Bu haber kez okundu.

İspanyol kadar Türk olmak
Rauf Bey gene yapmış yapacağını..
    Öyle bir laf söylemiş ki, yenir yutulur değil..
    Rauf Bey kaya gibi bir lâf etmiş.
    Öyle bir kaya ki, al nereye koyarsan koy..
Denktaş, Türk Sağlık?Sen'in Dergisi TSS'ye verdiği röportajında, "Barış harekatı kazanıldığında şeref nasıl Türkiye'nin olmuşsa, şimdi bu kazançlar kaybedilecekse onun ayıbı, onun tarihi günahı, onun şerefsizliği de Türkiye'nindir. Benim değildir. Bizim değildir. Kimse bunu unutmasın" demiş.
Vallahi benim de değildir?
Kuruluşundan 82 yıl sonra ne olduğumuzu, kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu, hangi noktada bulunduğumuzu hâlâ tam olarak bilemiyorsak?
Kimlik krizi yaşıyoruz, yaşatılıyoruz demektir ve meselenin başı da sonu da budur.
Aynen ve sadece budur.
82 yıl önce tam bağımsız ve üniter milli devleti kurmanın şerefi Türklere aitse?
Kimse gevelemesin, sadece ve yalnızca Türklere aitse?.
82 yıl sonra orasından burasından tırtıklanmasının şerefsizliği kime aittir?
Nerede o Türkler? Nereye, nerelere, hangi uzak diyarlara gittiler?
''Nerede o çağlar ki / Analar kurt doğururdu/ Hilkat insan çamurunu/ Destanlarla yoğururdu''
Kültürel olarak nereye aitiz, politik olarak kimlerle işbirliği içinde bulunmalıyız, ekonomik olarak kimlerle alış?veriş yapmalıyız?
AB mi, Şahnghay Beşlisi mi?
Müslüman'sak, Arap mıyız?
Türk'sek neden Türk Devletleri ile hâlâ ''Vay be.. Ne kadar güzel Türkçe konuşuyorlar?', yahut ''Vay anasına.. Bunlar da Türkçe konuşuyorlar'' açmazındayız?
Bağımsızlık ne demek?
Neden bu ''kimlik''; ''kim olup, kim olmadığımız'' krizini çözmüyoruz, çözemiyoruz önce de; rüzgarın önünde sürükleniyoruz yahut bizi bir yerlere sürüklemek isteyenlerin yarattığı hava cereyanlarının, akımların önünde savrulup duruyoruz?
Neden her davulun önünde oynuyoruz?
''Tanrı Türk'ü Korusun'' mu, ''Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman'' mı?
Yahut, ''Ya Allah, Bismillah, Allahü Ekber'' mi?
Yahut, ''Ne mutlu Türk'üm Diyene'' mi?
Yoksa bu lâfın aslı ''Ne Mutlu Türkiyeliyim Diyene'' miydi?
Ne zamana kadar zihnimizin bu öldürücü sarkacı beynimizin içinde bir sağa bir sola vurup duracak?
Âcilen bir karar vermemiz gerek.. ''Minareler süngümüz''se başka noktada duracağız; ''Türk önde, Türk ileri'' ise başka noktada..
Fakat 82'inci yılda bile hâlâ mı bilinmezlik, hâlâ mı kararsızlık?
Hangisi İngiliz oyunu, hangisi Yahudi tezgâhı?
Neden şimdi Vahdettin, neden hâlâ ''Abdülhamit Kızıl Sultan mıydı''?
Önce Türk olduğumuza karar vereceğiz..
Sonra tam bağımsız mı, yoksa köle olarak mı yaşayacağımıza karar vereceğiz.
Sonra da Türk olarak neyin, hangi çözümlerin bize faydasının dokunacağına?
Ülkeyi Türkler yönetecek, Türk için, Türk'e doğru yönetecek.
82'inci Cumhuriyet yılında devletin zirvesinde asker ve sivillerin, Cumhurbaşkanı'nın gözetiminde MGSB konusunda anlaşamamaları; anlaşmazlık sebebini hükümetin iki bakanının ayrı, Cumhurbaşkanı'nın farklı açıklamaları bile moralimizi bozmayacak.
    Asker ve sivilin terörle mücadele konusunda beş saatlik brifinglerde anlaşamayıp, tartışmayı kamuoyu önüne taşımaları bile canınızı sıkmayacak.
Önce karar vereceksiniz; Eskimo musunuz, Yamyam mı, Aborjin mi?
