11 Kasım 2005 Cuma 00:00
225 Okunma
Kime sopa gösteriyorlar!?
AB veya ABD'ye sırtını dayayarak içeride birilerine "ecnebi sopası" göstermek politik moda halini aldı. M.Emin Koç'un yazısı... ~|~

Babacan'ın mesajı ve Arınç'ın kuru gürültüsü

Türkiye'de, AB veya ABD'ye sırtını dayayarak içeride birilerine "teslim ol mesajı" vermek" veya "yabanî havuç"la kandırılamayanlara "ecnebi sopası" göstermek politik moda halini aldı.

Bu yöntem, özellikle Türk Milletini dağıtmak ve Cumhuriyeti tasfiye etmek suretiyle Irak'ta olduğu gibi "uniter devlet" yapısından "etnik/federatif lokmalar" üretmek isteyen AB ve ABD'nin "yerli siyasal?dinsel taşeronlar"ı tarafından içte ve dışta sık sık sergilenmektedir. "Sümen altından bir paslaşma" mı desek, yoksa "kesintisiz tesadüf mü desek bilemiyorum; enteresandır, "fırsat AB fırsatı" diyerek Haçlı'nın "Türk Milletini ve medeniyetini dağıtma misyonu"nda gemi azıya alan kimi "besleme yerlilerin" karşısında, güya halkçı ve devletçi görünenlerin birçoğu "aynı ecnebi senaryosu"nda adeta rol paylaşmaktadırlar.
Anlayacağınız oyun içinde oyun var; kuzu postu içinde koyun yok?

"Kesintisiz demokrasi" ve "kesintisiz tasfiye"
Cumhuriyet tarihinin çok partili siyaset dönemini şöyle sinema şeridi gibi gözünüzün önünden geçirirseniz; Türk Milleti ve güzelim ülkemiz, bu AB veya ABD yapımı tezgâh etrafında, yani "ecnebi yazılım ortak senaryo" çerçevesinde kimi dindar kisveli, kimi milliyetçi kisveli, kimi Atatürkçü?devletçi kisveli figüranların güya "kapışmalarına ve atışmaları"na şahit olmaktadır. Böylece ülke ve devletin bugün sürüklendiği "tasfiye süreci"nin "kesintisiz devamı" sağlanmaktadır. Türkiye'nin "kesintisiz demokrasi" süreci ile "kesintisiz tasfiye" süreci atbaşı ilerlemektedir? Bu gerçeği aklınızın bir köşesine yazıverin, kulağınıza küpe olsun.

"Türkiye'yi tasfiye süreci" bağlamında "AB hayaliyle ilgili tavizkâr taahhütleri ve gelişmeler"i, ciddi endişeyle takip ettiğimi birkez daha yinelemek istiyorum. Bugün tartışmasız tüm çıplaklığıyla ortada olan böylesi tavizkâr bir AB hayali, Türkiye'nin "devlet politikası" olarak sunulamaz; zira hiçbir devlet, "kendi ayağına, kendi kalbine veya kendi beynine kurşun sıkmak" tarzında bir gidişatı "devlet politikası" edinemez.

AB'nin "Milli kırıntı"mıza bile tahammülü yok

Köklü ekonomik, politik, dış politik ve askeri taviz talepleri bir yana; AB'nin, kimi bakanlıklarımızın başındaki "Milli" ifadesinin ve "devlet kurumları"nın brövelerinden "Atatürk figürü"nün kaldırılmasından, hutbelerde "Allah katında yegâne Hak din İslam'dır" ayet?i kerimesinin okunmamasına ve "kesinlikle misyonerlik aleyhtarlığının yapılmaması"na varıncaya değin, "Türk Milletinin kimlik ve kişiliği"ni oluşturan en tabii öğelere dahi dadandığını görmemek körlük olur.

Milletimizin ve gençlerimizin artık yüksek sesle "AB'ye hayır" diye haykırmaya başladığı bu "vahim kavşak"ta asıl gürlemesi gereken etkili ve yetkili çevrelerden kimiz zaman çok "kısık ses" çıkmaması, kimi zaman da "varoluş gerekçesiyle bağdaşmayan" türden bir karaktere bürünerek AB mandasının yardım ve yatakçılığına soyunmaları "tasfiye süreci"nin vahametini artırmaktadır.

Devlet gitti, kavga bitti; öyle mi?

İşte bu kavşakta Türk Milleti, Ankara'daki "AB'ci, ABD'ci, IMF'ciler"in foyasını fark etmek üzere iken, bir kuru gürültü, bir kof patırtı, bir boş kavga başlayıveriyor.
Bu karşılıklı "aşık atışmaları" neticesinde, cilası dökülen işbaşındaki mandacılar cilalanıyor. Boyası dökülen Müslüman kılıklı kimi Haçlı meftunlarına "İslam boyası" vuruluyor. Yorgan kavgasının ortasında kalan milletimiz ise, "tiyatro muhalefeti"nin yıllardan beri "işi?gücü hep dine, dindara ve dini öğelere muhalefet etmektir" zehabına kapılarak, güya din namına kendilerine taarruz edilen tarafı sahipleniyor. Halbuki onlar, millete ve milletin Hak dinine hizmetten ziyade, "AB'nin akide ve inançları"na hizmet etmeyi misyon edinmişlerdir.   
AKP ile başta CHP olmak üzere AB ve IMF yanlısı sair muhalefet partileri arasındaki son patırtıları, bu "cilalamama tiyatrosu" nevinden görmek lazım gelir.

