19 Kasım 2012 Pazartesi 12:19
1714 Okunma
Konuşmakla olsaydı...
RECEP BAHAR - ANALİZ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu Mısır'da yaptığı açıklamalarda İsrail'e yönelik sert mesajlar verdi. Erdoğan, Cumartesi günü Kahire Üniversitesinde yaptığı konuşmada, “Herkes bilsin er ya da geç, bugün ya da yarın Gazze'de katledilen o masum yavrucukların hesabı mutlaka ama mutlaka sorulacaktır” diye haykırıyordu.
Gelen bilgilere göre Erdoğan'ın bu konuşmasının her cümlesi ayakta alkışlanmış. Erdoğan, Mısır'da çok seviliyor. Bu sene Kutsal Topraklarda karşılaştığım Mısırlılar, bunu gerekçesini Erdoğan'ın Mısır'da Hüsnü Mübarek'in devrilmesine yönelik verdiği desteğe bağlıyorlardı! Bunu bilen Erdoğan, Mısır'da tribünlere iyi oynamış!

Şartlar değişmiş!

Başbakan Erdoğan, Pazar günü de Türk-Mısır İş Forumu'nda işadamlarına hitap etti ve “Netenyahu'ya sesleniyorum; şu anda 2008 yılında değiliz, 2012 yılındayız. Bilesin ki 2012'nin şartları 2008'in şatları gibi değildir. Hesabını iyi yap!” dedi.
Erdoğan, Arap Birliği ile İslam İşbirliği Teşkilatı'nın izlediği politikaları da eleştirerek, “Arap Ligi'ne de sesleniyorum; sizin sesiniz ne zaman çıkacak diyorum. Yani oturacağız, yemekleri yiyeceğiz, sohbetleri yapacağız, ondan sonra dağılacağız. Bunun ne anlamı var? Aynı şekilde İslam İşbirliği Teşkilatı'na sesleniyorum, siz ne yapıyorsunuz? Kendilerine bunları hep söylediğimiz için buradan söylüyorum. İlk defa burada söylemiyorum, onun için bu kurumların, kuruluşların reforme edilmesi şart. Bu iş böyle yürümez” diyordu.

Atılacak adımlar…

“Yavrucukların hesabını sormak ya da yeninin eskiden farklı olduğunu hissettirebilmek” için kapsamlı askeri, diplomatik, siyasi ve ekonomik adımlar atmak gerekiyor.
Öncelikli olarak Türkiye, Mavi Marmara gemisinde öldürülen 9 vatandaşımızın hesabını İsrail'e soramadı. Kendi vatandaşlarının hesabını halledemeyen bir anlayış, Gazze'deki masumların hakkını arayacağı hususunda dünyayı nasıl ikna edecektir?
Dahası İsrail'in en büyük hamisi ABD adına Ortadoğu coğrafyasında iş gören bir anlayış, işverenin izni olmadan İsrail'e nasıl zarar verebilir? Libya'da İsrail karşıtı Kaddafi'yi deviren, Suriye'de İsrail karşıtı Beşşar Esad'ı devirmeye çalışan, Lübnan'da İsrail'e bugüne kadar tek yenilgiyi tattıran Hizbullah'a karşı ABD yanlısı Hariri ve Mikati hükümetlerini destekleyen bir zihniyet İsrail'in üzerine nasıl yürüyecektir?

Erdoğan bu yöntemlerden hangisini uygulayabilir?
İsrail'e hesap sorabilmek için somut adımların atılması gerekir. Askeri olarak atılacak en somut adım, askeri güç gösterisidir. Savaş uçaklarının havalanması, füzelerin rampaya sürülmesi, tankların sınıra konuşlandırılması... Hükümet bunu ancak Suriye'ye ya da bir başka İslam ülkesine karşı, o da Haçlı kuvvetlerinin yarım yamalak desteğiyle yapar!
İkinci olarak askeri ilişkilerin askıya alınmasıdır. Türkiye, İsrail'le geçmiş yıllarda akdedilen veya bizatihi kendisinin akdettiği savunma anlaşmalarını Mavi Marmara olayına rağmen iptal etmemiştir.
Diplomatik sahaya gelince, Türkiye Tel Aviv'deki büyükelçisini geri çekmesine rağmen, İsrail ile diplomatik bağlarını koparamamıştır. ABD yönetimi ve ABD'deki Yahudi lobisi vasıtasıyla zaman zaman temaslar kurulmaktadır. Dahası AKP yönetimi, İsrail ile barışmanın yollarını aramaktadır.
Türkiye'nin, daha doğrusu hükümetin adım atabileceği yegâne alan ekonomik sahadır. Ancak burada da dağ fare doğurmaktadır. İsrail ile ikili ticaret askıya alınmamıştır. Çiftçilerimizin kullandığı tohumlar bile İsrail'den ithal edilmeye devam edilmektedir. Dahası Türk havayolu şirketleri Tel Aviv'e uçmayı sürdürmektedir. Oysa Suriye ile ticaret bitirilmiş, uçuşlar sonlandırılmıştır.

Madenlerimiz kimin elinde?
Dahası İsrail'i açıktan destekleyen Avrupa ve ABD'de kurulu Yahudi sermayeli şirketlerin Türkiye'de başta madencilik alanı olmak üzere kârlı yatırımları AKP hükümeti tarafından teşvik edilmektedir. Mesela Türkiye'nin geleceği açısından büyük önemi olan bor madenlerinin, dünyanın en zengin ailesi olan Yahudi Rotschildt tarafından işletilmesinin önü açılmaktadır. Yine Yahudi Rio Tinto şirketi Türkiye'de çok sayıda altın ve diğer maden sahasını işletmektedir. Buna benzer çok sayıda Yahudi sermayeli şirketin Türkiye'de yatırım yapması teşvik edilmiştir ve edilmektedir.
Zaten geçmişte Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin, temizlenmesi karşılığında 49 yıllığına İsrail'e devredilmesine yönelik kanun da bu hükümet döneminde çıkarılmıştır. Söz konusu kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği için bugün Türkiye toprakları İsrail'in doğrudan tasallutundan kurtulmuştur. TÜPRAŞ'ın yüzde 14.6'lık hissesi Yahudi Ofer'e gerçek değerinin çok altında satılmış, Galata Port'un aynı şahsa satışı Türk yargısından dönmüştür.
Sonuç olarak İsrail, AKP'nin iktidarda olduğu 10 yıllık dönemde Filistin topraklarına 3 büyük saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılarda binlerce Müslüman öldürüldü. Acaba Erdoğan hükümeti, bu saldırılar karşısında Tel Aviv Büyükelçisini Ankara'ya çağırma dışında ne yaptı? Bu sorunun cevabı, bundan sonra yapılabileceklerin de delili olacaktır. Tabii yapılan bir şey varsa…
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100