Bu haber kez okundu.

Kurtuluş Ehl-i Beyt’in gemisine binmekte
     YENİ MESAJ / TARSUS
Türkiye’nin birçok ilinde ve ilçesinde gazetemiz tarafından organize edilen “İslam Dünyasını Kuşatan Fitneler ve Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt” panelinin bir durağı da Mersin’in güzide ve tarihi ilçesi Tarsus oldu.
Yeni Mesaj gazetesi Tarsus temsilcisi Metin Karataş tarafından organize edilen ve yoğun bir katılımla Emekliler Derneği Konferans Salonu’nda gerçekleşen panel, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları için saygı duruşu, ardından da İstiklal Marşı ile başladı.
Başkanlığını Mersin Yeni Mesaj temsilcisi Ramis Akın’ın yaptığı panelin konuşmacıları; araştırmacı yazar Dr. Nuri Kaplan, yeminli mali müşavir, araştırmacı yazar Sani Ak, hukukçu yazar Av. Hakan Güler ve gazeteci yazar Murat Çabas’tı.
Kardeşi kardeşe
kırdırma oyunu
İlk sözü alan Sani Ak “Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt” konusunu anlattı ve Ehl-i Beyt’in hayatından verdiği misallerle oldukça duygulu anlar yaşandı.
Ehl-i Beyt’in fazileti hakkında inen ayetlerden ve de hadislerden örnekler veren Ak, Peygamber’in yarenleri olan Selman-ı Farisi, Ebu Eyyubel Ensari, Ebu Zer Gifari, Mikdat bin Esved gibi büyük sahabelerin Hz. Ali’nin ilk şialarından olduğunu belirtti.
Ak şunları söyledi:
“İslam’ın gücünü kırmak kardeşi kardeşe düşürmek isteyenlerin tarih boyunca oynadıkları bir oyun var. Alevi’dir, Sünni’dir, Şii’dir, Caferi’dir diyerek aslında öze ait olmayan çok küçük teferruatları ortaya koymak suretiyle kardeşi kardeşe kırdırmak oyunu… Bu oyun günümüzde tarihin en şiddetli dönemlerinde oynandığı kadar şiddetle oynanmaktadır. Hepimiz her gün takip ediyoruz, etrafımızdaki coğrafyada, İslam aleminde bu oyunlar oynanıyor, devam ediyor.
Bu görüşleri ortaya atanlar Ehl-i Beyt taraftarlarına, Şia dediğimiz kesime neredeyse İslam dairesinin dışında sapık bir akımmış gibi davranmaya, böyle bir etiket yapıştırmaya çalışıyorlar. 
Abdullah İbni Sebe diye bir isim uydurdular. Dediler ki; ‘İşte Şia akımının ortaya çıkarıcısı bu Abdullah ibni Sebe denen kişidir. O böyle batıl bir akım ortaya koydu. Başta Hz. Ali olmak üzere Ehl-i Beyte çok abartılı yakıştırmalar yaptı.”
Bu iftiralarla Ehl-i Beyt yolunu karalamaya, Ehl-i Beyt sevenleri dışlamaya çalıştılar. Tek kurtuluş yolu olan Ehl-i Beyt’i devre dışı bırakmak istediler.
Halbuki, Ehl-i Beyt, bizzat Cenab-ı Hakk’ın seçtiği, ayeti kerimeyle ifade ettiği, Hz. Peygamberin de hadislerle beyan buyurduğu ve kurtulmak için birlik için bugün yaşadığımız birçok kargaşanın ortadan kalkması için peşinden gitmemiz gereken yüce insanlardır, zatlardır. Ve kurtuluş Ehli Beytin gemisine binmekten geçer.”
Dinimiz bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz bir
Panelin ikinci konuşmacısı Dr. Nuri Kaplan tarihten günümüze kadar gelen bidat akımları, sahte mezhep ve sahte meşrepler ve Müslüman görünümlü İngiliz ajanlarının faaliyetleri konusunda bilgiler verdi.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki iftiralara da değinen Kaplan, Atatürk’ün soyunun hem anne tarafından hem de baba tarafından Hz. Peygamber’e (sav) dayandığını belgeleriyle ortaya koydu.
