04 Mart 2004 Perşembe 00:00
439 Okunma
İşte devlet adamı

Devlet adamının en büyük özelliği ileri görüşlülüğüdür. BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş tam 14 yıl önce Öğüt dergisine verdiği röportajda Türkiye'nin ve dünyanın bugünkü fotoğrafını eksiksiz göstermişti

Bundan tam 14 yıl önce Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yapılan ve başta Türkiye'nin ve dünyanın bu gün geldiği noktayı eksiksiz gösteren tespitlerle dolu röportajını aynen yayınlıyoruz.

Ögüt? Efendim, körfez krizi şu anda bütün dünyada gündemi teşkil ediyor. Türkiye de bu noktada çok önemli bir riskle karşı karşıya bulunuyor. Siz olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baş ? Olaya geniş bakmak lazım. Şu anda körfezde açık olarak bir senaryo oynanıyor. Mesele sadece körfezde düğümlenen olay değil, onunla beraber gizlice yapılmak istenenlerdir. O da şu; Yahudilerin, "Arz?ı Mev'ud" diye, kendilerine Yahova tarafından vaad edilmiş bir vatan sathı idealleri vardır. Bu vatan, ~|~Anadolu'yu da kısmen içerisine alan geniş bir sahaya yayılmış topraklardır. Onun için İsrail'in evvelden beri, daha doğrusu beynelminel Yahudinin eskiden beri inancı bu olduğu için, gayesi bu topraklar üzerine yerleşmektir. Yahudi bunu, bir emir gereği, bir inanç gereği olarak istemektedir. O bakımdan İsrail'in, Ortadoğu'da söz sahibi olması lazım. İşte gizli olarak yapılmak istenen bu.

Ögüt? Şu anda zaten söz sahibi değil mi?

Baş? Şu anda söz sahibi ama bir de tamamen ve fiilen nüfuzu altına alması gerekiyor. Onun için de bu, kademe kademe bu noktaya geldi. Osmanlı döneminde o bölge, devletin tasarrufundaydı. Topyekün İslam âleminin gövdesi halindeydi. Dolayısıyle bu bütünlük, Yahudilerin "Arz?ı Mev'ud" idealleri için çok ciddi bir engel durumundaydı. O bakımdan bütünlügün bozulması gerekirdi. Malumunuz; bozuldu ve devlet bir tarafa, gövde de bir tarafa ayrıldı. O gövde, yani Ortadoğu, hâlâ başsız olma halini, manzarasını devam ettiriyor. Şu anda Mısır Dışişleri Bakanı'nın bir itirafı var, diyor ki: "Osmanlılar zamanında Arap dünyası en güzel devrini yaşadı. Osmanlılar gittikten sonra hepimiz birer tesbih tanesi gibi sağa sola dağıldık ve Arapların hiçbir gücü ve tesiri kalmadı". Şöyle dönüp Ortadoğu'nun geçmişine bir bakın. Osmanlı devletinin yıkılışından bu yana geçen 70 yıllık süre zarfında, Ortadoğu'da savaş sona ermemiştir.

Öğüt ? Efendim, Ortadoğu'nun başsız olma halinin devam ettiğini söylediniz. Bugün bazı devletler baş olma iddiasındalar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Baş? Osmanlı'nın inkırazından sonra İslâm âleminde ve Ortadoğu'da bazı devletler, söz sahibi ve baş olma iddiasıyla ortaya çıktılar. Bunun içerisinde nüfusu üç?dört milyon olan Libya'nın dahi baş olma iddiasını görüyoruz. Bir İran'ın, bir Suud'un, bir Irak'ın, bir Mısır'ın baş olma iddiasını da görüyoruz. İslâm âleminde hepsi aynı iddiayla ortaya çıkmışlar. Tabii baş olmak için bu evsafı taşımak gerekiyor. Bu vasıfları hiç bir ülke taşıyamadığı için de başsızlık devam ediyor. Zaten geçmişte hiç bir tecrübeleri yok. Bu nokta, bir birikim, bir tecrübe ister. Bütün bu vasıfları, bin yıllık mazisiyle bu millette görüyoruz. Hatta İngiliz casusu Lavrance'in raporunda aynen şunlar yazılıdır: "Araplar için en mükemmel idare, Türklerin himayesinde içişlerinde tamamen bağımsız ve kavm?i necip olarak itibar gördükleri Osmanlı idaresidir. Biz, İngiliz'in menfaatı icabı olarak, ihtiyarlamış ve değişen dünya şartlarına göre yaşama gücünü yitirmiş Osmanlı idaresini yıkacağız... Ve Türklerin yeniden Ortadoğu'da güçlenip, bu boşluğu doldurmasına asla imkan vermeyeceğiz!..." Bugün ABD, bu fikirler istikametinde, Türkiye'nin güçlenmesini ve Ortadoğu'daki dengeleri lehine çevirmesini engellemenin peşindedir. Türkiye'yi, körfezdeki ateşin içine itmenin hesabını yapmaktadır.