    Yoksa barış, özgürlük, halkların kardeşliği, dinlererası diyalog uğruna hepsi mi?
    Yoksa sadece Türk mü?
    Değilseniz devletin adı neden Türkiye Cumhuriyeti de, Mozaikler Birliği değil?
    Seviyorsanız kalın, sevmiyorsanız neden bizi de rahatsız ediyorsunuz?
    Yılmaz Bayazıtoğlu diyor ki; ''Avrupa Parlâmentosu 'Türkiye ve Kürtler' konulu bir konferans düzenleyecekmiş. Merak ediyorum, 'İngiltere ve İrlandalılar', 'İspanya ve Basklar', 'Fransa ve Korsikalılar' konulu konferanslar toplamayı da planlıyor mu?''
    Neden toplasınlar, neden toplattırsınlar ki kardeşim?
Adamlar ''bağımsız'' ve ''üniter devlet''. Sen önce ne olduğuna karar ver.
Devlet misin, kabile mi, aşiret mi?
    Kim olduğuna karar ver, Türk müsün, Arap mısın, batılı mısın, doğulu musun?
    ''Batılıyım'' demen yetmiyor, adam ''sen benden değilsin'' diyor.
    Birleştirici ve bütünleştirici olmak uğruna Türkiye içindeki herkesi Türk kabul etmen de de yetmiyor, adam ''ben Türk değilim'' diyor, ana dilde eğitim ve yayın özgürlüğü istiyor, şu kadar yıldır diasporadayım diyor, tanınmak, siyaseten farklı olduğunun kabul edilmesini istiyor.
Bunun adı ''Kültürel zenginliğimiz'' filan değildir.
Resmen ''bölücülüktür''.
Karar vereceksin.
Türksen, bağımsız devletsen, bağımsız kalmak istiyorsan?
İçeride ve dışarıda?
Dahili ve harici bedhahlara karşı..
Ona göre davranacaksın.
Bağımsızsan ve bağımsızlığını korumak istiyorsan..
Bağımsızlık Mahkemeleri kuracaksın..
Eski dilde bağımsızlık, İstiklal demektir.
Yâni İstiklal Mahkemeleri..
Sonra da ''tek dişi kalmış'' AİHM filan dinlemeden adam asacaksın?
Kararlı duracaksın, adam gibi duracaksın, adam olacaksın..
    Sevr'e değil, Lozan'a sahip olacaksın.
    Patrik, ben Heybeli'de mürteci okul açarım diyor, Fener'de Kudüs Metropoliti için şeriat mahkemesi kurarım diyor.
Kınalıada'da irticai çocuk kampı açarım diyor. Ekümenik'im diyor. Üzerimde baskı var diyor. Seni AİHM'ye şikayet edeceğim diyor.
    ''Müttefikin'', ''Stratejik ortağın'' Amerika da aynen öyle diyor.
    ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey, düzenlediği basın toplantısında, "Biz İstanbul'daki ekümenik partikhaneyi destekliyoruz ve patrikhane konusunda Türk hükümetiyle düzenli olarak görüşüyoruz" diyor.
Amerika başka ne diyor?
    Los Angeles Federal Mahkemesi, PKK'ya destek verenlere hapis cezasını Anayasaya aykırı buluyor. Federal Mahkeme 11 Eylül sonrasında çıkarılan ve terör örgütlerine yardım ve yataklık edenlere 15 yıl hapis getiren maddesinde PKK lehinde düzeltme yapılmasına karar veriyor. Yargıç Audrey Collins, PKK'nın "Türkiye'deki Kürtler'in haklarını gözeten bir siyasi parti" olduğunu kaydederek, güya terör listesine alınmasına rağmen örgüte eğitim ya da insani yardım sağlanmasını engelleyen düzenlemenin anayasaya aykırı olduğuna hükmediyor.
Yâni ey millet? Müttefik ve de stratejik ortağın Amerika 2005'te, 1915'deki İngiltere'nin yerini alıyor, seni kıvrık uçlu Arap hançeri cenbiye ile iki yerinden hançerliyor.     Ekümenik Patrik ve Özgürlük savaşçısı PKK?
Amerika başka ne diyor?
Ankara (eski) Büyükelçisi Edelman Devlet Bakanı'na mektup yazıyor, ''Laik bir ülkenin laik bir kurumu olarak, İslâm tek hak dindir'' diyemezsin diyor.