“ABD, ‘Ben demokrasi getiriyorum, ben insan hakları getiriyorum’ diye Ortadoğu coğrafyasında bütün Müslümanların canını, malını, namusunu, vatanını, bütün kaynaklarını elinden almak için Haçlı seferi başlattı” ifadeleriyle günümüzde İslam coğrafyası merkezli gelişmelere de değinen Kaplan konuşmasında şu önemli tespitlere yer verdi:
“ABD’nin ortağı kim? Yahudiler… Bu proje yeni bir proje değil. Burada hep kanı akan insanın, ister Türk, ister Mısırlı, ister Suriyeli, ister Libyalı olsun hep Müslüman olduğunu vurgulamak istiyorum. Ve bu kanı akıtanların da tamamı Müslüman olmayan insanlar, yani Haçlılar ve Yahudiler… Ne zamana kadar devam edecek bu? Bu Büyük İsrail projesinin hamurkarı İngilizlerdir, Amerikalılardır, Yahudilerdir. Ama bunu görmez, Haçlı ve Yahudi safında yer alan Müslüman kılıklıların peşinden gidersek burnumuz içinde bulunduğu pislikten çıkmaz.”
Kaplan konuşmasında çözüm yolunu da gösterdi:
“O yüzden hep birlikte olacağız. Bu oyunları göreceğiz. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın, Türkiye’deki binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce insana aktardığı doğruları, kaynaklarıyla, delilleriyle, kadrosuyla ortaya koymuş olduğu bu gerçekleri halkımızla paylaşacağız. Kandırılmaya son vereceğiz. Aksi takdirde karşımıza çıkan herkesi Müslüman zannedersek, Müslüman’la münafığı ayırt edemezsek, Allah muhafaza Mısır’daki, Libya’daki, Suriye’deki, Irak’taki hadiseler bizim coğrafyamıza gelir, Aleviyle Sünni birbiriyle kavga ettirilir, Şii ile Sünni birbiriyle kavga ettirilir. Halbuki Allah’ımız bir, dinimiz bir, Peygamberimiz bir, kitabımız bir… Bu birlik ve berberliğin adresi ancak ve ancak Ehl-i Beyt’tir.”
Tek çıkış yolu Ehl-i Beyt
Hukukçu yazar Av. Hakan Güler ise yaptığı sunumda Hacı Bektaş-ı Veli’nin ve Horasan erenlerinin Anadolu’ya gelmeleri ve Ehl-i Beyt’in nefesiyle Anadolu coğrafyasında yaşayanların gönüllerini fethettiklerini ve bu sebeple çok farklı inançlara ve ırklara sahip olmasına rağmen Müslüman olarak Türk milletini oluşturduklarını ifade etti.
Atatürk’ün de Cumhuriyeti kurduktan sonra, Türk milletini bir ve beraber kıldığını ve Lozan’da bunu tapulaştırdığını belirtti.
Bugün çıkartılan Vatikan merkezli, BOP hedefli dinlerarası diyalog faaliyetleri ve medeniyetlerarası ittifak projelerinin temelimizi oluşturan bu kimliği yok etme amacı taşıdığını vurguladı.
Siyasilerimizin de BOP eşbaşkanı olarak bu faaliyetlere kapı araladığını ifade eden Güler, tek çıkış yolunun Ehl-i Beyt’in gemisinde buluşmak olduğunu belirtti.
Güler ayrıca şu tespitlerde bulundu:
“Gerçekten Ehl-i Beyt’in anıldığı, Türk milletinin değerlerinin, kültürünün, inancının konuşulduğu bir mekan da kutsal bir mekandır. Bu konular kutsal konulardır. Allah bizlere bunu nasip ettiği için ne kadar hamd etsek azdır. Biz burada bir ibadet yapıyoruz. Gerçekten de üstün bir ibadet yapıyoruz.