Öğüt? Türkiye'nin maziden gelen bir tecrübesi var. Bu tecrübe, gelecekte Türkiye'ye nasıl bir misyon yükler?

Baş? Şimdi, Batı'nın İslâm âlemine bakışı şöyle: "Türkiye, İslâm âleminin başında olmadıktan sonra, biz Ortadoğu'da istediğimiz şekilde tasarrufumuzu devam ettirebiliriz. Böylece beynelmilel Yahudilik de istenilen noktaya gelebilir.

Önünde hiçbir engel olmaz". Uzun zamandan beri, kabul etmemiz gereken bir husus var. Türkiye gerek iktisadi bakımdan, gerekse hukuki bakımdan, sosyal münasebetler bakımından, demokratik gelişmeler bakımından, nüfus yapısı itibariyle Batı'nın dikkatini çekebilecek bir seviyeye geldi. Geçmişte Müslümanlar, iğneyle kuyu kazarcasına hizmet imkanı bulurken, bugün hukukun teminatı altına girme noktasına geldiler. Dolayısıyla, demokratik bir imkanla beraber inananlar, inancını hizmet sahasına koyabiliyorlar. Tabii bu milli birlik ve bütünleşme devlete fevkalade bir güç veriyor. Milletlerarası Münasebetler Enstitüsü'nün 1987?1988 Dünya Ekonomik ve Stratejik Sistemi isimli raporunda: "Türkiye, bir savaş ya da iç savaşa sürüklenmez ve siyasi, ekonomik istikrarı devam ederse 15?25 yıl sonra Batı Almanya ekonomisini hacim olarak geçecektir" denilmektedir. Bu fevkalade mühim bir gelişmedir. Ve şu son GAP olayı. Biliyorsunuz, bugün hayati ehemmiyeti haiz iki türlü enerji va: Birisi suya dayalı enerji, diğeri petrole dayalı enerji. Birinin kaynağı Ortadoğu, diğerinin kaynağı da GAP bölgesi. Ayrıca GAP'ta, Ortadoğu'da olmayan suya dayalı enerjinin yanında, petrole dayalı enerji de fevkalade mevcut. Hatta bu bölgenin petrol denizinde yüzdüğü ifade edilmektedir. Ama ne yazık ki, bu denize ulaşma başarısı henüz gösterilemedi. İnşaallah, ilerde bu da elde edilecek.

Öğüt?GAP'la beraber bir hareketliliğe, bir canlılığa kavuşan bu bölge, devamlı gündemde kalırken, öte yandan terör havasıyla huzursuz bir ortama çekilmek isteniyor. Bunun GAP'la bir ilişkisi var mı?

Baş? Elbette. GAP bölgesi Cumhuriyet tarihinde, ihmal edilmiş bir bölgedir. Ne ziraatçılık bakımından, ne hayvancılık, ne de teknoloji bakımından girilmemiş bakir bir bölgedir. 1980'den sonra hükümetlerin yapısı, tamamen farklı bir mantıkla o bölgeye dönmüştür. O bölgeyi kalkındırma eğilimine geçmiştir. Dikkat ederseniz, bugüne kadar o bölgede anarşi ve huzursuzluk olmamıştır. Ne zaman ki, o bölgenin kalkınmasına başlandı; tam bu noktada bölge insanının, devlet ve iktidarlara karşı kışkırtıldığını görürsünüz. Demek ki bölgenin insanı, bu işi bilerek yapmıyor, yahut da bu eylemin içine girmiyor. Suni bir ayaklandırma sözkonusu. Kanaat?ı şahsiyem odur ki: Bu olaylar dış kaynaklı ve dıştan idare ediliyor. Tabii ki bunların içinde, Türkiye'de olan satılmışlar da var, avukatları, sözcüleri de var. Şimdi neticede şu olacak; GAP birkaç sene sonra tam olarak gündeme geldiği zaman o bölge, tarım, hayvancılık ve sanayi sahası olarak mükemmel bir görünüm kazancak zaten. Bölge, bu sahaların tam tekamül edebileceği bir hale sahip.

