Bu haber kez okundu.

Kıbrıs davası nereye?

1974 Harekâtı'nın 31'inci yıldönümünde hangi noktadayız?
 1. Türkiye'de üç yıla yakın bir zamandır; 'bir adım önde' yaklaşımı ile Kıbrıs'ı Türkiye'nin AB yolundaki en büyük engel olma özelliğinden 'kurtarmak' isteyen bir düşünce iktidarda. Akıllarındaki 'çözüm' KKTC'nin varlığının devamı değil, moleküllerine ayrıştırılarak kimliksiz ve kişiliksiz bir şekilde Rum'a yamanması.
2. Hemen hemen eş zamanlı olarak KKTC'de de aynı düşünce paralelinde bir 'karışım' iktidar 'yapıldı'. Bu kimyasal bileşimin etken maddesi de AB?ABD?AKEPE amalgamı?
İlle marka istiyorsanız, kısaca SOROS demenizde bence en ufak bir sakınca yok..
3. Ve ilk iki maddede sıralananların doğal sonucu olarak da artık Denktaş yok? Bunu açıkca söyledi, 'Akepe yüzünden Cumhurbaşkanlığını bırakıyorum' dedi.
Peki gelinen nokta hangisi?
CTP, referandum sürecinde "Bir ?evet?le dünyaya bağlanın'' diyordu.
Bir yılı geçti, KKTC hala dünyaya bağlanmak için TC santralinden hat almak zorunda.. Fakat 'evet'çi Soyer hiç oralı değil, büyük bir pişkinlikle 'oturuyor.'
Oturmuyor aslında, Rum partilerle görüşüyor, 'eski efendi' İngilizlere 'kamu reform paketi' hazırlatıyor. Ben Kıbrıs'taki referandum ve seçimler süreci öncesinde Akepe'nin Kıbrıs'ı AB'ye teslim eden politikasından ancak, 'hayır'cı cephenin kazanmasıyla kurtulabileceğimizi savunuyordum.
Fakat artık Kıbrıs'ta hayır denilebilmesinin tek yolunun, Türkiye'de Akepe iktidarından kurtulmaktan geçeceğine inanıyorum.
Öncelikler bir kere daha Ankara'ya yöneldi. 20 Temmuz'a gelirken Rum Meclisi her yıl yaptığı gibi toplanarak Yunanistan ve Türkiye'yı kınıyor.
Rum fikir yapısı ve düşünce örgüsünü iyi anlayabilmek için bu toplantıda konuşulanların iyi irdelenmesi gerek.
Kınama gerekçeleri, iki ülkenin yaptığı müdahaleler.
Rum yönetimi meclisi, 15 Temmuz 1974'te, Yunan askeri cuntasının Enosis'i daha erken zamanda ''gerçekleştirmek'' amacıyla Başpiskopos Makarios'a karşı düzenlediği askeri darbeyi, buna bağlı olarak da darbeden beş gün sonra, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarını kullanarak, 20 Temmuz 1974'de adaya yaptığı Barış Harekatı'nı da ''kınıyor''.
Rum meclisinin yaptığı olağanüstü toplantıya, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bakanlar kurulu üyeleri, Rum Milli Muhafız Ordusu komutanı ve diğer yetkililer katılıyor.
Yâni kıymetli okuyucu; ENOSİS nihai hedefinde şüphe yok da eleştirilen, Yunanistan'ın erken ve zamansız, şartlar olgunlaşmadan müdahale ederek Türkiye'ye fırsat yaratması.
Rum Meclisindeki toplantıya RMMM Komutanı da katılıyor, fakat KKTC'deki 'en büyük asker bizim asker' devletin satışa çıkarıldığı bütün referandum sürecinde kışlasında 'oturuyor'.


Rumlar ne planlıyor?
Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, mecliste yaptığı konuşmada, ''Kıbrıs sorununu çözme ve adayı birleştirme çabalarının azalmayacağını'' ifade ederek, ''bölünmenin hiçbir zaman bir anlaşma seçeneği olmayacağını'' kaydediyor.
Yani Hristofiyas çözümden kastettiğinin 'birleşme' olduğunu açıklıyor, bölünme yani bağımsız KKTC seçeneğinin hiçbir zaman olmayacağını savunuyor. AKEL'in Meclis Sözcüsü Nikos Katsouridis de, ''ABD, İngiltere ve Türkiye'nin değil, Kıbrıslıların çıkarlarına hizmet edecek gerçekçi müzakereler yapılması halinde Kıbrıs'ta birleşmeyi sağlayacak bir çözüme ulaşılabileceğini, ancak bu şekilde Kıbrıs'ın özgürlüğü için savaşan ve kendilerini feda eden binlerce kişinin gerçek anlamda anılabileceğini'' savunuyor.