''Irak'a girmenize Irak karar verir'' ve ''Askerin konumu AB yolunda engeldir'' diyen AB'nin Müstemleke Müfettişi Kretschmer de Diyanet İşleri Başkanı'na aynı şeyleri söylüyor. Yetmiyor.
    Avrupa Komisyonu Sözcüsü Amadeu Altafaj Tardio, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ''Türkiye bugün Avrupa Birliği'ne üye olmak için gereken tüm kriterleri karşılamaktan uzaktır. Dini özgürlük bizim için en büyük önceliğe haizdir ve müzakerelerde de önemli bir noktayı oluşturacaktır'' diyor.
    Demek ki kıymetli okuyucu minarelerimiz, AB ve ABD malı süngü olacak.
    Onların izin verdiği ve uygun gördüğü ölçüde..
    Amerikan usulü İslâm, Avrupa usulü, batı usulü, diyalog ve hoşgörücülerin anladığı, ''ılımlı İslâm'' dedikleri bu olsa gerek..
    Yetmiyor.. Kuzey Kıbrıs'tan ''Fener Patrikhanesi ile yakınlığı bilinen 5 yıldızlı bir Otel Patronunun KKTC'deki Otelinin Genel Müdürü olan kişinin Fener Patrikhanesi adına (dolaylı olarak) KKTC de Girne'de deniz kıyısında büyük ölçekli bazı arsaları ele geçirmeye çalıştığı'' feryadı geliyor.
    Yetmiyor ey okuyucu..
    3 Ağustos 2005 tarihli Politis'te; 5 Ağustos 2005 tarihinde Atina Dağcılık Kulübünden oluşan 10 kişilik ekip Türkiyenin 6 bin 200 metre yüksekliğindeki Ağrı Dağına bir tırmanış gerçekleştireceği ve dağın zirvesine Yunan ve "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayraklarını dikecekleri haberi yer alıyor. ''Dağcıların'' Ağrı'ya gitmeden önce İstanbul'a giderek Fener Rum Patriği Bartholemos'un de elini öpeceği ifade edilen haberde dağcıların sözkonusu eylemlerini 18 Ağustos'da tamamlamayı hedefledikleri belirtiliyor.
Dikerler kardeşim, dikerler..
Tepemizin üstüne, başımızın üstüne, Ağrı'ya Yunan bayrağı, Rum bayrağı dikerler.
Ağrı'yı Ermeniler milli sembolleri olarak kullanırlar.
Hatay'ı Suriyeliler haritalarında kendi toprakları olarak gösterirler.
Trabzonspor'u Lefkoşa'ya ''tanıdığımız'' Ercan'dan değil, ''tanımadığımız'' Larnaka'ya Atina üzerinden göndeririz.
Kerkük'ü Barzani?Talabani'nin elinden kurtarmaya çalışırken bir de bakarız PKK şehirde ''büro'' açmış, bayrak asmış..
Ha bu noktada, söz Kuzey Irak'a gelince işler biraz karışıyor.
1. GİRERİZ MESELESİ.
Başbakan, İkinci Başkan ''gerektiğinde gireriz'' diyor. Amerikan Genelkurmay Başkanı ''Zor girersiniz'' diyor. ''Irak hükümetinin söyleyeceği şeyler olur'' diyor.
Irak İçişleri Bakanı İstanbul'da ''Buna ancak Irak parlamentosu ve Kuzey Irak Bölge Parlamentosu karar verir'' diyor.
2. EBU GARİB MESELESİ.İstanbul HSBC ve İngiliz Konsolosluğu olayının Ebu Garib'teki iki suçlusu için Amerika'nın Irak Büyükelçisi Halilzad önce ''Haberim yok'' diyor, sonra ''Muhatabınız Irak hükümeti'' diyor.
3.PKK'nın LİDER KADROSU MESELESİ:
Orgeneral Başbuğ basınla sohbetinde ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son Amerika ziyaretinde, Amerikan tarafının PKK'nın lider kadrosunun yakalanması için doğrudan emir verdiğini'' söylüyor.
Ertesi gün Amerikan Dışişleri Sözcülerinden Adam Ereli konu ile ilgili ısrarlı sorular üzerine, "Elimde böyle bir emrin verildiğine dair, ABD Dışişleri Bakanlığı olarak bir bilgi yok. Askeri bir konu olduğuna göre ABD Savunma Bakanlığı'na sorabilirsiniz" diyor.
 Devamı yarın
 Hüseyin Mümtaz
 www.giresungazete.net ~|~
Anahtar Kelimeler:
ispanyol kadar türk olmak
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100