28 Ekim 2006 Cumartesi 00:00
202 Okunma
İstanbul'un bir köprülük canı var
17 Ağustos 1999. Dönemin Cumhurbaşkanı, Demirel. İstanbul'daydı o sırada. Savaş anında "başkomutan" sıfatını taşıyan kişi... ~|~

Saatlerce kimseyle konuşamadı.
Saatlerce.
Telefon sistemi çökmüş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin "bir numaralı" makamının dünyayla ilişkisi kesilmişti. Çünkü o güne kadar bir Allah'ın kulu çıkıp, "uydu telefonu diye bir cihaz var, sizin haberiniz yok mu arkadaş, Tanzanya mı burası" dememişti, bizimkilere.
Ecevit de, Başbakan o gün.
Bugün gibi hatırlıyorum...
"Bana Hüsamettin'i bulun, bana Hüsamettin'i bulun" diye bağırıyordu, aciz şekilde.
Zannedersin, Hüsamettin Özkan, Nasuh Mahruki'dir.
Aradan 7 yıl geçti.
Bayramın ikinci günü...
İstanbul trafiğinin "en sakin" olduğu günlerden biri.
Gemlik merkezli bir sarsıntı oldu.
Alt tarafı 5.2...
Hatta sonradan, alt tarafından da az, 4.9 olduğu ortaya çıktı.
İstanbul düğüm!
50'şer 60'ar kilometre kuyruk oluştu.
Neden?
Tutuklu yakınları, ölüm orucu yapan evlatlarıyla kimse ilgilenmediği için, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne çıkmış, seslerini duyurabilmek için yolu kesmişlerdi...
Tam da depremin olduğu saatlerde.
Yolu kesen, 30 kişi...
Sadece bir köprü...
Mercedes'in arka koltuğunda bayılan Başbakan gibi, kaskatı oldu, mahsur kaldı 10 milyonluk şehir.
Şimdi sıkı durun...
Kandilli Rasathanesi'nin Müdiresi, Kandilli'ye gidemedi, Kandilli'ye.
Herkes gibi ben de, televizyonda haber kanallarını açtım depremi duyar duymaz...
Bulmuşlar cep telefonundan Rasathane Müdiresi'ni...
Spiker soruyor...
"5.2 şiddetinde olduğu söyleniyor, sizin tespitleriniz neler?"
"Henüz yoldayım... Kandilli'ye varamadım... Çok trafik var."
"İstanbul'u tetikler mi?"
"Hanımefendi, yoldayım diyorum... Kandilli'ye varamadım. Çok trafik var."
Deprem kaçta oldu?
17.01'de.
Rasathane Müdiresi, anında hareket etmesine rağmen, anca kaçta varabildi Kandilli'ye?
19.30'da.
Gidemediği yol, 10 kilometre.
İstanbul'un hali bu.
Çünkü "önlem alıyoruz, önlem alıyoruz" diyorlar, palavra...
En ufak bir deprem önlemi yok.
Bayramın ikinci günü, bir kez daha gördük açıkça...
Bir köprü kesildi, bitti İstanbul.
Kurtulanlar, şehirden çıkamaz.
Kurtarmaya gelenler, şehire giremez.
Gerçek bu.
Hikaye anlatmayı bırakın da, iş yapın.
Bakın, bağıra bağıra geliyor... Habire söküp taktığınız kaldırım ihalelerine harcadığınız enerjinin 10'da 1'ini bu işe harcasanız, yeter.

Yılmaz Özdil/ Sabah
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100