Bu haber kez okundu.

KERKÜK'TEKİ HANÇER ? 1
''Benimle birlikte sen de anlıyorsun:
Kimi korkaktır, yiğide çıkmışsa da adı
Kimiyse gerçekten yiğit
Duyulmamışsa da adı sanı.
Sağır ve kör oldu muydu hançerin
Ağlamaktır, kardeş, kaderin.''
Resul Hamzatov
Bir önceki yazımıza şöyle başlamıştık:
Amerikalıların, ''Bir siyasi partiye ait'' olarak kabulde ısrar ettikleri Kerkük'teki malûm ofise dikilen bayrak ''PKK'nın Konfederasyon'' bayrağı ise; dün gece Giresun'un Kulakkaya yaylasına ulaşan terörün beli de başka yerde değil, behemehal Kerkük'te kırılacaktır.
Ve de şöyle bitirmiştik:
''Çünkü 20 yıl sonra Türkiye'yi tehdit eden terör yine dış kaynaklı.. 20 yılda Suriye'den Irak'a kaydı.
Irak, Kuzey Irak, Irak'taki otoritenin kim olduğu ve hangi dürtülerin etkisiyle nasıl davranışlar gösterdiği şu anda Türkiye için her şeyden önemlidir.
Ve böylelikle 2005 Ağustos'unda Irak'ta gelinen durum da ne yazık ki yukarıdakinden ''daha elîm ve daha vahimdir'' kıymetli okuyucu.''
Doğrudur.
Çünkü 1000 yıldır Türkmenlerin başşehri olan Kerkük'te Türkiye Cumhuriyeti'ne, Türklere ve Türkmenlere kıvrık uçlu bir Arap?Amerikan?Kürt ve Yahudi hançeri saplanmıştır.
Sırtından saplanmıştır.
Aynı coğrafyada tam 90 yıl arayla Türklere saplanan ikinci hançerdir bu.
Peki neden ''bu coğrafya''?
Ergin Yıldızoğlu bunu; şu üç fay hattının Türkiye üzerinde kesişmeye başlamasına bağlamaktadır: 1. ABD?Avrupa çelişkisi; 2. Petrol ve gaz havzaları üzerindeki rekabetten dolayı Rusya?Çin (Şanghay Grubu) ve İran ile ABD arasındaki çelişki; 3. ABD, İsrail ile Arap/Müslüman dünyası (radikal İslâm) arasındaki, Kürtleri de içeren çelişki.
Türkiye'yi Kuzeyden güneye ve doğudan batıya kesen petrol?gaz koridorlarına bir de ''su''yu ekle kıymetli okuyucu.
İsrail ile İran'ın elinde olduğu?olacağı varsayılan nükleer silahlara; Türkiye'nin bırakın sahip olmasını, önümüzdeki 100 yıllık bir zaman diliminde politik ve askeri ufkunun kapalı olmasını da ekle..
Sonra gözünün önüne; pimi çekilmiş el bombasının üzerine oturup içinden beşe kadar saymakta olan Türkiye fotoğrafını getir.
Ve seyreyle gümbürtüyü.
Devam ediyor Yıldızoğlu:
Şu iki gerçek artık halktan saklanamaz hâle gelmektedir: Birincisi borsa baş döndürücü yüksekliklere erişirken ekonomi gittikçe kırılganlaşıyor; böylece bir malî kriz olasılığı artıyor; ikincisi ülkenin dış politikası Kıbrıs, AB ve Kuzey Irak gibi gelecekteki varlığına ilişkin stratejik noktalarda tam anlamıyla çıkmaz giriyor.
Peki biz;
Bu kasırgayı; daha MGSB üzerinde anlaşamayan, anlaşamadığını bile anlayamayan, MGSB'nin MGK'da neden görüşülemediği konusunda Milli Savunma Bakanını, aynı parti ve hükümetin Adalet Bakanının yalanladığı, sonra dönüp her ikisini de Cumhurbaşkanının bir basın açıklaması ile yalanladığı asker?sivil bir lider kadrosuyla mı karşılayacağız?
Öyleyse ey millet; önce ''ört ki ölem'' de, sonra da dua etmeye başla..
Aslında Irak, Kuzey Irak ve Türkmenler konusunda çok şey söylenebilir..