Sürekli cilalama tiyatrosu ibretlik
Bayram değil seyran değil, Ali Babacan neden "Yabancı sermayeyi ürkütmeyelim, altında kalırız" uyarısı yapıyor? Bayram değil seyran değil AKP'nin Bülent Arınç'ı, neden "başörtüsü gürültüsü" çıkartıyor? Bunlar karşısında ise CHP, neden rutin "çığırtkanlığı"nı sürdürüyor?
Bu soruların basiretli, makul ve mantıklı karşılıkları, Cumhuriyet tarihinin "sürekli oyun"unu ortaya çıkartacak türden işaretlerdir.
Devlet tasfiye edilirken, millet dağıtılırken, vatan yasal olarak satılırken, Kıbrıs?Ege?Suriçi İstanbul elden giderken tısss çıkarmayan CHP, bir yerlerden düğmeye basılmış "başörtüsü hışırtısı" duyunca, feryadı basıyor. Millet de, en basit "geleneksel öğeleri" dahi görünce kriz geçiren bu "güya halkçı ve devletçi"lerin karşısında, AB'ci ve ABD'ci de olsa berikileri "bunlar ötekilere nispetle zemzemle yıkanmışlar canım" diyerek terk edip bıraktığı yerden "tekrar inadına tutmaya" başlıyor.

Başörtüsü gürültüsü neden?

Asıl mesaj Babacan'dan?
"AKP hükümetinin başörtüsü aleyhine yaptığı tarihi savunma" neticesinde "yasağa aynen devam" diyen AİHM'nin ve Büyük Dairesi'nin nihai temyiz kararı ile, artık başörtüsü tam gidecek, gitti; AKP sayesinde artık başörtüsü işi de bitecek, bitti; ondan?
AKP, üzerindeki bu "başörtüsü yasağının müdafii" olma lekesini örtmek üzere "kuru gürültü" çıkartıyor, CHP de "kuru gürültüye pabuç bırakmayan" güya karşı atağıyla "cilanın tam tutması"na katkı sağlıyor.
Asıl mesajı ise Babacan veriyor; "yabancıları ürkütmeyelim ha?" diyor.

Babacan kime, ne demek istiyor?
Yabancı sermayeyi milletimiz ürkütemez; ekonomide milletin esamesi zaten okunmuyor. Yabancı sermayeyi AKP ürkütmez; yabancılara her türlü yasal katkıyı sağlamak AKP'nin birincil misyonu? Muhalefetin de öyle bir söylemi bugüne kadar hiç olmamış, şimdi de yok.
O halde bayram değil seyran değil Babacan kimi, niye öpüyor? Babacan kime, hangi konjonktür gereği "yabancı sopa"yı gösteriyor?

Babacan önden yol kesiyor
Konjonktür, AB sürecinin taviz talepleriyle dolu raporunun açıklanmasıdır. Raporda, uniter devlet yapısını, devletin kuruluş senedi olan Lozan'ı, milli ve dini bütünlüğümüzü hedef alan talepler söz konusudur. AKP'nin endişesi şu; hani olmaz ama, AB raporu karşısında ola ki, uniter devlet ve milli bütünlük hususlarında hassas olan yetkili ve etkili çevreler, "Hayırdır inşallah, bu ne iş!" diye sorarlar. Böyle bir soru ve sorgu gelmeden "yabancı sermaye ikazı" ile önden yolu kesiyor Babacan. AB ne derse sindirelim, aksi halde yabancı sermaye ürker, biz de altta kalırız, demeye getiriyor.
Anlaşıldı mı şimdi, Cumhuriyet tarihinin en temel iki "sürekli oyun"unun birgün içinde aynı anda nasıl oynanıp, gerçekte kimlerin kazançlı çıktığını? Anlaşıldı mı dostlar?

Artık oyun bozuluyor
Türk devletini, Türk Milleti ve medeniyetini içten içe kemiren bu "sürekli oyun"u bozmak üzere Bağımsız Türkiye Partisi ve Kuvay?ı Milliye kadrolarının azmi ve kararı "topyekün vatanımızı ve milletimizi" kucaklamıştır.
26?27 Kasım günü İstanbul Lütfi Kırdar ve Grand Cevahir Uluslararası Kongre merkezlerinde gerçekleşecek olan "Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi"nde yüzü aşkın yerli ve yabancı bilim ve düşünce adamı tarafından değerlendirilecek olan Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin açacağı "sınırsız ufuk"ta, artık AB mandacıları "yabancı sermaye sopası" gösteremeyecekler. Göreceksiniz; 26?27 Kasım'dan sonra güneş farklı doğmaya başlayacak.

M.Emin KOÇ

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100