Bu haber kez okundu.

Kendi sesimizi dinlemeliyiz
Prof. Dr. Haydar Baş, ülkenin bütün problemlerinin çözümünün mili duruştan,kendi sesimize kulak vermekten geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Baş, "Kuvayı Milliye dediğimiz hareket bu milletin milli duruşudur" dedi

Artvin, Trabzon, Rize, Gümüşhane'den sonra Kuvayı Milliye Kadrosunun mimarı Prof. Dr. Haydar Baş, bu kez Ordu'yla buluştu.

Nezik bir ortamda yine bir akşam yemeğinde 1000 civarında, heyecanlı, coşkulu, ordulu sanayici, işadamı ve esnafa hitabeden Prof. Dr. Haydar Baş, tarihe imza atan açıklamalarda, bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş, Kuvayı Milliye'nin bu milletin milli duruşunun taa kendisi olduğunu söyledi.

Asıl mesele insan meselesidir

Ülkemizin siyasi, iktisadi, hukuki, sınai çok büyük problemleri var olup bütün bu problemlerin başındaki asıl problemin, problemlerin de kaynağı olan insan unsuru olduğun söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, bu asıl problem ile tali problemlerin ilişkisin şöyle açıkladı.

"Kanaatı şahsiyem o ki biz, asıl, bizi biz yapan değerlerden, özümüzden ko~|~ptuk. Kendimize yabancı olduk. Baştan kara bir hürriyet anlayışı içinde, başıboş, ne yaptığını bilmeyen bir varlık haline geldik.

Şimdi bu insanı siz mühendis olarak düşünüyorsunuz, aradığınız neticeyi vermiyor. Çiftçi, öğretmen olarak düşünüyorsunuz, aradığınız neticeyi vermiyor. Siyasetçi olarak düşünüyorsunuz, aradığınız neticeyi vermiyor. Siyasetçi olarak düşünüyorsunuz, yine istediğiniz neticeyi vermiyor. Çünkü insan, kendinden kopmuş, kendi yararını bilmezler olmuş."

Prof. Dr. Baş, insan çürüdüğü zaman ülkeyi nelerin beklediğini Atatürk'ün şu sözleri ile şöyle ortaya koydu: "Bu düşüşün başlangıç noktası acz ile başlamıştır. Türkiye'nin fikir adamları kendi kendilerine hakaret ediyorlardı.

Diyorlardı ki, biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal de yoktur. Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara kayıtsız, şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin, diyorlardı."

Kuvayı Milliye milletin milli duruşudur

Prof. Dr. Baş şöyle devam etti.

"İnsanı çürüttün mü demek ki merhum Atatürk döneminde de aynı kaderi yaşadık. Bugün de aynı kaderi yaşıyoruz. Avrupa, Amerika'dan adam gelecek, bize hizmet edecekmiş. Bize bizden başkasından fayda yoktur. İyi bilelim ki Türk'e Türk'ten başka dost yoktur. Kendimize gelmeli, kendimizi bilmeliyiz. Kendi plân, program ve projelerimizi hayata geçirmeliyiz. Bunları şovenist bir anlayışla söylemiyorum. Türk milletinin kültürü üst bir kimliktir.

Bu kimliğin altında Lazı, Çerkezi vardır. Boşnağı, Kürdü, Arabı vardır. Eğer kışkırtmalar olmasaydı şu topraklar üzerinde kimin Kürt, kimin Laz, kimin Boşnak olduğunu kimse bilmeyecekti. Çünkü ortada Türk oğlu Türk vardı. Bizim şimdi asıl bu birliğe ihtiyacımız var. Milli bir duruş lazımdır, işte Kuvayı Milliye dediğimiz hareket, bu milletin kendisi, milli duruşudur."

Devlet adamının

görmesi gereken şey

Prof. Dr. Haydar Baş, bu milletin nasıl bir milli duruş sergilemesi gerektiğini Körfez Krizi örneğinden yola çıkarak çevrenizdeki gelişmelerle şöyle ortaya koydu:

"Körfez Savaşı yapılırken merhum Özal ve kadrosuna, 'Körfez Savaşına alet olmayın. Memleketin başını belaya sokarsınız' dedik. Amerika'nnın Körfez'de ne işi vardı? Oradan ilk tohum atılacak. O bölgede, Güneydoğumuzu da içine alan bölgede bir fitne çıkartılacak.