1. Saddam varken daha iyiydik, istediğimiz zaman girip çıkabiliyorduk denebilir,
2. Türkmenlerin can ve mal güvenliğini sağlayabiliyorduk denebilir,
3. Hepsinden önemlisi o zaman ''kırmızı çizgilerimizin olduğundan'' söz edilebilir.
Fakat dikkatli okuyucu; yukarıda sıraladıklarımızın gerçekleşebilmesinin ancak çift taraflı bir irade beyanı ile oluşacağının farkına varacaktır.
2003 başı hem Akepe'nin iktidara geldiği, hem de Amerika'nın Irak'a saldırdığı zaman aralığıdır.
O tarihten itibaren ''karşı taraf'' Amerika tavır koymuştur ama ''bu taraf'' Akepe de aynen ona uymuştur.
Girerim, Türkmenler benimdir, kırmızı çizgilerim var dememiştir.
Ve o tarihten bu yana 1. Artık kuzeyde; bir federasyonun güney kanadı olduğunu söyleyen bir devlet vardır, 2. PKK kabul, izaz ve ikram görmektedir, 3. Türkmen varlığı tehlikededir.
Ve bunların hepsi kıymetli okuyucu, altını çizerek tekrar belirtelim; Amerikan saldırısı ve Akepe iktidarı süresinde olmuştur.
Kuzey Irak'ta bu zaman aralığında tarihte ilk defa Türk bayrağı yakılmıştır; (3 Mart 2003 Erbil) ve yine tarihte ilk defa Türk askerinin başına çuval geçirilmiştir. (4 Temmuz 2003 Süleymaniye)
Yukarıdakilerin hepsi doğrudur ve mutlaka daha başka şeyler de söylenebilir ama bu konudaki ''milat''; 2005'in ilk yarısında Türk Kara Kuvvetleri Komutanı'nın; ''Türkiye'nin Irak politikası yok'' lâfıdır.
Aslında bir ''politika'' vardır da bakın nasıl bir politikadır.
1. Türkiye; Irak'taki Cumhurbaşkanının belirlenmesi sürecine, ta ayağına kadar Büyükelçi Osman Korutürk Başkanlığında bir heyet ve başbakan imzalı bir mektup göndererek aşiret reisi Talabani'yi desteklediğini beyan etmek suretiyle müdahil olmuştur. Dışişlerinin konu ile ilgili resmi açıklamasında; ''Ancak böylelikle Kürtlerin Irak'a entegre olarak ayrılıkçı hareketlerden vaz geçebileceği'' düşüncesine yer verilmiştir.
Aynı tür akıl yürütmenin Türkiye'ye yansımasının; Kürtleri Cumhuriyete entegre ederek ayrılıkçı hareketlerden vazgeçmelerinin ancak Öcalan'a belli bir seviyede siyasi temsil hakkı verilmesine bağlı olduğu acaba bilerek mi gözden kaçırılmıştır?
Kaldı ki kıymetli okuyucu Korutürk misyonu ve felsefesinin; Talabani'nin Cumhurbaşkanlığının daha altıncı ayı dolmadan Kürtlerin dillendirdiği ''anayasada federalizm'' istekleri ve Barzani'nin ''Güney Kürdistan Bölge Başkanı'' seçilmesi ile iflâs ettiği cümle âlemin bilgisi dahilindedir.
2.Dışişleri ''sürecin'' hiç de ümit ettiği gibi olmadığını görünce; ne yazık ki öngörülen kırk çeşit alternatif planları mevcut olmadığı için, telaşla yeni bir açıklama yapma ihtiyacını hissetmiştir.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kürtlere referandum hakkı verilmesi maddesinin Irak anayasasına eklenmesine atıfta bulunarak, "Çalışmalarla bölünmeyi hedefleyenler varsa, bu yalnızca Irak'ı ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkar" dedi. Tan, Irak'taki sürecin ve anayasa hazırlıklarını, ülkenin toprak birliğini ve bütünlüğünü güvence altına almayı hedefleyen çalışmalar olarak gördüklerini söyledi. Tan bu çalışmalarla, Irak'ta kısa ya da orta vadede bölünmeyi hedefleyenlerin olması durumunda, bunun yalnızca Irak'ı ilgilendiren bir konu olmaktan çıkacağının da altını çizdi. Tan, Irak halkının böyle bir ihtimale fırsat tanımayacağına inandıklarını da belirti ve Iraklı Kürtlerin Kerkük'te ikamet kaydı yaptırmasının da yakından takip edildiğini açıkladı.
