19 Temmuz 2006 Çarşamba 00:00
1600 Okunma
İsrail için Türkiye de tehdit
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, "Türkiye'de yarın ne olacağı belli olmadığı için bu durum İsrail için ciddi bir tehdit olabilir." diye konuştu. ~|~







Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Meltem TV Haber Dairesi Başkanı Ruhi Sarı'ya verdiği mülakatta Ortadoğu'da yaşanan vahim gelişmeleri tahlil etti. Mülakatın birinci bölümünü dün yayınlamıştık. Bugün ise ikinci bölümünü ilginize sunuyoruz.

Ruhi Sarı: Son gelişmelerin ardından gözler bir yandan da Suriye ve İran'ın üzerinde.
İsrail, Lübnan'ın ardından Suriye ve İran'ı da  işin içine çekmeye çalışıyor.
İran ve Suriye de adım adım savaşın içine sürükleniyor. İran'ın zaten nükleer kriz nedeniyle başı dertte. Ortadoğu'da yaşanan son gelişmelerle İran'ı aynı kareye koyduğumuzda nasıl bir  fotoğraf ortaya çıkıyor?

Prof. Dr. Haydar Baş: Bu konuda meseleye biraz temelinden bakmamız lazım.
Hatırlarsanız Ortadoğu bölgesinde Saddam Hüseyin geçmişte ABD'nin Irak halkına idarede bahşettiği bir insandı. Senelerce beraber çalıştıktılar ancak en sonunda İsrail Saddam'ı tehlike olarak gördüğü için ABD ile anlaştı. Önceki müttefiki olan Saddam'a karşı ABD savaş ilan etti. Bunun tek sebebi Irak'ın İsrail karşısında bir tehdit oluşturması riskiydi. Yani İsrail bölgede karşısında bir tehdit oluşmasını kabul etmiyor.

İsrail'in bölgede tehdit kabul ettiği ülke İran'dır
Şu anda İsrail'in o bölgede tehdit olarak kabul ettiği ikinci bir ülke de İran'dır.
Nükleer çalışma, nükleer program v.s. bunların hepsi bahanedir. O yapsa da yapmasa da farklı bir açıdan yine bir bahane üretip İsrail ABD'ni İran'ın üzerine yönlendirme taktiklerini hayata geçirecektir. İşte bu da o taktiklerden bir tanesidir.
Bu konuda İran halkı, Tahran yönetimi kararlı olduğu için engellemeye çalışıyorlar.
Ama benim görebildiğim kadarıyla İran bu konuda çok kararlı görünüyor.
Gerek İsrail'in, gerekse ABD'nin tavrı onu pek etkilemiyor, etkilemeyecektir ve nükleer programını hayata geçirecektir. Peki bu işin sonu ne olur?

Bakan Gül'ün son ABD seyahatine dikkat!
Hatırlarsanız Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül geçtiğimiz günlerde ABD'ne gitti, bir takım aleni veya gizli temaslarda bulundular. Stratejik vizyon anlaşması imzalandı.
Benim korkum o ki, bu ziyarette İran ile ilgili  yeni bir stratejik müttefiklik konulu bir anlaşma da yapıldı. Düğün değil bayram değil ne hakkında anlaşma yapılıyor?
Yapılsa yapılsa, İran hakkında bir anlaşma yapılmıştır deniyor.
Bu ziyaretin ve yapılan anlaşmaların  içeriğine çok dikkat etmemiz gerekir.

ABD Irak'tan sonra şimdi İran'a saldıramaz
Olayın bir başka boyutu da şu. ABD Irak'ta istediği hakimiyeti hala tesis edebilmiş değildir. Çok ciddi kayıplar verdi, Irak ABD için neredeyse ikinci Vietnam'a dönmüş durumda. Dolayısıyla ABD'nin bu manzaranın devamı anlamına gelecek, ikinci bir Irak olacak, kendisi için belki çok daha kötü olacak bir cepheyi açması bana göre muhaldir.

Yani böyle yeni bir cephe açamaz. Ancak İran'ın da bir  noktada devre dışı kalması lazım, bu etkinliğini kaybetmesi lazım. İsrail için tehdit olmaması lazım, o zaman devreye konması gereken ikinci bir devlet gerekiyor. O da benim kanaati şahsiyem Türkiye'dir. Kapı arkalarında yapılan gizli anlaşmalarla Türkiye'nin İran'a karşı cephe oluşturması isteniyor. Bütün gelişmeler bu dizayn üzerine programlanıyor ama bunu zaman gösterecek. Burada şunu demek istiyorum. ABD'nin ve İsrail'in bu bölgede kabul ettiği iki tane güçlü devlet var. Mazisi köklü olan iki devlet var. Birincisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ikincisi de İran'dır. Hatta İran'ın bu coğrafyadaki mazisi Türkiye'den de eskidir. Takriben 3 bin yıla dayalı bir devlettir. Perslerin devamıdır İran.
Sonra kavgacı, mücadeleci bir millettir. Şimdi İran bu pozisyonunu bu bölgede güçlü bir şekilde devam ettirirse İsrail'in "Arz-ı Mev'ûd"  idealleri gerçekleşmeyebilir.
Bu tabi İsrail için ciddi bir riziko.

Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmek istiyorlar
İkinci bir konu; Türkiye'de  yarın ne olacağı belli olmadığı için bu da İsrail için ciddi bir tehdit olabilir. Onun için onlar şu anki anlaşmalardan ziyade, kendileri için tehdit gördükleri hem Türkiye'nin hem de İran'ın halli gerekiyor. Bunun da en güzel yolu iki koçu kavga ettirip devre dışı bırakmaktır. Bana göre  bu oyun oynanmak isteniyor.
Olay budur. Onun için Türk siyasetinin aklına başına devşirmesi lazım.
Ben şahsen şu anki siyasi iradeye bu konuda zerre kadar güvenmiyorum.

Ruhi Sarı:
İsrail'in son katliamı günlerdir sürüyor. Dünya, birkaç istisna hariç gelişmeleri kılını kıpırdatmadan izliyor. Bu tip durumlarda en aktif olması gereken, hemen harekete geçmesi gereken BM'den bile hala bir karar çıkmadı.
Dünyanın sessizliğini nasıl yorumluyorsunuz. Bu sessizliğin nedeni ABD-İsrail ikilisinden korkulduğu için mi, yoksa batı dünyası İsrail'in bu saldırılarına sessiz kalarak destek mi vermiş oluyor?

Prof. Dr. Haydar Baş: Farkındaysanız benim ta temelden ortaya koyduğum bir ana düşünce fikir var. Bizim çıkarttığımız "İcmal" diye bir dergimiz var. Orada 1984 yılında yayınlanan "Kavgaların Menşe-i" diye bir makalemiz vardı. Bu makalede şunu yazdım.
Esasen dünyada olan çatışmaların merkezinde yatan inançların kavgasıdır.
Kültürlerin, siyasetlerin medeniyetlerin kavgasıdır.

Hıristiyanlarla Yahudiler arasında "Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedit" birlikteliği vardır? Filistin kabul etsek de etmesek de İslam Medeniyetinin kültürünü, siyasetini temsil ediyor.
Yahudilerle Hıristiyanlar arasında zaten ahd-i atik ve ahd-i cedit diye bir birliktelik vardır. Yani ABD örneğinde olduğu gibi bir medeniyet birliği, siyaset birliği, bir kültür birliği vardır. İşte şimdi burada iki dünyanın, İsrail ve Filistin'in şahsında çatışması vardır burada. Onun için her devletin burada üzerine düşeni yapması, yapması için de meselenin temelindeki illetleri kavraması lazım. Bana göre medeniyetlerin kültürlerin inançların çatışması yatıyor batının bu olay karşısında tavrını koymasında.
Bosna Hersek'te de böyle olmadı mı? Yıllarca toplu katliamlar oldu Avrupa ülkelerinin ve AB'nin sesi soluğu çıkmadı. Hani insan hakları, nerede bunlar?
Nerede Müslüman'ın mal emniyeti, can emniyeti, namus emniyeti, din ve vicdan emniyeti, hiçbir şey kalmamış.

Müdahale iş işten geçtiğinde yapılıyor
Ruhi Sarı: İş işten geçtikten sonra, o ülke toprakları bölünüp parçalandıktan  müdahale edildi Sırplara.

Prof. Dr. Haydar Baş: Tabi meseleler bitti, Batı dünyasının kendi hakimiyetini tesis edeceği noktaya gelindi, ABD geldi elini koydu. Bilmem ifade edebiliyor muyum.
Mücadele kültürlerarası  medeniyetler arası maneviyatlar arası mücadeledir.
Niçin zulüm ve katliam yapanlara diyalog anlatılmıyor? Tam bu noktada bir cümleyle de şu konuya dikkat çekmek istiyorum. Şu anda Dinlerarası Diyalog diye Türkiye'de program yapanlar aslında Türk Milleti'nin elini kolunu  bağlayıp yabancıların önüne taş dolduran batıl zihniyetli insanlardır. Alın bunları dövün, öldürün demektir.
Git bu insanlara anlat diyaloğu.

Diyalogun Türklere anlatılması yanlış
Ruhi Sarı:
Zulmü, katliamı yapan onlar. Diyalog illa yapılacaksa onlara anlatılması, onların ikaz edilmesi gerekmez mi?

Prof. Dr. Haydar Baş: Niye Hıristiyan'a, Yahudi'ye anlatmıyorsun bu diyalogu.
Gelmiş Müslümana anlatıyorsun. Tabii gözünü çıkartırlar. Yapamazsin ki gözünü çıkartırlar senin. Ha bunlar kiralık ajanlardır bunu iyi bilesiniz. Yüce Türk Milleti bunu iyi anlasın.

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100