Katsourudis ABD, İngiltere, Türkiye'yi sayarken, nedense Yunanistan'ı unutmuş görünüyor. Anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis de ''geçen zamandan yararlanılmaması, BM'nin bir girişim başlatıp görüş ayrılıklarını belirleme konusunda isteksiz olması, Türkiye'nin Avrupa Birliği beklentilerinin kötüleşmesi ve AB'nin önceliklerinin değişmesi durumunda Kıbrıs sorununa kapsamlı ve yaşayabilir bir çözüm bulma beklentilerinin daha da uzaklaşacağını'' belirtiyor.
Anastasiadis de böylelikle dilinin altındaki baklayı çıkarıyor, "Türkiye'nin AB beklentilerinin kötüleşmesi'' ve "AB önceliklerinin değişmesinin'' çözüm beklentilerinden uzaklaştıracağını savunuyor. Yani Türkiye'yi AB hedefine bağlı?demirli?kilitli tut ki Kıbrıs'ı çöz. AB de "Türkiye'yi almıyorum'' düşüncesini asla dillendirmesin. Aynı düşünce örgüsüne, Yunanistan ve Fener Patrikhanesinde de rastlamıyor muyuz?
Dimitris Hristofyas'ı bir yerlerden tanıyoruz..
Kendileri AKEL Genel Sekreteri olup Soyer ve ekibi tarafından geçen hafta ziyaret edildiler. Bu görüşmede CTP?BG ve AKEL, Annan Planı'nda yer alan ve farklı düşündükleri konuları ele alarak ortak bir zeminde buluşma kararı aldı. Çalışmaların amacı Kıbrıs Türkü'nün "evetini geriye götürmemek" ve "Rum halkını evete yönlendirmek".
Soyer ve Hristofyas "bu'' ortak noktaya vurgu yaptı.
Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi AKEL ve Kuzey Kıbrıs'ın en büyük partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP?BG), "Kıbrıs'ta siyasi eşitlik temeline dayalı bir federasyon çatısı altında ilk fırsatta çözüm" görüşünde birleşti.  Hristofiyas'ın anladığı çözümün ''adayı birleştirme'' olduğunu yukarıda görmüştük. Kıbrıs Türkü'nün "evet''ini ceplerine koyuyor ve Rum'u ikna edecek yeni bir takım tâvizlerle onu da evet'e yönlendirmeye çalışıyorlar. Hristofiyas'ın kuzeydeki partneri kim? Soyer, KKTC'nin, 20 Temmuz'un 31'inci yılındaki başbakanı.. Soyer Türk askerinin adaya çıkışının yıldönümünde ne diyecek, gerçekten çok merak ediyorum.
Peki Annan Planı hakkında Papadopulos ne diyor?
Papadopulos, Annan Planı'na karşı tavrını geçen hafta daha da ileri götürdü ve Ulusal Konsey'i oluşturan parti liderlerine yaptığı konuşmada, Annan Planı'nı bundan böyle müzakere zemini olarak kabul etmeyeceklerini, ancak referans olarak alabileceklerini söyledi ve BM'ye sundukları 25 maddelik öneri ve taslak planı açıkladı.
