Bu haber kez okundu.

İspanyol kadar Türk olmak
Söz Kuzey Irak'a gelince işler biraz karışıyor.
1. GİRERİZ MESELESİ
Başbakan, İkinci Başkan 'gerektiğinde gireriz' diyor. Amerikan Genelkurmay Başkanı 'Zor girersiniz' diyor. 'Irak hükümetinin söyleyeceği şeyler olur' diyor. Irak İçişleri Bakanı İstanbul'da "Buna ancak Irak parlamentosu ve Kuzey Irak Bölge Parlamentosu karar verir" diyor.
2. EBU GARİB MESELESİ
İstanbul HSBC ve İngiliz Konsolosluğu olayının Ebu Garib'teki iki suçlusu için Amerika'nın Irak Büyükelçisi Halilzad önce "Haberim yok" diyor, sonra "Muhatabınız Irak hükümeti" diyor.
3.PKK'nın LİDER KADROSU MESELESİ
Orgeneral Başbuğ basınla sohbetinde "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son Amerika ziyaretinde, Amerikan tarafının PKK'nın lider kadrosunun yakalanması için doğrudan emir verdiğini" söylüyor.
Ertesi gün Amerikan Dışişleri Sözcülerinden Adam Ereli konu ile ilgili ısrarlı sorular üzerine, "Elimde böyle bir emrin verildiğine dair, ABD Dışişleri Bakanlığı olarak bir bilgi yok. Askeri bir konu olduğuna göre ABD Savunma Bakanlığı'na sorabilirsiniz" diyor.
KKTC Silahlı Kuvvetler Günü nedeniyle Gazi Orduevi'nde verilen resepsiyona katılan Orgeneral Özkök'e konu soruluyor:
Cevap; "Bu konuşmadan bilgim yok' derseniz, bu o konuşma yok anlamına gelmez" oluyor.
4. PKK Kerkük'te "ofis" açıyor, bayrak asıyor, silahla koruyor.
Gazetelerde ofisin fotoğrafları yayınlanıyor.
Dünya jandarması, tek süper güç, güney komşumuz, müttefik ve stratejik ortağımız Amerika'nın Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey, "PKK'nın Kerkük'te ofis açtığı yönündeki haberleri görmediğini" söylüyor ve "Irak'ta olanların çokuluslu güç ve Irak hükümetine sorulmasını" tavsiye ediyor. Adresin yine meşruiyet kazandırılmaya çalışılan kukla ve işbirlikçi Irak Hükümeti olarak gösterilmesi bir yana konu ile ilgili olarak ve bir önceki tecrübemize dayanarak bir sonraki filan resepsiyonda şu tür bir cevap verilmesinin ihtimal dahilinde olduğunu düşünüyorum:
"Tom Casey'in görmemiş olması o ofisler yok anlamına gelmez.."
İyi de problem zaten bu değil mi?
Kürtlerin yaptıkları
Kürtler akın akın Kerkük'te "ikamet kaydı" yaptırıyorlarmış.
Ve bütün bunlardan sonra Washington'da TürkiyeIrak ve ABD heyetleri arasında üçlü PKK zirvesi yapılacakmış.
Savaş Süzal diyor ki;
"Gelelim Washington toplantısına. ABD Dışişleri bakanlığı sözcüsünün açıklaması dikkat çekici. AP'nin (Associated Press Haber ajansı) Dışişleri muhabirinin bu toplantı Irak'taki PKK unsurları için miydi sorusuna ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey, 'O konuda var ama toplantıların esas gündemi bu konudan çok daha geniş, Türkiye ve Irak terörle mücadele konusunda bir koordinasyona gitme konusunda görüşbirliğindeler' yanıtı verdi. Dilerseniz biraz beyin jimnastiği yapalım, nedir bu geniş gündem maddeleri, ne olabilir?
Türkiye bu günlerde Amerikalıların Irak'ta yapmak istemedikleri işleri daha güvenli bir ortam içinde yapabildikleri bir yer haline gelmeye başladı. Hani Irak askerlerini eğitimden polisini, gazetecisini ve diplomatlarını da eğitiyoruz ya belki başka bazı araştırma ve soruşturma sorgulama işlemleri de Türkiye'de yapılıyor. Hani Mısır da Ürdün'de Pakistan'da yapılan türlerden. Bir kere konunun çözümü Iraklılarla Türkler arasında olacaksa Amerikalıların ne işi var bu toplantılarda. Yok eğer Amerikalılar bu işte koçluk yaparak Iraklılara Dış politika ve müzakere dersi veriyorlarsa, Türkiye'nin terörle mücadele sorunu öyle aylarca bekleyecek bir durumdan çıktı, her gün patlayan bombalar altında aciliyet gösteriyor. Öyleyse olay daha önce de olduğu gibi Amerikalıların gözetimi altında Iraklı kürtlerle Türkiye'yi uzlaştırmak mı ne dersiniz? Hani federasyon konfederasyon ve bazı kürt uçuşları gibi. Neden Amerikan tarafı bu toplantıları gizlemeye gerek görmezken Washington'daki bazı Türk diplomatlar önce toplantıyı gizleyip, daha sonra Amerikalıların açıklaması ardından 'konu ile ilgili beklenti içine girilmemesini' tavsiye eder bazı gazetecilere? İşte benim midemi bulandıran konular bunlar. Bu iş bence de PKK'lıların teslim işinden başka ve daha büyük bir iş. Sanki birilerinin kirli işlerine alet ediliyormuşuz gibi içimde tuhaf bir duygu var. Bugünlerde yanılmıyorum ama gene de İnşallah yanılmışımdır."
