26 Ağustos 2001 Pazar 00:00
238 Okunma
Keşke Baş'tan dinleselerdi
Hükümetin IMF ile yaptığı birinci program çökünce herkes Prof.Dr. Haydar Baş'a hak verdi. Ama iş işten geçmişti.

Ardından hükümet ortakları bu işi beceremediklerini itiraf edercesine millete sormadan, milletten aldıkları yetkiyi milletin adını sanını bilmediği bir bürokrata devrettiler. Amerika'dan getirilen Kemal Derviş, elinde sihirli değnek ülkeyi düze çıkaracak bir kurtarıcı gibi karşılanırken, yine sadece Prof. Dr. Haydar Baş, gelişmelere ihtiyatla yaklaşıyordu.

Nisan ayında Derviş ekonomik programı açıklayınca yine siyaset, iş dünyası, iktisat uzmanları övgüler dizmiş, Türkiye'yi kurtaracak program olarak lanse etmişlerdi. TÜSİAD ve TOBB gibi meslek örgütleri gazetelere "ekonomik kurtuluş savaşını destekliyoruz" ilanları vermişti.

Medya Derviş'in programını göklere çıkarıp Derviş'in halk desteğinin yüzde 60 olduğunu açıklarken hiçbir siyasi parti ciddi bir eleştiri getirememişti. Hatta bugün ikiye bölünen Fazilet Partisinin yenilikçi kanadının sükseli bir ismi Derviş'in IMF em~|~irleri doğrultusunda 15 günde 15 yasa çıkarma girişimine kayıtsız destek olacaklarını açıklamıştı.

Medya ve iş dünyasının övgüler dizdiği, siyasilerin hayranlıkla izlediği Derviş'in programına bir tek Prof. Dr. Haydar Baş karşı çıkmış, kendisini Meltem TV'de tartışmaya davet etmişti.

Haydar Baş hocamızın 19 Nisan tarihli o konuşmasına bir göz atalım:

"Ben bu programı, ruhu itibariyle başarılı görmedim, görmüyorum. 2 yıl veya 19 ay evvel bu tür bir program ifade edildiği zaman da buna tek karşı çıkan bendim. Niçin karşı çıktığımı da şimdi izah ediyorum. O gün de izah etmiştim. Burada para, parayı kazanmak için vasıta olarak kullanılıyor. Enflasyona yanlış teşhis konuyor. Talep enflasyonu olduğu varsayılarak talebi kısmak için faizler yükseltiliyor. Bu mantık neyi getirir? Para piyasadan emilir,

reel sektörde para kalmaz. Dalgalı kurla döviz fiyatları patlar, Tahtakale'de para kalmaz. Manavda, bakkalda kalmaz. Çünkü paranın belli kurumlarda toplanması için projeler imal ediliyor. Bu projeler milletin derdine deva olmaz ki! Halbuki parayı üretime dönüştürmenin formüllerini vücuda getirerek böyle bir program hayata geçirmek lazım ki Türk ekonomisi rahat bir nefes alsın. Bunun dışında yapılanların tamamı pansuman tedbirlerdir. Kaynak da dışarıdan bekleniyor ki buna oturup ağlamak lazım. Bu millet bu kadar düşmemiştir.

Sayın Derviş'in 'güçlü ekonomiye geçiş' programını incelediğimizde görürüzki, takdim edilen kurallar, sadece paranın belli ellerde veya belli kurumlarda bloke edilmesini garanti etmektedir. Bu durumda parayı istihdamın dışında ve emeği tahrik edip üretim yapmaktan çok uzak bir konumda görüyoruz. Bu konum işsizliği arttırır, emeği yok eder.

Bu manzara karşısında toplumun patlama noktasına gelmesi, işçinin, çiftçinin, memurun, topyekun halk kesiminin sokağa dökülmesi, bu tip programların doğuracağı sonuç olur ki bu da milletin kaderiyle oynamak anlamına gelir. Bu neticeye gelinmesinin sebebi de teşhislerin ve tedavilerin yanlış olmasıdır.

Enflasyonu doğuran asıl sebep faizdir. Yüksek faiz enflasyonu doğuruyor.

Çözüm emisyon hacmini artırarak proje karşılığı işletmelere kredi vererek üretim ve ihracatı hızlı biçimde ayağa kaldırmaktır.

Para basılıp verildiği zaman gereksiz, gerekçesiz verilmeyecektir."

Ekranlarda, gazetemizdeki köşesinde bu gerçekleri ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e millet kulak kesiliyor ancak siyasiler üç maymunu oynuyordu.

20 Nisan'da bu gerçekleri Trabzon mitinginde, ardından 7 Mayıs'ta İstanbul'da, 20 Mayıs'ta Ankara'da milyonların huzurunda haykırmıştı.

Siyasilere, "Amerikalıyı, Avrupalıyı dinliyorsunuz da bizi niye dinlemiyorsunuz, benim dedem şehit diye mi dinlemiyorsunuz" diye sitem etmişti.

Ve çözümün şifresini millete verircesine, "24 saatte biz ülkeyi bu krizden çıkarırız!" diyerek milletin ümidi olmuştu.

Bugün Derviş'in masallarının tutmadığı, ikide bir yaşanan kontrollü krizler ve üç ayda yüzde yüzü aşan devalüasyonla anlaşıldığı halde siyasiler devekuşu misali gidişatı görmüyor.

