16 Ağustos 2002 Cuma 00:00
161 Okunma
Kabusun 3. yılı
17 Ağustos 1999, saat 03.02... Türk milletinin özellikle de Doğu Marmara bölgesi sakinlerinin uhnutamayacağı bir geceydi. O gece, 11 ilde yaşayan milyonlarca kişi, korkunç bir gürültüyle uyandı. Ne olduğunu anlayamadılar. Önce savaş çıktığını ve bombaların atıldığını ya da dünyanın sonunun geldiğini düşündüler.

Çok uzun süren o 45 saniyede daha neler düşünülmedi ki... Kiminin tüm yaşamı film şeridi gibi gözünün önünden geçti, kimi yakınlarını, sevdiklerini hayalinde canlandırırak onlara veda etti, kimi de çöktüğü yerde ellerini açıp kendisi ve tüm insanlık için Allah'a yakardı. Tüm bunların kabus olduğunu düşünüp uyanmaya çalışanlar da oldu.

Çaresizliğin günü

Boğucu sıcaklığın hüküm sürdüğü o gece, gerçekte bilinmeyen ama herkesin bir şekilde tahayyül ettiği kıyamet gününü andırıyordu. Onbinlerce kişi enkaz altında kalmış, sulara gömülmüş, evlerinden çıkmayı başarabilenler ise yakınlarına, komşularına yardım edememenin çaresizliği içindeydi. Deprem anında gün ışığını andıran aydın~|~lık gitmiş, kapkara bir gece yaşanmaya başlamıştı. Çöken binalardan çıkan toz bulutları, yananevlerden yükselen alev ve dumanlar arasında bilinçsizce koşturanlar, güçlerinin çok üzerinde olan betonları elleriyle kaldırıp, enkaz altındakilere ulaşmaya çalışıyordu.

Felaketin ilk günü

Felaketin boyutu, günün ağarmasıyla ortaya çıkmış, ancak haberleşme sağlanamaması ve depremin çok geniş bölgeyi etkilemesi nedeniyle beklenen yardım bir türlü gelmiyordu. Herkes gibi şok içersinde olan yerel yöneticiler, zarar görmeyen iş makinaları ve yara almadan kurtulan personeli yönlendirmeye çalışıyor ama felaketin büyüklüğü karşısında bu yetersiz kalıyordu. Çaresizlik içinde olanlar az sayıdaki iş makinasını kendi yakının evine götürebilmek için çırpınıyor, bu nedenle kimi zaman halk arasında, kimi zaman da öfkeli insanlarla sokaklarda kurulan kriz masasındaki yetkililer arasında sert tartışmalar yaşanıyordu. Ambulanslar, enkazlardan kapanan yollardan güçlükle geçerek yaralı taşıyor, sağlık personeli, hastane bahçelerinde bez parçalarının üzerine yatırılan yaralılara yetişemiyordu. Çıkarılan cesetler, sıcak havada muhafaza edilemediği için iş makinalarının kazdığı mezarlara toplu olarak gömülüyor, soğutucusu olan tüm mekanlar morg haline getiriliyordu. Nihayet, öğle saatlerinde yardımlar gelmeye başlamış, arama ve kurtarma çalışmaları daha bilinçli yapılmaya başlanmış, yaralılar hasarın az olduğu illerdeki hastanelere gönderilmeye başlanmıştı. Başka illerde yaşayanlar, felaketi öğrenir öğrenmez, araçlarına ekmek, su ve çeşitli gıda maddelerini koyarak bölgeye koşmuş, Türkiye unutulmayacak bir dayanışmanın içine girmişti.

Binlerce kişi öldü

"Asrın felaketi" olarak adlandırılan depremin bilançosu, bu tanımlamaya uygun büyüklükte oldu. Kocaeli'nde 9 bin 477, Sakarya'da 3 bin 891, Yalova'da 2 bin 504, İstanbul'da 981, Bolu'da 270, Bursa'da 268, Eskişehir'de 86, Zonguldak'ta da 3 kişi yaşamını yitirdi, toplam 48 bin 901 kişi yaralandı. Yaralananlardan çok sayıda kişi sakat kalırken, depremden sonra yaralı olarak kurtarıldığı bilinen ama sonradan izine rastlanmayan onlarca kişi kayboldu. Binlerce konut ve işyerinin yıkıldığı bölgede, 329 bin 216'sı konut olmak üzere 377 bin 879 binanın hasar gördüğü belirlendi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100