13 Kasım 2011 Pazar 00:00
755 Okunma
İslam'ı temsil ve tebliğde Ehl-i Beyt



Yüce Allah'a sonsuz hamd ü senalar olsun. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'ine salat ve selam olsun?

~|~

Yüce Allah'a sonsuz hamd ü senalar olsun. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'ine salat ve selam olsun?
İslam:      
"Allah katında yegâne Hak din İslam'dır." (Âl-i İmran, 19)
"Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı seçtim." (Maide, 3)
"Her kim İslam'dan başka bir din ararsa, asla ondan o din kâbul edilmez ve o ahirette hûsrana uğramışlardandır." (Âl-i İmran, 85)
Bu ilahi ölçülerle son Hak din olarak çerçevelenen İslam'ın tevhid akidesinin temeli "Kelime-i Tevhid" cümlesiyle ifade edilir: "Lailaheillallah Muhammedurresûlullah".
Yani İslam, Rabbi Allah, Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.), kitabı Kur'an, kıblesi Kâbe olan son Hak dindir.
Mücerret İslam'ın ve Kur'an'ın, müşahhas canlı örneği ise Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'idir.

İslamı temsilde Ehl-i Beyt
Her dinin, her ideolojinin, her davanın mücerret hakikatleri yanında hayata yansıyan müşahhas tarafları da vardır. Diğer bir ifadeyle herhangi bir inanç ve tez, mücerret hakikatler ve müşahhas olaylar ve kişilerden vücut bulur. Canlı örnekleri olmadan bir tezin, bir davanın veya dinin olması da asla mümkün değildir.
Ehl-i Beyt, İslam dininin yaşanılan ve yaşanan müşahhas örneğidir. O bakımdan Ehl-i Beyti anlamadan, tanımadan İslam'ı ne anlamak mümkündür, ne de yaşamak mümkündür.
Hz. Peygamber'in abası altındaki Ehl-i Beyt'inde, Hz. Fatıma'sı vardır, Allah'ın arslanı Hz. Ali vardır, cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vardır.
Ehl-i Beyt, Kur'an-ı Kerim'in aynasıdır, Hz. Peygamber'in "canlı Kur'an" olarak yaşadığı aile hayatıdır. Yani Ehl-i Beyt, Kur'an-ı Kerim'in Hz. Muhammed modelidir. İslam'ın itikad, amel, ahlak ve aşk boyutunda doruk noktada örnekleştiği sosyal çekirdektir, yani "canlı İslam'dır". Bu, Allah sevgisinin doya doya yaşandığı, Allah korkusunun bir hayat tarzı haline geldiği, hiçbir şeyin sözde değil, her şeyin hakikati olduğu gerçeğidir.
İşte Kur'an ve Ehl-i Beyt ilişkisi?
Sünni tarih kitaplarından El-Marifet-ü ve't-Tarih'den Ebuzer-i Gifari Hazretleri rivayet ediyor: Peygamber (s.a.v) buyurdu ki :
"Ey insanlar! Aranızda iki değerli emanet bırakıyorum. Allah'ın Kitabı ve ıtretim (Ehl-i Beyt'im). Bunların biri öbüründen daha üstündür, o da Allah'ın Kitabıdır. Bunlar havuzun başında bana gelip çatıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar. Bunlar Nuh'un gemisine benzer, binmeyen ise boğulur." (El-Marifet-ü ve't-Tarih, c. 1, s. 538)
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de bizzat Allah, Resûlünü ve Ehl-i Beyt'ini vasıflandırıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) hadisleriyle bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
"And olsun ki, Resûlullah, sizin için (?) güzel bir örnektir." (Ahzab, 21)
"Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (Ahzab, 33)
"De ki Muhammedim! Ben, Peygamberliğime karşılık, sizden, yakınlarımı (Ehl-i Beyt'imi) sevmenizden başka bir şey istemiyorum." (Şuara, 23)

İnsanlığa müjdelenmiş aile
Başta Hz. Muhammed (s.a.v.) olmak üzere bu mübârek ve muazzez aile, yüce Allah tarafından seçilmiş, sevilmiş, temizlenmiş, tescil edilmiş ve insanlığa müjdelenmiştir.
Hakikât şu ki, Ehl-i Beyt imandır, Ehl-i Beyt itaattir, Ehl-i Beyt teslimiyettir, vuslattır, haktır ve hakikattir. Ehl-i Beyt, bütün Kur'an ayetlerinin ihlasla ve samimiyetle tek tek okunup yaşandığı, hayata geçirildiği ev halkıdır ve Kur'an-ı Kerim'in yaşanan "canlı peygamber" örneğidir.
İşte İslam'ı temsil noktasında, Resûlullah'la (s.a.v.) birlikte Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bir makamı paylaşmakta ve İslam'ın kâmil insan modelini oluşturmaktadırlar.
İslam, ancak ve ancak onlarla temsil edildi, bayraklaştı, yaşandı, yaşatıldı ve insanlara ulaştırıldı. Bu temiz ve pak sulbün evlatları, hak üzere kıyamet sabahına kadar var olacaklardır.