Ögüt? Hatta, Doğu'nun ikliminin değişeceğinden söz ediliyor.

Baş? Yepyeni bir Doğu. Bölge ve onun şahsında dışa açılabilecek, dış ülkelere enerji verebilecek bir ortam da böylece meydana gelebilecek. Sadece o bölgenin değil, bir kaç Türkiye nüfusunu besleyebilecek bir potansiyele kavuşmuş olacak. Haliyle, o bölgede elde edilecek böyle bir netice, Türikye üzerinde hesabı olanları rahatsız ediyor. Onlar da bunu durdurmak istiyorlar.

Peki bunu nasıl yapacaklar? Herhalde direkt olarak kalkıp da Türkiye'yle harp etmeleri, yahut da durup dururken Türkiye'yi bir harbe sokmaları da mümkün değil.

Churchill verdiği bir beyanatında şöyle diyor: "Türkiye'ye 250 kiloluk bir ağırlık tayin etmişsek, 200 kiloya düştüğünde yardım etmeli. Fakat tayin edilen kiloyu aşmasına asla müsaade edilmemeli ve mümkünse savaşa itilmelidir..." Bu sözler, meseleyi çok açık bir şekilde hülasa etmektedir. Dolayısıyla kanaatim o ki: Körfez krizi, sadece Türkiye'yi harbe sokmak için organize edilmiş bir olaydan başka bir şey değildir.

Ögüt? Yani körfezde hedef, Irak değil de Türkiye mi?

Baş? Evet. Kesinlikle Irak değil. Dün Irak'ı, İran'a karşı destekleyenler bunlar değil miydi? Şimdi ne diye Irak'ı karşılarına alsınlar ki, sebep ne? Ayrıca Kuveyt, o kadar da hatırı sayılan bir ülke değil. Binaenaleyh, burada asıl maksat, Türkiye'nin bir harbin içerisine sokulmasıdır. Türkiye harbe girdiğinde, belki birtakım istifadeleri olabilir. Fakat şu ana kadar zor bela elde ettiğimiz Ortadoğu'nun yakınlığını ve muhabbetini tamamen kaybedeceğiz. Yakınlık, husumete dönüşecek, senelerce bu husumeti yıkmak için yaptığımız mücadele de bir anda hak ile yeksan olacak. Batı politikacılarının, "Türkiye'nin körfez krizinde gösterdiği kararlılık ve tutarlı politika, her türklü takdirin üstündedir. Tabii ki karşılıksız kalmayacaktır" ve ABD Başkanı Bush'un "Türkiye prestijini düzelti" kabilinden sarfettikleri sözler, teklifler bir noktada, balığın yakalanması iç in olta mesabesindedir. Bunlarla bizi bir harbin içine çekmenin, orada gücümüzü yitirmenin peşindedirler.

Öğüt? Bölüşüme sıra gelindiğinde, Musul ve Kerkük, Türkiye'ye verilmiş olsa bile, ortada Türkiye olmayacağına göre, herhalde hiçbir şey farketmez, değil mi?

Baş? Şu anda, Irak'ın elinde 1800 civarında atom başlıklı füze var. Bunların 200 tanesiyle İran'ı durdurdu. Allah korusun, bu 1800 füze, cehenneme çevirir dünyayı.

Böyle bir harbin neticesinde Ortadoğu ülkelerinin tamamı zarar görür. Kaldı ki, krizden şu merhalede bile en fazla etkilenen ülke Türkiye'dir. Dünya Bankası'nın tahlillerine göre, en fazla zarar gören ülkelerden olan Mısır, Ürdün, Hindistan ve Güney Kore'nin toplam zararının en az iki misli zarar etmiştir Türkiye. Peki, kim kâr eder? Harbe girmeyen ülke, yani İsrail. Böylece perişan olmuş bir Ortadoğu'dan hükümran olmuş bir İsrail çıkar. Kanaatim budur. Ayrıca bu çok önceleri planlanmış bir olaydır. 1973 yılında 9.000 Amerikan askeri Kaliforniya'nın Nojeve çölünde Basra Körfezine müdahale için eğitilmiş. CIA eski başkanı Miles Copeland'ın el?Mecelle dergisine yaptığı açıklamaya göre, Temmuz 1990 başında, CIA başkanı, Irak'ın Kuveyt'i işgal edeceğini şahsen ve rapor olarak Bush'a bildirmiştir. Bush ise, "Bu işgali önlersek körfeze yığınak yapamayız. Irak'ın Kuveyt'i işgali teşvik edilsin, böylece 400 bin ABD askeri İsrail'e 30 dakikalık mesafeye gelmiş olur. Halbuki Kuveyt işgal edilmezse, ABD askeri İsrail'e onikibin mil uzakta olur" demiştir. Başka söze hacet yok.

