05 Haziran 2012 Salı 11:54
1086 Okunma
\'Kürtaj haramdır\'

YENİ MESAJ

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Sapanca\'da düzenlenen İl Müftüleri Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, 2007-2012 yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonu'na kürtajla ilgili 2 bin 100'ü aşkın soru sorulduğunu bildirdi.

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun bu konuda ilk kararı 1956 yılında aldığını söyleyen Görmez, karar metninde, “doktorun gerekli gördüğü mazeretler dışında herhangi bir ilaç kullanmanın veya başka bir muameleyle gebe kadınların rahimlerindeki çocuğu kasten düşürmelerinin, Kur'an-ı Kerim'e göre, bir insanı öldürmek gibi cinayet olduğunu” kaydetti.

Görmez, 1983 yılında da Sağlık Bakanlığı'nın, aile planlaması ve kürtajla ilgili İslam dininin bakış açısını Diyanet İşleri Başkanlığı'na sorduğunu dile getirerek, raporda şu ifadelerin yer aldığını belirtti: “Söz konusu raporun sonuç kısmında şöyle denmiştir: Toplumun temeli ailedir. Ailenin devamlılığını çocuk sağlar. Dinimiz prensip olarak evlenip yuva kurmayı ve çoğalmayı teşvik etmiştir. Meşru mazeret olmadan gebeliğin ve doğumun önlenmesi uygun değildir. Çocuk, aileye ve topluma Allah'ın emanetidir. Her aile ancak bakıp yetiştirebileceği sayıda çocuk edinmelidir. Çeşitli nedenlerle çocuk istenmediği durumlarda, karı-kocanın ortak istekleriyle gebeliği önleyici tedbirlerin alınması caizdir.

Doğum yapma, çocuk sayısının sınırlandırılması, iki doğum arasındaki sürenin ayarlanması, kısırlığın tedavi edilmesi gibi konularda da karı-kocanın ortak isteğine göre, meşru ve emin çarelere başvurulması caizdir. Ancak sağlığa zararlı veya devamlı kısırlığa yol açan ilaç ve aletlerin kullanılması caiz görülmemiştir. Dinen meşru olmadıkça çocuk düşürmek ve aldırmak haram ve cinayet hükmündedir. Çocuk düşürmek ve aldırmak gebeliği önleyici tedbirlerden değildir.”

İslam dininin görüşü Katolik öğretiden farklıdır

İnsanın hayat hakkının, bedeni üzerindeki hakkının bir mülkiyet hakkı olmadığını savunan Görmez, şunları ekledi:

“Bedenimiz ve hayatımız bize mülkiyet olarak değil, emanet olarak verilmiştir. Onu yaşamak ve yaşatmak en iyi şekilde muhafaza etmek görevimizdir. Hukuk diliyle, hayat hakkı devredilebilen, vazgeçilebilen bir hak değildir. Anne karnındaki ceninin, bebeğin de kendisine ait hayat hakkı vardır. Ne annesinin ne babasının onun üzerinde mülkiyet hakkı olmadığı gibi, onun hayatı üzerinde vazgeçme, sonlandırma yetkisi de yoktur. Bu yüzden gebe olan anne, ‘Beden benim değil mi? Ben onu istediğim gibi kullanırım' deme hak ve yetkisine hiçbir ilahi dine, hiçbir ahlaki sisteme göre sahip değildir.

Çünkü karnındaki bebeğin gerçek anlamda sahibi, maliki değildir. Keyfi olarak terk edemez, öldüremez, ona bakmak, onu korumak, onu yaşatmakla görevli bir emanetçidir. İslam dini, Katolik öğretilerinin aksine, anne-cenin arasında kaldığında annenin yanında yer almıştır ve daima annenin hayatını, sağlığını hiçbir tereddüte yer bırakmadan öne almıştır. Bu tartışmalarda herkesin içine düştüğü bir hatayı da işaret etmek istiyorum; kürtaj meselesinin sadece bir kadın meselesi olarak ele alınması, büyük bir haksızlık olur.

Zira tarih boyunca bu meselenin en büyük sorumlusu hep erkekler olmuştur. Bunun en büyük ızdırabını çekenler, mazlum olanlar hep kadınlar olmuştur. Tarihi tecrübe göstermiştir ki, bu konu sadece yasalarla ve yasaklarla çözülmemiştir ve çözülememiştir. Bu hususta insan sevgisi, Allah korkusu, ahiret bilinci ve yaşam hakkına saygıyı da içine alan yüksek bir merhamet eğitimi seferberliğine ihtiyaç vardır.”

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100