12 Mart 2006 Pazar 00:00
6886 Okunma
İstiklal Marşı'nın öyküsü
12 Mart 1921'de kabul edilen İstiklal Marşı'mızın öyküsü hayli ilginç ve onur vericidir. Dilerseniz Kurtuluş Savaşı'nı verdiğimiz o yıllara gidelim...         O.KÖROĞLU'nun yazısı... ~|~





                           AKİF'İN MİLLETE HEDİYESİ

Bugün bir başka kutlacayacağız yıldönümünü. Eskiye dönecek; vatanın kurtuluşu, milletin istiklali için akıtılan ecdat kanlarını hatırlayacak hem hüzünleneceğiz. Ama, aynı zamanda, milli kararlılığın zafere dönüştüğü Türk kahramanlığını yâd edecek ve gururlanacağız. Evet, bugün Mehmet Akif'in millete hediyesini tekrar kabul edecek, İstiklal Marşımızı göğsümüzü gererek okuyacağız... Okumalıyız!..
Milli kahramanlığımızın eşsiz bir şiire dönüştüğü, Türk milletinin sinesinden çıkan ve Mehmet Akif Ersoy'un kaleminden dökülen, kendi ifadesiyle "benim milletime en kıymetli hediyem..." diye nitelediği İstiklal Marşımız'ın, bugün, Büyük Millet Meclisi'nde kabulünün 85. yılını idrak ediyoruz.

12 Mart 1921'de kabul edilen İstiklal Marşı'mızım öyküsü hayli ilginç, ilginç olduğu kadar da onur vericidir. Dilerseniz biraz eskilere Kurtuluş Savaşı'nı verdiğimiz o yıllara gidelim ve Akif'e dünyanın en muhteşem marşını yazdıran ruhu teneffüs edelim...
Sevr Antlaşması'ndan sonra düşman baskısına maruz kalan bahtı kara vatanın semâlarını kara bulutlar kaplamıştı. Asırlar boyu esaret nedir bilmeyen bir millet mahzundu, kederliydi... Mehmetçik, bir o cephe bir bu cephe, vatanın bağrına saplanan Haçlı hançerini çıkarmaya çalışıyordu. Bu vatan semâlarında dalgalanan şanlı sancağımız ve asırlar boyu vatan semalarını çınlatan Ezan-ı Muhammedî'miz dinecek miydi?.. Türk milleti, gönüllere su serpecek, ümit mayası aşılayacak birini ararken, gür bir ses, cepheye giden kahraman Mehmetçiğe şöyle haykırıyordu:

"Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden Yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlıyacak,
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım."


Ve Mehmed Akif in dediği gibi yedi düvel saldırsa da bu cephe sarsılmayacaktı, sarsılmamıştı. İstiklal, Hakk'a tapan milletindi ancak... Ve "İla-yı kelimetullah" için didinen bir millete Cenab-ı Hakkın armağanıydı, ihsanıydı istiklal...
Akif, Bütün şiddetiyle Anadoluya saldıran düşmanlar karşısında imanlı göğsünü siper edenlere kuvva-yı maneviyye olarak sesi çınlıyordu siperlerde:

"Yurdunu Allah'a bırak, çık yola
Cenk"e deyip çık ki, vatan kurtula.
Böyle müyesser mi gaza her kula
Haydi, levend asker, uğurlar ola."
"Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.
Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i namusun?
Meğer ki harbe giren son nefer şehid olsun."

Balkan harbi esnasında; Beyazıt, Fatih, Süleymaniye camii şeriflerinden, Milli Mücadele'de Balıkesir Zağanos Paşa, Kastamonu Nasrullah ve daha pek çok camilerden millete seslenmişti... İlk önce ümitsizliğe karşı çıkmış, daha sonra fikir birliği için, Kuva-yı Milliye için çalışmaya başlamıştı.
"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez"
diyerek tefrikanın dehşetine dikkatleri çeken Akif hiçbir vakit ümidini kaybetmiyordu. Şöyle sesleniyordu necib milletine:

"Değil mi cephemizin sinesinde iman bir
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir
Değil mi sinede birdir vuran yürek... Yılmaz!
Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz!...

Milli Mücadele saflarında yer almak için Ankara'ya giden Akif i çeşitli bölgeleri dolaşarak halkı aydınlatırken görüyoruz... Vaaz ve nasihatlarıyla mücadelenin ehemmiyetini dile getiren Akif, her gittiği yerde büyük alâkayla karşılanıyordu. Konuşmalarıyla milletin hissiyatını dile getiriyor. Milletin hissiyatına, ruhuna hitap ediyordu. 6 Şubat 1920 günü Balıkesir Zağnos Paşa Camiini tıklım tıklım dolduran ahâliye şöyle sesleniyordu Akif:

"Ey cemaati Müslimin! memleketlerinizi kurtarmak için devam eden mücâhedâtımızda bir noktaya son derece dikkat etmelisiniz! Bu hareketlerin, bu himmetlerin sırf müdafai din ve vatan gayesine müteveccih olduğu yar ve ağyar nazarında tamamiyle anlaşılmalıdır. Fırkacılık, menfaatcilik, komitecilik gibi hislerden külliyen müberra olduğuna yakındakilere uzaktakilere tamamiyle kanaat gelmelidir. Bu kanaati zerre kadar sarsacak bir harekete, bir söze kimse tarafından meydan verilmemelidir."

Yine devamla şöyle diyordu:
"Cemaat içinde herkesin uhdesine düşen bir vazife-i vataniye, bir farizâ-i diniye vardır ki onu ifa hususunda zerre kadar ihmal göstermek caiz değildir. Bu hususta hiçbir fert kenara çekilerek seyirci kalamaz. Çünkü düşman kapılarımıza kadar dayanmış, onu kırıp içeri girmek, harîm-i namus ve şerefimizi çiğnemek istiyor. Bu nâmerd taarruza karşı koymak, kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar... Her fert için farz-ı ayın olduğu, bir lahza hatırdan çıkarılmamalıdır."

Akif in bu vazlan kulaktan kulağa her tarafa yayılıyordu. Kastamonu Nasrullah Camiinde verdiği vaaz ise Yurdun çeşitli yerlerinde camilerde okunmuş, bastırılarak her tarafa dağıtılmıştır.
İşte bu acılı dönemde, I.Büyük Millet meclisine Burdur mebusu olarak giren Akif bu devrede 1921'de İstiklal Marşı'nı yazmıştır. 12 Mart' ta Millet meclisince yüzlerce şiir arasından seçilerek  kabul edilen İstiklal Marşı, mecliste tekrar tekrar okunmuş, vecd içerisinde ayakta dinlenmiştir...
...Ve azimle, imanla büyük savaştan yüz akıyla zaferle çıkılmıştı.

OĞUZ KÖROĞLU / oguz_koroglu@hotmail.com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100