O bakımdan Türkiye'nin o bölgesindeki siyaseti, Fırat ve Dicle havzası üzerinde hesabı olan milletlerle olması hiç mümkün değildir. Bir devlet adamının, anasından emdiği helal süt gibi bunları bilmesi lazımdır. Türkiye'nin Fırat ve Dicle havzası üzerinde hesabı olanlarla ittifakının olmaması lazımdır. O bölge üzerinde hesabı olmayanlarla birlikte o bölgede karşı hile ve desise içinde olanların karşısında olması lazımdır. Biz onlara, 'İsrail'in bu bölge üzerinde hesabı var' dedik. Görünüşte Kürtler, birtakım Ermeniler devreye girdi. Aslında bunlar birer piyondur. O bölgede Irak, bir Kürt devletinin kurulmasını istemez. İran da istemez. Sen ister misin? O halde o bölgede devlet kuracak İrade ile mantık ve mantalite olarak nasıl bir araya gelebilirsin? İşte biz bunu on sene evvel gördük. İkaz ettik. Ama sözümüz dinlenmedi."

Teşhis yanlış olunca

Aynı söz dinletememe olayının iki sene evvel ortaya konulan ekonomik programda da kendini gösterdiğini, "Bu programda da kendini gösterdiğini, "Bu programla Türkiye'yi krizden çıkartamazsınız" dediğini, makaleler yazdığını, Meltem TV'de en az 10 programla enflasyon düşmez. Memleketi batırırsınız" diye avaz avaz bağırdığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: "Teşhis yanlış olunca tedavi de yanlış oluyor.

Sanki talep enflasyonu varmış gibi hareket ediliyor. İşçiye, çiftçiye, memura para vermiyor. Piyasada olması gereken yara Sermaye Piyasası ve Bankalarda toplanıyor. Benim Ordulu kardeşim de 'dükkana biri gelse de 2 bardak satsam' diye bekliyor. Böyle bir halde enflasyonun düşmesi mümkün değildir. Şayet düşerse ki bu Türk insanının haysiyetindendir. Çünkü Türk insanı."

Telafisi mümkün olmayan olay

Yanlışı sadece bunlarla sınırlı olmadığını, Filistin örneğinde olduğu gibi tarihin yeniden tekerrür etme tehlikesi ile karşı karşıya bulunulduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş bu tehlikeye şöyle haber verdi:

"Theodor Herzl, İkinci Abdülhamit'e geldi, Filistin'den toprak satın almak istediğini söyledi. Abdülhamit ise, "kan dökülerek alınan toprak para ile satılamaz" cevabını verdi ve onu kovdu. Fakat Abdülhamit azledildikten sonra bugünkü Filistinlilerin dedeleri, hem de birbirlerine nispet yaparak, ucuz?pahalı topraklarını Yahudilere sattılar. Bugün de, "Bana şu kadar yer ver de orada devletimi kurayım" diye yalvarıyor. Allah korusun biz de sanki bugün bu kadere doğru gidiyoruz. Çünkü diplomatik maksatla toprak satışına izin veren bir kanun çıktı. Sayın Cumhurbaşkanımız da onayladı. Hiçbir basın organımız, medya mensubumuz bunu ele alıp yazmadı. Sadece bizim Yeni Mesaj'da bunlar gündem edildi. Zaten Güneydoğumuzda topraklarımız harıl harıl satın alınıyor. Yarın bu maksatla topraklarımız elimizden çıkarsa bir Filistin kaderi yaşamamız mukadder olur. Onun için çok ama çok ayık olmamız lazımdır. Bunlar sıradan olaylar değildir. Her şeyin telafisi mümkündür. Ama vatanın bölünmesi, toprakların elden çıkması, milletin birbirine düşmesi hiçbir zaman telafi edilir meseleler değildir."

IMF'ye DUR denilmeli!

Yaptığı konuşmada IMF'nin Türkiye'ye dayatıldığı politikalara değinen Prof. Dr. Haydar Baş, IMF politikalarının tarımı, hayvancılığı, ormancılığı, sanayiyi kısaca topyekün üretimi öldürdüğünü söyleyerek, bu politikalar milli bir duruşla "dur" denilmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Haydar Baş "dur" demeniz ne anlam ifade ettiğini şöyle dile getirdi:

"Aynı siyaset merhum Atatürk'ün döneminde de Batılılar bize tavsiye ettiler. Hepsini elinin tersi ile itti. "Bize tarım da lazım, sanayi de lazım" dedi. 1938 senesinde Türkiye Cumhuriyeti devleti uçak imal etti. Peki bu adamlar Atatürk'ü sever mi? Sevmezler. Sadece imalatta kalmadı. İmal ettiği uçakları o günün şartlarında bugünkü Belçika'ya ihraç etti. Yine 2. Dünya Savaşı sırasında gaz maskesi sadece Türkiye'de vardı. Dünya ülkeleri maske almak için kuyruğu girdi. Bütün dünyaya göz maskesi ihraç ettik. Türkün mührü onların maskeni haline geldi. Bu anlayış devam etseydi bugün Türkiye atom bombasına sahip olur muydu? Olmaz mıydı?"