Fiyakasından geçilmeyen sözde yenilikçiler, Derviş'in taklidini yaparak ayakta durmaya çalışıyorlar. Uluslararası güç odaklarına selam duruyorlar.

Ama geç de olsa bazı akademisyenlerimiz, Ticaret Odası başkanlarımız gerçekleri görmeye başladılar.

Akademik kariyerini kriz stratejisi üstüne yapan ve en az Derviş kadar ABD bilim çerçevelerinde şöhrete sahip olan Prof. Dr. Ali Nail Kubalı, bakın neler diyor:

"Kalkınıyoruz, enflasyona sabredin dediler yalan attılar. Enflasyon talep değil, maliyet enflasyonudur.

Dövizin maliyeti artıyor, girdiler artıyor ve enflasyon oluyor.

Tüketimi kısarak, enflasyonu kısmayı hedefliyorlar, aldatıyorlar.

Çare tüketimi artırmak, daha az vergi ile üretimin önünü açmak.

Spekülatif döviz alım satımları dış ticaret işlemlerinin on katına çıktı. Döviz giriş çıkışı kontrol edilmeli.

Liberalleşme ve Gümrük Birliği için bu ülkenin pek çok değeri peşkeş çekildi. AB'ye girmek istiyoruz daha GB'ne girmedik" (4 Ağustos 2001 Aksiyon).

Bir çığlık da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanından; "Bugün geldiğimiz noktada kriz stagflasyonist bir yapıya bürünmüştür. Gerçekten bütün göstergeler böyle bir olguya işaret etmektedir. Yurtiçi talep, bölgelere ve sektörlere göre bazı farklar göstermekle birlikte, genel olarak düşmektedir. Daralan iç talebe bağlı olarak üretimde hızlı bir düşüş olmuş, kapasite kullanım oranları azalmış ve kapanan ya da üretime ara veren firma sayısı artmıştır. Bu gelişmeler yoğun bir işsizleşme eğilimi doğurmuştur. Diğer taraftan üretim maliyetlerinde şiddetli artışlara tanık oluyoruz. Hammadde ve ara malı fiyatlarında devalüasyon ve başta enerji olmak üzere kamu sektörü zamlarından kaynaklanan artışlar ortaya çıkmaktadır. Bu da nihai ürün fiyatlarına yansıyarak enflasyonu azdırmaktadır. Dolayısıyla tüm göstergeler ekonominin stagflasyonist bir yapı içinde olduğunu göstermektedir.

Ekonominin böyle bir yapı gösterdiği dönemlerde tüketim, üretim, yatırım ve ihracat gibi belli başlı makroekonomik büyüklükleri canlandırmak büyük önem taşır. Bu nedenle verginin gelir dağılımını daha dengeli bir şekilde uygulamaya, arz ve talep yönlü bir vergi politikası karmasına ihtiyaç vardır. Bir taraftan toplam talebi canlandırmak için talep yönlü vergi politikaları uygulanmalı, diğer taraftan da üretim ve ihracatı teşvik amacıyla arz yönlü vergi politikalarına öncelik verilmelidir" (Ağustos 2001, Forum Dergisi).

Evet, Odalar Birliği, rantiye ile göbek bağını kesip,yeni başkanını seçince gerçekleri gördü. Baş Beyin stagflasyon teşhisini CHP'nin çoğu ekonomi profesörü 30'u aşkın uzmanı da anlamış. Tabi iflaslar çıplak gözle görüldükten sonra! Marifet felaketi önceden görüp çarelerini sunmakta. Haydar Baş Beyi diğer siyaset ve bilim adamlardan ayıran meziyetlerden biri de bu...

Aynı şekilde Prof Baş'ın 7 Nisan'da Trabzon Mitinginde, "Dünyanın hangi ülkesi kendi parasını böyle ikinci sınıf para haline düşürür? Türk lirası Dolara endeksli halden kurtarılmalıdır." çağrısına bugün ATO sahip çıkıyor. İyi de ediyor. Ama neden sonra? Araba devrildikten, yolcular yere saçıldıktan sonra. TL'ye dönüş kampanyasının başarılı olabilmesi için, Haydar Baş Beyin diğer önerilerini paylaşmak kaçınılmazdır. İşadamları bu konuda samimi iseler, bu fikrin sahibi Baş'ı baş tacı etmeliler. Amerika'dan getirilen ve Türkiye'yi ve Türk Ekonomisini tanımayan Dervişe verdikleri desteğin millete maliyeti ortada.

TOBB Başkanının yazısının herbir satırı Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in aylar önce ortaya koyduğu gerçeklerle örtüşüyor. Özellikle hastalığın teşhisinde; talep değil maliyet enflasyonu ve stagflasyon teşhisi. Ancak tedavisi için TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu'nun vergiyi azaltma önerisi felç olan ekonomiyi ayağa kaldırmak için yeterli olmaz. Çünkü yüksek faizlerle, özel sektörden iç borca akan fonlarla kuruyan reel piyasanın, iflas eden firmaların, işletme sermayeleri yok olan küçük ve orta boy işletmelerin yeniden ayağa kalkıp dünya piyasasına açılması için özgün bir finans modeline ihtiyaç var.

Kısa zamanda tasarruf açığını kapatacak, felç olmuş reel piyasaya kan pompalar gibi parayı pompalayacak sistem de Prof. Dr. Haydar Baş'ın elinde: "Proje karşılığı kredi, dar bölge yaygın sanayi modeli."

Detayları için Türkiye, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in Türkiye konferanslarını beklesin.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100