İşte o plan
"1?Annan planı müzakerelere zemin değil referans noktasıdır,
2?Kıbrıs sorununun çözümü Kıbrıs'ın AB içinde işlerliğini güvence altına almalıdır,
3?Federal devletin ve iki eyaletin yasaları hiyerarşi içinde olmalı,
4?Diğer eyalette kalacak olan vatandaşların hakları güvence altına alınmalı,
5?Toprak iadesi, göçmenlerin geri dönmesi ve askerlerin çekilmesine ilişkin süreler kısaltılmalı,
6?Siyasi eşitlik, iki kesimlilik olarak değil siyasi kararlar düzeyinde ifade edilmeli,
7?Devletin ekonomik kullanım bölgesi ve hava sahası belirlenmeli,
8?Yerleşikler ve bunların yeni bir referandumun dışında bırakılmaları konusunda yeni düzenlemeler yapılmalı,
9?Toprak konusu kapsamlı olarak yeniden açılmaksızın Karpaz bölgesi Rum idaresine dahil edilmeli,
10?Senato üyelerinin seçimi Annan planının 3. versiyonunda öngörüldüğü şekilde yapılmalı,
11?Müdahale hakları iptal edilmeli,
12?Askerler tamamen çekilmeli,
13?Anlaşmazlıkların çözümü için sonuç getirici bir mekanizma kurulmalı,
14?İngiliz üsleri konusunda da kuruluş anlaşmasında garanti anlaşmaları yer almamalı,
15?Üniter ekonomi,
16?Tek Merkez Bankası,
17?Üniter para politikası,
18?AB kararları sonuç getirici şekilde uygulanmalı,
19?Rekabet şartları yaratılmaması için iki eyalet arasında vergi düzenlemesi yapılmalı,
20?Mülkiyet konuları ve tazminatlar,
21?Toprak iadesi güvence altına alınmalı,
22?Çözümün hayata geçirilmesinin ilk aşamasında boşluk olmaması için geçiş kuralları net olmalı,
23?Çözümün hayata geçirilmesi güvence altına alınmalı,
24?Müzakerelerde dar takvimler ve hakemlik olmamalı,
25?Taleplerin önem sırasına göre sıralanması müzakereler sırasında yapılacak."
 Ve devam ediyor Papadopulos; "Eğri büğrü ve sakat bir çözüme yeniden kuvvetli bir 'hayır' demeye hazırım''.
İnan bana kıymetli okuyucu; Akepe'nin "bir adım önde'' ve "kazan kazan'' politikasının peşine takılmış gidiyorken ve KKTC'de de böyle bir başbakan varken biz bu 25 şartı bile mumla arayacak hâle geliriz.
Soyer aslında Türk'ü Rum'a teslim etmeye değil, daha da geriye; 1950'li İngiliz yıllarına götürmeye hazırlanıyor.
Soyer Merkezi İngiltere'de bulunan Yöneticilik ve Politika Çalışmaları Merkezine, Kıbrıs'ta görev yapan İngiliz Yüksek Komiserliği'nin katkısı ile "Kuzey Kıbrıs'ta Kamu Yönetimi Reformu" konulu bir rapor hazırlatıyor.
Rapora göre İngilizler, devlet ve hükümet işlerinin el yordamı ile yönetilmesinden yola çıkarak, çağdaş yöntemler öneriyor. Kamudaki torpil sistemini ortadan kaldırmak için etkin önlemlere dikkat çekilen raporda, üçlü kararname sisteminin kapsamının daraltılması ve kamu içinde yetenekli kişilerin yükselmesi için çeşitli öneriler yapılıyor.
Raporda birçok konuda İngiliz uzmanların "tavsiyeleri" yer alıyor. Hükümete yakın kaynaklardan elde edilen bilgilere göre bu konuda "radikal" bir karar almaya hazırlanılıyor. Tavsiyelerin tümünün hayata geçmesine kesin gözle bakılıyor.
Raporun giriş kısmında, etkili ve sorumlu bir kamu yönetiminin Kuzey Kıbrıs hükümetinin karmaşık siyasi ve ekonomik reformları gerçekleştirebilmesi için şart olduğuna vurgu yapıldı.
Uzmanlar yaptıkları araştırmada, devam eden idari düzenlemelerin kişisel ve kurumsal başarıları göz ardı ettiğini ve profesyonel davranışın cesaretlendirilmediği sonucuna vardı.
Siyasi durumdan kaynaklanan ve kaçınılmaz olarak oluşturulan koalisyon hükümetlerinin kıdemli kamu görevlileri düzeyinde yapılan siyasi atamaların büyük hoşnutsuzluk yarattığını da saptadı.
Raporun giriş kısmında yer alan bir başka önemli noktada ise idari reformların etkisinin gerçek anlamda görülebilmesi için uzun süreli taahhüt ve güçlü liderlik gerektiği üzerinde duruldu, "Reformlar yasal, kurumsal, yöntemsel ve kültürel gelişmeyle desteklenmelidir" denildi.
İngiltere'den gelen uzmanlar tarafından yapılan çalışmalarda, Kuzey Kıbrıs'taki kamu yönetimi ele alındı, hangi noktalarda reform yapılacağı saptandı. Hazel Sutton tarafından hazırlanan rapora, Adrian Rossiter, John Peake ve Ray Durrant katkı koydu.
Raporu hazırlayan uzmanlar, ilk cümlede "amaçlarının KKTC'yi tanımak olmadığını" belirtme gereği duydu. İlk cümlede, "Hizmet, kurum, bakanlık ve yetkililer gibi ifadeler idari yapının net olarak anlaşılması için kullanılmıştır" denildi.