Dışişleri koridorlarında yankılanan son havadis, Musul ve Kerkük'ün şu veya bu şekilde ve bahaneyle Irak'ın bütününden ayrılmasının Lozan dönemindeki Cemiyeti Akvam anlaşmalarına aykırı olduğu şeklinde
Güney komşumuz Amerika'nın, henüz Lozan'a imza koymadığını bilmiyor mu dışişleri?
Ne diyor Tan?
"Çalışmalarla bölünmeyi hedefleyenler varsa, bu yalnızca Irak'ı ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkar".
İyi?
Peki, sizi ilgilendirirse ne yaparsınız, ne yapabilirsiniz, ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Irak'ta çalışmalarla bölünmeyi hedefleyenlerin olması sizi ilgilendiriyor da, aynı tür ''çalışmalarla'' Türkiye'yi bölmeyi hedefleyenlerin varlığı neden kimseyi ilgilendirmiyor?
Sivil ve asker terörle mücadele için hangi birimde bir merkez kurulacağı koınusunda neden hala bir türlü anlaşamıyorlar?
Ne diyor Tan?
''Irak halkının böyle bir ihtimale fırsat tanımayacağına inandıklarını da belirti ve Iraklı Kürtlerin Kerkük'te ikamet kaydı yaptırmasının da yakından takip edildiğini'' söylüyor.
Evet, ''Irak halkının'' Talabani'yi Cumhurbaşkanı seçeceğine, Barzani'nin Güney Kürdistan Başkanı olacağına, para pul, pasaport basıp giren pasaportlara kapıda ''Kürdistan'' damgası vuracağına, PKK'nın Kerkük'te bayrak dalgalandıracağına, Kerkük'e akın akın Kürtlerin yerleştirileceğine de fırsat tanımayacaklarına inanıyorduk.
Ne diyor Tan?
''Yakından takip ediyoruz''.
İyi takipler efendim? İyi seyirler, iyi not etmeler..
Sabah şerifler hayır olsun monşer? Good morning after supper..
Millet de sizi not ediyor.
Millet sadece sizi değil, yeteneksiz ilgilileri, ilgisiz yetkilileri, yetkisiz ilgilileri, yetenekli ilgisizleri ve kifayetsiz cümle muhterisleri de dikkatle izleyip not ediyor.
Diyarbakır'a gidecek diye, hiçbir dış ülkeye giderken yapmadığı kadar aylardır hazırlık yapan Başbakan ''aydınlarla'' görüşmesinden sonra ''Kürt sorunu vardır ve demokrasiyle çözülecek'' buyurmuş.
Türkiye'nin devlete tâbi Kürt vatandaşlarıyla sorunu yoktur.
Laz sorunu, Gürcü sorunu, Pontus sorunu da yoktur.
Türkiye'nin ''Kürtçülerle'', Kürtçülüğü terör yoluyla yapmak isteyenlerle, her türlü bölücülerle sorunu vardır.
Terörü de demokrasiyle çözemezsiniz. Özel durumlar, özel şartlar gerektirir. Bakın Amerika'ya, bakın İngiltere'ye..
Kişisel hak ve özgürlükler nasıl askıya alınıyor.
Bakın Türk tarihine..
Mustafa Kemal, Doğu Sorununu çözmek için 1.Askere sivil makamları üzerinde özel yetki vermişti, 2. Yargıya özel yetki vermişti.
Askeri birliklere; boşaltılması için verilen sürenin sonunda girdiği bölgede koyun?keçi dahil görülen her canlının vurulması yetkisini vermişti.
Bu maksatla kurulan İstiklal Mahkemesinin, kararını Meclis'in onayına bile sunmadan uygulama yetkisi vardı.
Meraklısı Kürt Sait ve hempalarının ne zaman yakalanıp, yakalandıktan kaç gün sonra asıldığına bir baksın.
Terör ipe un sermekle, evelemek, gevelemekle çözülmez.
500 vatlık ampulün altında yapılan ''aydınlık'' görüşmelerle de çözülmez. Çizmeyi giyip araziye çıkmanız gerekir. Ancak o zaman şehit cenazelerine korkarak değil, başınız dik ama içiniz elbette kan ağlayarak gidersiniz.
 Hüseyin Mümtaz
 giresungazete.net ~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100