Cihad meydanlarında temsil
Resûlullah'ın (s.a.v.) bizzat tensipleri ile Hz. Ali Efendimizin cihat meydanlarındaki üstün kahramanlıkları, çoğu defa savaşın Müslümanlar lehine seyrini değiştirmiştir. Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te, Hudeybiye'de, Hayber'de, Huneyn'de, Taif'te, Mekke'nin fethinde sonucu belirleyici hamleleri oldu.
Hendek günü, Arapların, "bin savaşçıya bedel" dedikleri Amir b. Abdü'l-Vedd karşısına Peygaberimiz tarafından Hz. Ali çıkarıldı. Hz. Peygamber Hz. Ali'nin başına kendi sarığını sardı. Kendi kılıcını kuşandırdı ve kendi zırhını giydirdi ve Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İmanın tamamı küfrün tamamının karşısına çıktı." (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s. 249)
Bugün Resûlullah'ın (s.a.v) Ehl-i Beyt'i üzerinde müthiş bir karartma vardır. İslam'ı ve sünneti anlamada tek önder olan Ehl-i Beyt'i devre dışı bırakmak, aslında Resûlullah'ı (s.a.v) devre dışı bırakmak demektir.
"Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır" diyen Hz. Peygamberdir. Ehl-i Beyt, Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette ve Resûlullah'ın hadislerinde övülmüş, önemine dikkat çekilmiştir.
Ehl-i Beyt kelime anlamı olarak "ev halkı" manasına gelse de, Kur'an ve hadislerde kullanılan manası dikkate alındığında, Resûlullah'a (s.a.v.) en yakın olanlar, O'nun mahremini paylaşanlar anlamındadır.
Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gerçekten de Resûlullah'ın hayatı boyunca en yakınları olmuştur.
Bu "bir evi paylaşma" anlamında değildir. Ehl-i Beyt ifadesi O'nun hali ile hallenme, davasını anlama ve sahip çıkma ve kendinden sonra bu vazifeyi bir manada omuzlayarak devam ettirme olarak düşünülmelidir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ömrünün son anlarını dahi hanımları ile değil, bu dört insanla geçirmiştir. Bunları bizzat yetiştirmiş, eğitmiş ve nazarında terbiye etmiştir. Ayetle sabittir ki, onlar masumdurlar, her türlü pislikten korunmuşlardır. Cennetle müjdelenmişlerdir, insanlık aleminin en üstünüdürler.
İşte İslam'ı temsilde, dava etmede Hz. Peygamberin makamında Ehl-i Beyt O'nunladır. Nübüvvet nurunun, şah-ı velayet Hz. Ali ile birlikte velâyet şuaları ile devamı da bu hikmete mebnidir.

Mübahale ayeti ve İslam'ı temsil "Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışmalara girişirlerse, de ki: Biz bizzat gelelim, siz de gelin. Oğullarınızı ve oğullarımızı, kadınlarınızı ve kadınlarımızı çağıralım. Ondan sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın laneti yalan söyleyenlerin üstüne olsun." (Al-i İmran, 61)
Sünni eserlerden, Hariciler de dahil olmak üzere tüm İslam mezhepleri, Resûlullah'ın (s.a.v.) Necran Hristiyanları ile mübahaleye giderken, yanında sadece Hz. Fatıma (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin'in (a.s.) bulunduğu noktasında hem fikirdir.
Sünni âlim Suyuti bu konuda, şu rivayeti nakletmektedir:
Cabir b. Abdullah şöyle nakleder:
"Kendimiz ve kendinizden maksat, Resûlullah (s.a.v.) ve Ali'dir (a.s). Oğullarımızdan maksat Hasan ve Hüseyin'dir (a.s.). Kadınlarımızdan maksat, Hz. Fatıma'dır (a.s.).
Buradaki önemli nükte şudur: Bu beş kişi, İslam dinini temsil eden en seçkin beş kişi olarak gösterilmektedir. Bunların lanetleşmeye katılımı tüm Müslümanların katılımı manasına gelmekte idi."
Bu ayet Hz. Ali'ye, "Peygamberin nefsi" olarak hitap etmiştir. Bu manada Hz. Ali (a.s.), Resûlullah'ı (s.a.v.) hayatında ve ölümünden sonra tam anlamıyla temsil edebilecek tek ve kamil kişidir (Et-Teşeyyu, Abdullah Ğureyfi, s. 224). Tabii ki  Peygamberlik makamı bundan istisnadır. (Prof. Dr. Haydar Baş, Hz. Fatıma, s. 244)