Öğüt? Hep Türkiye'den ve Ortadoğu'dan bahsediyoruz. Amerika, körfeze, Irak'la savaşmak için geldiğini söylüyor. Amerika savaşa girmese bile hiç mi zararı olmaz?

Baş? Amerika'nın göreceği silah zararıdır. Ekonomik zarardır. Doğrudan doğruya kendisine savaş sınırı olmadığı için, onu pek etkilemez. Sadece bütçesini biraz etkiler. Amerika, sadece Suud'dan senede milyarlarca dolar geliri olan bir ülke. 20 milyar dolara yakın geliri var petrolden. Bir?iki senesini almamış gibi olur. Bizim ise zararımız çok daha büyük olur. Mesela: Musul ve Kerkük'e girdik. O bölgede bazı etnik grupların insanları yaşıyor. Biz, buna azınlık diyoruz. Şimdi, Türkiye dışarıdan gelme etnik bir kaç kişinin tahribatına tahammül edemezken, topyekün oradaki etnik grubun ayaklanmasına nasıl tahammül edecek? Türkiye burada yeni bir problemle başbaşa kalacak. Dolayısıyla bize, şu noktada hayır getireceğini kabul etmiyorum. O bölge, bizim için hazırlanmış bir tuzaktır. Kanaatim bu. İslam aleminde olması bakımından da harp, Türkiye'nin zararınadır, faydasına değildir.

Öğüt? Peki efendim, şu anda Türkiye'yi tüm bu direnişine rağmen, böyle bir kompozisyon içerisinde, harbe sokmak için ne gibi müeyyideler gündeme gelebilir?

Baş? Müeyyideden ziyade, birtakım tavizler olabilir. Kıbrıs tavizi, Ortak Pazar tavizi, Doğu'da bazı devletlerin kurulması, Irak'tan bir kaç vilayetin verilmesi tavizleri gibi. Bunlar görünüşte tavizlerdir.

Öğüt? Veya mükafat türünden değişik tehditler...

Baş? Şu anda bir tehdidin olacağını sanmıyorum. Çünkü, Türkiye'yi tehditle bir noktaya getiremeyeceklerini biliyorlar. Dediğim gibi, taviz yoluyla beraber, "Bunları size veriyoruz. Kıbrıs'ta sizin dediğiniz gibi yapacağız, sizi Ortak Pazar'a da alacağız. Ama biz ne dersek, o olur. Haberiniz olsun!.." gibi bir takım durumlar gündeme gelebilir. Tabii ki, aklı başında olan bir insanın, bunların doğru olmadığına kanaat getirerek neticeyi rahatlıkla görmesi mümkündür.

Öğüt? Peki efendim, şu anda Türkiye'nin daha büyük maceralara itilmemesi için ne gibi bir strateji önerirsiniz?

Baş? Şunu Türkiye'nin çok iyi bilmesi lazım: Olay, Türkiye'nin harbe girmesi konusu olduğuna göre, Amerika, Ortadoğu'da Türkiyesiz bir harbe girmez. Girmesi de gayesinin dışındadır. Zaten iklimin şartları da müsait değildir. Bildiğiniz gibi, oradaki iklim elektronik eşyayı işlemez hale getirdi. Adamlar, perişan oldular. Dikkatli ve temkinli hareket edilmelidir. Taviz gibi görünen yemlere aldanılmamalıdır.

Türkiye'nin AT'na alınması ve askeri yardımlardan söz ediliyor. "Ortadoğu haritası yeniden çizilirken Türkiye bu masada yer almalıdır" deniliyor. Bunlar, nazar?ı dikkate alınmamalıdır. Bakın Financial Timas'da yer alan bir haberde şöyle deniliyor; -ki, Batı krizden itibaren orkestra gibi hep bunu söyledi durdu- "Şimdi körfezde yaşanan gerginlik, Türkiye'nin NATO'ya yönelik olarak Ortadoğu'dan gelecek saldırılara karşı, ittfakın bir uç karakolu olacağını ortaya koymuştur... Her türlü saldırıda savaşa girecek ilk NATO üyesi Türkiye olacağından, bu ülkenin desteklenmesi ve layık olduğu ağırlığının görülmesi gerekmektedir..." NATO'yu kullanarak bu noktada da ulaşmak istedikleri maksat şudur; Türkiye'yi Batı'nın, ABD'nin Ortadoğu'daki sıçrama taşı yapmak ve onu, hasım olarak İslam ülkelerinin karşısına çıkarmaktır. İtalya Dışişleri Bakanı Giani di Michalis'in, AT adına yaptığı konuşma da bunu açıklar mahiyette: "NATO bundan sonra İslam dünyasından gelebilecek tehlikelere karşı bir örgüt niteliğine bürünecektir". Türkiye, son derece temkinli ve tedbirli olmalıdır. Türkiye, gündemden uzak olmalıdır. Sabır ve metaneti tavsiye ediyorum.