Ülke üzerinde oynanan oyun

O dönemde de bu vatan ve millet üzerinde çeşitli oyunlar oynandığı bilgisini aktaran Prof. Dr. Haydar Baş, bu oyunun mahiyetini şöyle anlattı:

"Merhum Atatürk'ün döneminde bir sistem geçişi oldu. Saltanattan Cumhuriyete geçerken elbette gerek saltanat, gerek Cumhuriyetçiler arasında yüzde 10 bile mutabakat olması mümkün değildir. Çünkü saltanat yanlısı insanlar yeni gelen sistemin ne olduğunu bilmiyor. Cumhuriyet ilan edenlerde "mutlaka devletin bekada olması lazım gelir" diyor. Bu aradaki çatışmayı senelerce, Din?Cumhuriyet çatışması şekline çevirdiler. Ve bunu kullandılar. Şimdi biz diyoruz ki, o dönemde yapılan mücadele, kavga saltanat ile Cumhuriyet arasındaki, rejimler arasındaki mücadeledir. Siyasi bir mücadeledir. Bundan sonra Müslüman'ı hiç kimse saltanat hesabına Cumhuriyetine karşı çıkaramayacaktır. Çünkü Kuvayı Milliye ruhu hastalıkları teşhis etti."

Devlet Nuh'un gemisidir

Kuvayı Milliye ruhunun başka hastalıkları da teşhis ettiğini söyleyerek konuşmasın sürdüren Prof. Dr. Baş, bunları şöyle dile getirdi:

"Benim rahmetli dedem ve babam "Devlet Baba" derlerdi. Şimdi bizim muhterem ağabeylerimiz devletten o kadar bıktılar ki "küçültelim" diyorlar sen onu kayık, filika kadar yaparsan içine kim binecek? Devlet Nuh'un gemisidir. Ona bindiğin zaman hayatın kurtulur. Mesele, gerçek bu olmasına rağmen "Bütün kavga?oyun, devlet ve milleti birbirine düşürerek aradaki parselleri toplamak içindir. Hesap budur. Ama bu milletin kendisi bu oyunu gördü, tespit etti, teşhis etti. Bozamaya hazırladı. Ayağa kalktı. Adına Kuvayı Milliye dedi. Çünkü çözümün milli olması lazımdı. Bizim yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı emsalsizdir. Mübalağa etmiyorum. Bütün bunlara milli duruşla sahip çıkacak sizler meseleye sahip olduğunuz zaman hesapları bozacak ve bu vatanın batmasına müsaade etmeyeceksiniz."

Türkiye'nin önüne konan taş

Türkiye'nin boğuştuğu problemlerin ancak milli bir duruşla çözülebileceği gerçeği karşısında bu ülkeye, bu milletin geleceğine göz dikenlerin yeni senaryolar ürettiğini ve oyunu sahneye koyduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş bu senaryo hakkında şunları söyledi: "Ülkemiz üzerindeki hesaplar büyüktür. Vizenin bu milletten alınması lazımdır. Alsınlar, başımız?gözümüz üstüne. Yahudi lobilerinden ve hele gidip Amerika'da icazet almak bize has bir davranış stili değildir. Biz bu oyunları bozmak için yola çıktık. "Sizin bu ülkemin kalkınmasında hangi sanayi teziniz var?" diye sorulduğunda, "globalizm" cevabını veriyorlar. Peki sadece Türkiye'nin değil dünyanın anasını ağlatan globalizm olmadı mı? Globalizm, Batı zihniyetine göre tek tip insan yetiştirerek sülük gibi dünyanın kanın emmektir. Bana bu mantıkla zengin olan ülke gösterebilir misin? Onun için düşünerek adım atmanın, yürümenin zamanı gelmiş, geçmek üzeredir. Ben ilan ediyorum. Gelsinler bizi dinlesinler. 2 yılda Avrupa'yı, 3 yılda Amerika'ya yetişiriz. 4 yılda da Allah'ın izni ile dünya lideri oluruz."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100