27 Mayıs 2006 Cumartesi 00:00
121 Okunma
Kıbrıs teknik değil siyasî bir konudur
Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu her gün Rum basınından yorum ve haber tercüme eden değerli bir hizmet sunuyor. Sabırla okumaya çalıştığım bu metinlerde akıl almaz bir tekrar var. ~|~

 

Seçim sonuçlarını yorumlayan yazılar bu sıkıcı mükerrer üslubun dışına çıkamamış. Ancak bu sefer bildik lakırdıların dışında bir hava seziliyor: Çözümden, adanın tekrardan birleşmesinden, iki toplumdan bahseden yorum veya demeç yok denecek kadar az. Çünkü adada artık böyle bir kaygı yok ve seçim sonucu ayrılmanın tescili. Buna mukabil Cumhurbaşkanı Papadopulos'un çekinmeden ifade ettiği, kuzeyi yavaş yavaş yutma politikası var.

Nitekim seçim sonuçlarında Papadopulos politikasını tasvip eden partilerin oyu 2004 referandumunda güneyden çıkan yüzde 76'lık hayır oyuna neredeyse eşit. Çözümden ve çözümün yeniden birleşmeden geçtiğini savunan tek muhalif parti DİSİ'nin aldığı yüzde 30 oyun dışında adada birleşmeden bahseden kalmadı.
Bu durumda artık 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek politikası AB'yi kullanarak müzakere eden Türkiye'yi sıkıştırarak öç almak. Kıbrıs bunu AB'ye katıldığı günden beri sistemli şekilde uyguluyor. Bu politika seçim sonrasında seçmenin güçlü onayıyla ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması koşulu etrafında şiddetlenecek.
İşte böyle bir ortamda Komisyon "Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Cumhuriyetini de kapsayacak şekilde imzaladınız. Gerekli onay sürecini ve limanlarınızı açarak uygulamayı başlatın. Eğer bunları yapmazsanız müzakere süreciniz askıya alınabilir" diyor ve meseleye teknik olarak yaklaşıyor. Türkiye ise bu uygulamanın karşılıklı olması ve kuzeyin doğrudan ticaretten yararlanmasında ısrarcı.
Gerçekten de ilk bakışta bu, basit bir teknik mesele gibi gözüküyor. Ancak biraz deşince meselenin diğer yüzü ortaya çıkıyor.

AB ülkelerinin 2004'te referandumun akabinde, Annan Planı'na "evet" diyen kuzeye uygulanan ekonomik tecridin kalkması amacıyla ve kendi inisiyatifleriyle Komisyon'a hazırlattıkları destek paketi 7 Temmuz 2004'te açıklanmıştı. Paket 259 milyon avro ve doğrudan ticaret teklif ediyordu. Geçen yıl sonunda paketin doğrudan ticaret ayağı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tasarrufuyla, "tanınma paranoyası" sonucu ve teknik hiçbir gerekçeye dayandırılmadan metinden çıkarıldı. Geçtiğimiz 27 Şubat'ta Konsey tarafından onaylanan tüzükte doğrudan ticaretin sözü edilmiyor ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti' AB üyesi olmaya devam ettikçe de edilmeyecek. Kısacası, Konsey ve Komisyon teknik değil siyasî nedenlere dayanan bir manevranın sonuçlarını kabul etmiş bulunuyor.

Nitekim 1 Mayıs 2004'ten beri AB'nin Kıbrıs politikasını Papadopulos belirliyor. Diğer AB ülke ve kurumları pasif bir şekilde bunu onaylıyor. Bu olgular ışığında Türkiye'de hükümetin, karşılığı olmaksızın adım atması imkânsız. Komisyon'un iyi niyetle de olsa bu konuyu teknik bir pürüz olarak sunması yapıcı değil. "Ek protokolü onaylayıp uygulayın, biz bu arada doğrudan ticaret tüzüğünün kabul edilmesi için uğraşıyoruz" demek çaresizliğin diplomatçası olsa gerek.

Cengiz Aktar/ Vatan

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100