Ögüt? Bu hareketin lehimize sonuçlanması veya Ortadoğu'daki tehlikenin bize zarar vermeden atlatılabilmesi için millete, basına, siyasi partilere ne gibi vazifeler düşmektedir?

Baş? Bu meselede siyasileri uyarmak gerekiyor. Nihayet onlar da insandır, yanılabilirler. O bakımdan sık sık kendilerine, Türkiye'nin Ortadoğu'daki yerini, bu harbin amacını, Ortadoğu'yla aramızdaki münasebetleri gayet mantıki delillerle izah edip, onları bu noktaya getirmek lazım. "Böyle bir harbi Türkiye kesinlikle istemiyor" diye basının, efkar?ı umumiyeyi hazırlaması, efkar?ı umumiyenin de bunu, kendiliğinden ortaya koyması gerekir. Zaten milletin istemediği bir harbe de, Türkiye hükümetleri kolay kolay girmez. Zira, "gavurdan dost, domuzdan da post" olmayacağını insanımız gayet iyi bilmektedir.

Öğüt? Ortadoğu'daki yoğun karışıklığa rağmen, İsrail'in son derece sessiz kalmasının sebebi nedir?

Baş? Eğer İsrail, meselenin içerisine açıkça girerse, İslam alemi, ona karşı Saddam'ın yanında yer alacaktır. Onun için, görünüşte sessiz kalıyor. Oysa Ortadoğu'da meydana gelen hiç bir siyasi ve silahlı olayı, İsrail faktöründen ayırmayız. Bütün olaylarda onun dolaylı veya dolaysız ilgisi vardır. Dikkat edin, o ABD hükümetine, kongresine, kamuoyuna, ekonomisine, kültürüne ve dış politikasına hakimdir. Nitekim, ABD'li Yahudilerin sahibi oldukları bazı bankalar, İtalyan bankalarını paravan olarak kullanıp Irak'ın Kuveyt'i işgali için lazım olan takriben 3 milyar doları Irak'a kredi olarak vermiştir. Hatta ABD'nin Irak'la anlaşma zeminin oluşması gündeme gelince, İsrail'in sabrı taşmış ve provokasyona müracaat etmiştir. Şöyle ki, Mescid?i Aksa gibi mukaddes bir mekanda 21 Filistinliyi katlederek, ABD'yi savaşa zorlamayı ve barışçı çözüm yollarını tıkamayı hedeflemiştir. Ortadoğu'da kendi kazanç hesabına olacak kıvılcımı tutuşturmak istemiştir. Ayrıca son günlerde ABD'den havadan havaya atılan 300 adet "Sitewingen Füze"si almıştır. İsrail Başbakanı İzak Şamir ve Savunma Bakanı Moşe Arens yaptıkları açıklamada "ABD'nin Irak'ı geriletme ve çökertme planlarının tutmaması halinde İsrail'in Irak'a tek başına savaş açacağını ve Saddam'ı yok edeceklerini söylemişlerdir. İsrail sessiz değil, görünmemeyi tercih ediyor. Kendine has ve sinsi bir politika takip ediyor.

Öğüt? Efendim, Ortadoğu gündeme geldiği zaman, dünya devletleri niçin bir anda hassaslaşıyorlar?

Baş? Dünyanın petrole olan ihtiyacı malumunuz. Petrolün de en önemli kaynaklarından birisidir, Ortadoğu. Belki en önemlisi, ABD eski başbakanlarından Richard Nixon kitabında şöyle diyor: "Dünyayı, Ortadoğu ve Basra Körfezi'ni ele geçiren ülke idare edecektir". İşte, aynı zamanda başından beri söylediklerimizin yanında orayı sömürebilmek; sanayisinden petrolüne kadar. Batının bütün ülkeleri, bu şekilde oraya nüfuz etmiş vaziyetteler.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100