Süzal Amerika'da oturduğu halde Türk görüşünü muhafaza eden iki gazeteciden biridir (diğeri Yılmaz Polat) ve yazdıklarına dikkat edilmesi gerekir.
1. Casey neden "O konu da var" diyor ve 2. Türk diplomatlar neden toplantıyı gizleyip sonra "konu ile ilgili beklenti içinde olunmamasını'' öneriyorlar? O zaman toplantının adı neden PPK diye takdim ediliyor?
Neler gizleniyor?
AB için yapılacaklar
Başka neler gizleniyor? Başka hangi toplantılarda tanıksız, tutanaksız, tercümansız neler konuşulup neler veriliyor? Ve bütün bunlardan sonra siz de benim gibi birilerinin bizimle alay ettiği duygusuna kapılmıyor musunuz? Birileri ey millet, seninle fena halde dalga geçiyor.
Pınar Aktaş'ın haberine göre AB ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim öncesinde, "lehte bir atmosfer yaratmak için" İstanbul'da konserlerle de renklenecek bir "medeniyetler buluşması" düzenlenecekmiş.
Adı; "Türkiye'den AB'ye Köprü Medeniyetler Buluşması. Tarih 2325 Eylül 2005".
Organizasyonu Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Eminönü Belediye Başkanlığı işbirliği ve koordinasyonunda İcon Europa adlı şirket yapacakmış.
Şirketin adında 'ikon' olunca da etkinlikler için tabii ona uygun bir mekân, Ayasofya Müzesi Bahçesi seçilmiş.
Minarelerin altında, 23 Eylül akşamı 'resepsiyon'..
Al sana bir "süngü minare'' motifi daha..
İstanbul'da resepsiyon verilecek başka bir mekân kalmadı mı?
İkon'un sahibi; "Sultanaahmet Meydanı ve Ayasofya'nın, 2500 yıllık bir tarihe sahip olduğunu ve Türkiye'yi en iyi yansıtan görüntülerden biri olduğunu" söylemiş. 2500 yıl? Anadolu'ya geleli 1000 yıl, İstanbul'a geleli ise daha ancak 500 yıl olduğuna göre hangi 2500 yıl? Neyin 2500 yılı? Yoksa "pazarlanmak" istenilen, 'buluşturulmak' istenilen, 'köprü kurulmak' istenilen 'başka tarihler' mi?
"Organizasyon''a, Cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerinden başka Kretschmer; (demek ki adam o kadar lafı boşuna söylememiş), Claudia Roth, Olli Rehn, Verhaugen, Merkel ve Zana'ya Fahri Hemşehrilik beratı veren Paris Belediye Başkanı davetliymiş.
Zana, Gülen, Madam Mitterand, D'estaign, hâttâ Öcalan niye yok?
Bir gecelik 'izinli' sayılabilir pekalâ..
"Engin hoşgörümüzü'' böylelikle daha da iyi göstermiş olmaz mıyız?
Ayasofya minarelerinin altındaki açılış resepsiyonunda Türk ve Yunan Eurovizyon Birincileri Erener ile Helena 'performans'larını sergileyecekmiş. Neden ille Yunan? 00Sen ey okuyucu Yunanistan'ın bir Cami bahçesinde resmi bir şenlik düzenleyip bizi davet ettiğini hiç hatırlıyor musun? Batılıya, ve ille de Yunanlıya kendini beğendirme kompleksi neden? Bir tek, AB'ye girmek için ağzıyla kuş tutup havada takla atan Türk figürü eksik.
Çevrilen dümene
bakın!
Yani sonuçta tam varoş kültürü mantığı ile düzenlenecek tam bir kasaba panayırı. Örnek, Şekil A'daki; 17 Aralık 2004 Avrupa Anayasası imza töreni sonrası Kızılay'da gündüz vakti tertiplenen havai fişekli "halkı bilgilendirme toplantısı"...
Eurovizyon, hele Sertab ve Helena denince lâf bu kadar kolay bitmez.
