasıyla Batı yanlısı olan da var, bunların içinde 'Bu rejim gitsin de nasıl giderse gitsin' diyen de vardır mutlaka. Ama, Gordon Ash'in İran konusundaki düşüncelerine yüzde 100 uyacak şekilde mesaj veren İsfahanlıya rastlaması büyük bir 'şans' olmuş, bu şansı abartıp bundan bir dünya siyaseti çıkarmasa daha iyi olurmuş o ayrı.

İran'da, en çok dert edilen şey diğer her ülkede olduğu gibi ekonomik sıkıntılar ve bugünlerde en çok tartışılan konu, dış politikadan ziyade, Ahmedinecad'ın yaptığı son konuşmalarda sergilediği açılımlar. Bunlardan biri, bazı çevrelerin, kadınların İslami giyime yeterince uymadıkları yönünde yapılan şikâyetlere karşı, 'kadın konusunu her türlü fesatın sebebi olarak görmemek gerektiği'ymiş. Diğeri, dışardan bakıldığında çok önemli gibi görünmüyor, ancak, kadınların futbol maçlarını izleme isteğine karşı çıkanlara itiraz ederek, kadınların stadyuma girmesinin maçlar esnasındaki davranışları iyileştireceği yönündeki açıklamasıymış. Bu konuşmalar, Ahmedinecad'ın dış politikada kazandığı itibarı arkasına alarak iç politikada daha geniş bir çevreye hitap etme gayretinin bir ürünü olarak ve ideolojik bir dönüşüm olarak yorumlanıyor.
Pazartesi sabahı İstanbul'a dönerken, uçakta pazar gününün gazetelerine baktım; Ahmedinecad'ın arkasındaki güçlerden biri olan Ayetullah Misbah Yezdi ile 'radikal bir cephe' oluşturduğu yorumlarına rastladım. İran'da bugünlerde tam da bu cephede kırılmaların başladığı konuşuluyor. Bunların dışında, İran'da bahar çok güzel geçiyor. İsfahan bahçelerinin sümbülü ile, yol kenarlarında satılan kavunların, çileklerin kokusu, uluslararası siyasetin hedefindeki bir ülkede dolaştığını insana gerçekten unutturuyor.

Nuray Mert/ Radikal
Anahtar Kelimeler:
iran da bahar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100