Merkez, Mart 2004'te, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin mevcut yapıyı, insan kaynaklarını, kamu uygulamalarını analiz etmesi ve Kıbrıs Türk yönetiminin kamu reformunu gerçekleştirmesine yardım amaçlı 12 aylık destek programını hazırlamak üzere Kıbrıs'a davet edildi.
İngiliz Yüksek Komiserliği'nin desteklediği projenin başarıya ulaşması için risklerin en aza indirilmesi öneriliyor. Bu noktada reformun ilk etapta uygulanacağı maliye, ekonomi ve turizm ile içişleri bakanları ile başbakanın aktif görev üstlenmesi tavsiye ediliyor.
Reform sürecinin başarıya ulaşması için başbakanın ya da atayacağı bir bakanın "kamu yönetimi reformu lideri" olması bekleniyor.
Komünist Sendikacı Soyer'in; kamu reformunu neden İngiliz Yüksek Komiserliğinin desteğine ihtiyaç duyarak İngiltere'den gelen uzmanlara hazırlattığını anlamakta güçlük çekiyorum.
"İngiliz uzmanlar'' raporun başında ne diyor; ''Amacımız KKTC'yi tanımak zinhar değildir..''
Fakat doğru; Yunanistan'a hazırlatsa fazla kör kör gözüm parmağına olacak; Türkiye'yi zaten istemiyor, en uygun çözüm tabii İngiliz?
Olay son derece açık kıymetli okuyucu..
20 Temmuz için 31 yıl sonra ne yazık ki ancak böyle bir yazı yazabiliyoruz.
Rum ağzını açmış bekliyor, İngiliz büyük bir keyifle işin içinde, Ankara'da ilk defa karşı tarafla işbirliği yapan bir irade var..
KKTC'dekinden başka ne bekliyordunuz ki?
Ve sözün sonunu, Türkiye'den ayrılmaya hazırlanan, Büyükelçiliği süresince motosikleti ile memleketin her tarafını en ufak bir engelleme ile karşılaşmadan gezmiş, gezilerinin sonucunu objektifi ile "ölümsüzleştirmiş'', sergi açmış ve bu süre içinde ''memleketteki rum kızların'' gönlünü çalmış ama yine de dönüp bir Yunanlı ile evlenmiş Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Mihalis Christides'in Ek Protokol ile ilgili sözleri ile bitirelim..
Hani bizimkiler biz imzalarız ama bu Rum kesimini tanımak değildir, hem ayrıca deklarasyon yayınlayacağız diyorlar ya..
Christides "Gümrük Birliği ek protokolünün imzalanmasının, gerek AB, gerekse Türkiye için bazı hukuki, siyasi ve ekonomik sonuçlar doğuracağını'' kaydetti. A.A.'nın sorularını yanıtlayan Christides, Türk hükümetinin ek protokolü imzalama taahhüdünde bulunduğunu hatırlattı. Ek protokolün imzalanmasıyla Türk deniz ve hava limanlarının Kıbrıs Rum Kesimi'ne açılmasının gerekip gerekmediğine ilişkin yapılan tartışmaların anımsatılması üzerine Christides, imzanın bu sürecin sadece bir ön aşaması niteliğinde olduğunu söyledi. Christides, protokolün imzalanmasının ardından başlayacak süreçte neler olup biteceğini görmek için beklemek gerektiğini de ifade etti. Christides, Türkiye'nin, protokolü imzalamanın Rum Kesimi'ni tanımak anlamına gelmeyeceğine ilişkin bir açıklama yapmaya hazırlandığının hatırlatılması üzerine, "Böyle bir açıklama, Türkiye'nin tek taraflı bir açıklaması olacak, AB için herhangi bir sonuç doğurmayacak" diye konuştu.  Ya işte böyle kıymetli okuyucu?
Christides açıkça "Türk tarafı kendi için, kendi kamuoyu için bir açıklama yapmış olur, bu açıklama AB'yi bağlamaz'' diyor.
Papadopulos, Hristofiyas, Soyer ve Erdoğan?Gül beraberce Kıbrıs Türkü'nün kazanımlarını 1930'lu İngiliz Sömürge Yönetimi devrine götürüyorlar. Ufak bir farkla, İngiliz'in yerine Rum'u ikame ediyorlar..
Annan Planı bile hiç olmazsa 1960 öncesine, TMT mücadelesinin yeni başladığı yıllara götürüyordu..
Bu yazı 34 defa okunmuştur

~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100