Sertab İngiliz dilinde, Arap şalvarı ve Roman göbeği ile 'birinci' olmuştu.
Helena'nın gecesinde ise; 1)Türk jürisi 12 tam puanı Yunanlı'ya vermişti, 2) TRT'den nakleden peruğu ağarmış sunucu heyecanla '12 puan komşuya gitti' diye sevinç çığlığı atmıştı. Yunanlıya 12 puan veren "Türk jürisi" kimlerdi Allah aşkına ve sunucu neden öyle sevinmişti?
Yunanlıların Türk sanatçıya verdiği puanı hatırlamıyorum. Verdiklerini de hatırlamıyorum. Peki ey okuyucu sen Helena'nın sahnede o gece müzik ve dansında Türk motiflerini kullandığını hiç mi fark etmedin?
Yunanlılar Atina Olimpiyatlarının kapanış gecesinde dünyanın gözleri önünde kemençe eşliğinde abazıpka ile horon teperken neden hiçbir şey söylemedin? Bahattin Ögel "Türk Kültür Tarihine Giriş" adıyla kapı gibi dokuz ciltlik bir eser yazmıştır.
Dokuzuncu cilt; kemençenin 3000 yıllık tarihini ve nasıl bir Türk çalgısı olduğunu anlatır. Yunanlı Orta Asya'ya hiç gitmediğine, coğrafi ufku Arganotların Altın Post'u aradığı Kafkaslarda kaldığına göre bir "Yunan çalgısı" olan kemençe nasıl olup da Orhun kıyılarından bu tarafa gelir?
İçimizdeki İspanyollar susarken, Yunanlıyla sevinip, onunla yatıp kalkarken bakın İspanya'daki İspanyollar ne diyor..
DHA'dan Mehmet Çiftçi'nin haberine göre "İspanyol basını, 21 Mayıs'ta Ukrayna'nın başkenti Kiev'de yapılan Eurovision Şarkı Yarışması için 'Osmanlı Şarkı Yarışması' benzetmesini yaptı. Eurovision'un şarkı, enstrüman, ritim ve danslarıyla her geçen yıl daha fazla 'Osmanlı kültür şovuna' dönüştüğünü öne süren İspanyollar, Doğu Avrupa ülkelerinin yarışmada 1. olmasını da Türklerin bu bölgede 400 yıldan fazla kalmasına bağladı. Ülkenin önde gelen gazetelerinden ABC, Yunanistan'ın 1. olmasının tek nedeninin 'Türk kültürü' olduğunu yazdı. Yunanlıların ritim, dans ve şovlarıyla tüm Avrupa'ya bir Osmanlı şöleni yaşattığını açıklayan gazete, Romanya, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna Hersek ve Bulgaristan'ın da şarkılarında sürekli Osmanlı motiflerine rastlandığını yazdı. 'Türkler neden bu kadar Avrupalı olmaya çalışıyor ki? Bıraksınlar, zaten Avrupa bu şarkı yarışmasıyla Türkiyeli olmaya başladı' cümlesiyle Avrupa'nın giderek Doğu'ya kaydığı analizini yapan gazete, Batı Avrupa'da müziğin çöktüğünü de savundu. Gazete, bu analizine delil olarak da Fransa, İspanya, İngiltere ve Almanya'nın Eurovision'da aldığı düşük puanları gösterdi.''
Şairin dediği gibi "Yüzdeyüz Türk olduğun gün cihan senindir'' demiyorum...
Ama kendimize haksızlık etmememizi, bu kadar tevazuda bulunmamamız gerektiğini, en az İspanya'daki İspanyollar kadar benliğimizin şuurunda olmamız gerektiğini söylüyorum.
İçimizdeki İspanyollar hiç utandılar mı acaba?
Prof.Dr. Ümit Özdağ diyor ki; "Özetle Türkiye'nin güvenliğini sağlamak için yapılabilecek o kadar çok şey var ki. Ancak yapabilmek için 15 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Bandırma Vapuru'na binebilecek yüreğe sahip olmak gerekiyor. Hükümetten Bandırma Vapuru'na binecek çıkar mıydı?"
İlahi Özdağ..
Daha vapura çok var...
Şahsi dosyasında İngiliz'in Malaya zırhlısına bindiği yazılı olan Vahdettin'in, Mustafa Kemal'e izin ve para verip vermediği noktasındayız.
Onu halledelim, vapura nasıl olsa bineriz..
Kimse olmazsa 57'inci Alay efrâdı olarak 'biz' bineriz.
Bir ölüp, bin diriliriz.
Ama daha önce dönüp Rauf Denktaş'ın sözlerinin muhatabını araştıralım.
Şeref kime ait, şerefsizlik kime?
Meselenin adını doğru koyalım..
Neyiz, kimiz, nereye gidiyoruz? ~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100