İslam'ı tebliğde Ehl-i Beyt
İslam'ın mübelliği, tebliğcisi Hz. Muhammed'dir (s.a.v.). Cebrail'in kendisine vahyettiği bütün ayetleri (vahy-i metlu) bizzat belledi, inandı, yaşadı, dava edindi ve yaşattı.
O'nunla müşahhaslaşan Kur'an ve İslam'ın, Peygamber ailesi içinde sosyal plana aksetmesi ve insanlara bütün safiyetiyle tebliği gerçekleşti.
Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) beyanı ile, Ehl-i Beyt kurtuluşun adresi, Nuh'un gemisidir:
" Benim Ehl-i Beyt'imin sizin içinizdeki misali, Hz. Nuh'un kavmi içerisinde Hz. Nuh'un gemisi gibidir. Kim gemiye binerse necat bulur, kim gemiye binmezse helâk olur." (bkz. Suyuti, Tefsir-i Hulafa, s. 573; Taberani,

Mu'cemü'l Kebir, s. 78)
İslam'ın fert, aile ve cemiyet hayatı, Ehl-i Beyt ile şekil buldu. İslam medeniyeti bütün dünyayı bu güneşle aydınlattı.
İslam'ın tebliği, irşadı, bu yolun nuru ile oldu. Bu olmadan ne tebliğ olabilir, ne irşad olabilir.
Müminler, Ehl-i Beyt'i sevmek ve onlara salat ve selâm etmek suretiyle Hak katında makbul olurlar. İstikamet üzere yol alırlar, yücelirler, yükselirler, şeref bulurlar.
Bu öyle bir hakikattir ki, yeter ki bu yola, bu aileye bağlılığı olsun? Muhammedî nuru her insanın kalbine yerleştirir ve medeniyetler inşa eder. Böylece tortular altın, bütün bir alem rahmetle dolar.
İslam tarihi, Ehl-i Beyt'in nakış nakış dokuduğu kemâlat sahibi insanların (velayet yolunun saliklerinin) hayatı, toplumları şekillendirmesi ile doludur.
1- Türk Milleti'nin İslamlaşması, Ehl-i Beyt evlatlarının Maveraünnehir'deki tebliği ve irşatları ile aşk boyutunda olmuştur. Hacı Bektaş'lar, Ahmet Yesevi'ler, Mevlana'lar, Yunus'lar, zaman içerisinde Ehl-i Beyt'in müşahhas örnekleri olarak insanlığı aydınlattılar. Bu kadronun yetiştirdiği Alperenler, Anadolu'yu ve bütün cihanı dantel gibi örmüş, insanların gönüllerinde İslam'ın çırağını yakmışlardır.
2- Hz. Fatıma anamız, kadınlara İslam'ı anlatan bir mürebbiye idi. Ayrıca kısa süren ömrüne tam bir hak mücadelesini sığdırmış, sevgili babasından hemen sonra başlayan Hak'tan sapmalara (Peygamberimizin ölçülerine ters uygulamalara) göğsünü siper etmiş, önde gelen sahabilere karşı hakkı temsil ve tebliğ yegâne uğraşısı olmuştur. (Hz. Fatıma, s. 85)
3- Resulullah'ın (s.a.v.) vefatından on gün sonra başlayan Fedek hurmalığı meselesinde Hz. Fatıma'nın mücadelesinin asıl sebebi, İslam inancının getirdiği ölçülerin aşılmasına ve Hz. Peygamberin bıraktığı sünnetin hiçe sayılmasına olan öfkesidir. ( Prof. Dr. Haydar Baş, Hz. Fatıma, s. 523). Yoksa mal hırsından kaynaklanmıyordu.
4- Hz. Ali (k.v.), Resûlullah'tan sonra, ümmetin müracaat merkezi idi. Her konuda müşkilleri o çözüyordu. Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın akıl, hüküm ve hikmet aldıkları başdanışmanları Hz. Ali'dir.
5- İmam Zeynelâbidin, tebliğ ve nasihatlerini samimi dualarının içinde yapıyordu. Babası İmam Hüseyin'in ise tebliği açıktı ve haksızlık karşısında açıktan mücadeleyi seçmişti, kıyam etmişti.
6- İmam Cafer-i Sadık (a.s.), ilim ve hikmet dolu sohbetleri, İmam-ı Azam gibi zevatı bile ihya ve irşad edici telkini ile ve Hakkın ölçüsünü koruyan eserleri ile tebliğin zirvesini temsil etmektedir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100