Bunlar ayeti kerimelerle sabit. Ehl-i Beyt’ten, Hz. Peygamber’den, Hz. Fatıma annemizden, Hz. Ali efendimizden, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin efendilerimizden bahsetmek… Hem onları sevmek farz, hem de onlardan bahsetmek ibadettir.
Bu konular Prof. Dr. Haydar Baş Bey tarafından araştırılmış, incelenmiş, eserlere geçirilmiş yani bütün dünyaya bu sunulmuş. Haydar Baş Bey’in kadrosu çok seçkin bir kadrodur. Haydar Baş Bey’i, ben kendisini 1982 yılından beri tanıyorum. Liseli yıllarda kendisini tanıdım. O zamandan bu zamana Haydar Baş Bey’in bahsettiği dava, iman ve insan davası, birlik ve beraberlik davasıdır…”
MEM, Ehl-i Beyt’in anlayışıdır
Son konuşmacı ise gazeteci yazar Murat Çabas oldu.
Çabas, konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın dünyaca ünlü, hakkında 8 uluslar arası kongre yapılmış Milli Ekonomi Modeli’nden bahsetti.
Milli Ekonomi Modeli’nin Ehl-i Beyt anlayışının bir ürünü olduğunu vurgulayan Çabas, “Milli Ekonomi Modeli halka hizmet anlayışını vurgulamaktadır, bu Ehl-i Beyt’in temel anlayışıdır; MEM güçlü devlet demektedir, bu Ehl-i Beyt’in anlayışıdır; MEM vatandaşlık maaşı demektedir, böyle bir maaşı Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ali Efendimiz halka vermiştir; MEM gelir adaleti demektedir, Hz. Ali valilerine gönderdikleri resmi yazılarda gelirin adil paylaşımından bahsetmektedir” dedi.
Milli Ekonomi Modeli’nin “sınırsız kaynaklarla sınırlı ihtiyaçların giderilmesinin” modeli olduğunu belirten Çabas, senyoraj geliri, maden gelirleri gibi güçlü gelir kaynaklarıyla devletin elinin güçlendiğini, elde ettiği bu geliri sosyal devlet projeleriyle halkına sunan devletin ise baba devlet haline geldiğini vurguladı.
Çabas, Milli Ekonomi Modeli’nin en önemli konularından birisinin “para” olduğunu belirtti ve modelin yeni bir tez olarak ortaya koyduğu “tahrik unsuru olması ve emeğin ve üretimin karşılığı olması” konularını altını çizerek anlattı.
MEM’in dünyada tüketim endeksli tek denge analizi olduğunu belirten Çabas, tüketim canlanmadan üretimin canlanamayacağını, dolayısıyla sağlıklı büyümenin ve tam istihdamın gerçekleşemeyeceğini belirterek, “MEM, ekonominin hedefi olan gelir adaleti, sağlıklı büyümeyi ve tam istihdamı sağlayan dünya tarihinde tek modeldir” dedi. 
Çabas, MEM’in, vatandaşlık maaşı, ev hanımı meslek maaşı, çocuk parası doğum parası, asgari ücretin 4 bin lira olması gibi projelerle devletin gelirlerinin adil bir şekilde tabana yayılmasını sağladığını belirtti. MEM’in tarım projelerine de detaylı bir şekilde değinen Çabas, “MEM köylünün gerçek manada efendi olmasını sağlayacak tek modeldir” dedi.
Çabas, Milli Ekonomi Modeli’nin 150’yi aşkın ülke tarafından kısmen hayata geçirildiğini, 2006 yılından sonra modelin birçok maddesini uygulayarak dünyanın zirvesine oturan Rusya’nın ise 27 Şubat 2013 yılında modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı Duma’ya davet ettiğini, 5 saate yakın kendisine ve modeline zaman ayırdığını ve bu tarihten sonra da MEM’i tümüyle uygulamaya başladığını ve kanunlaştırdığını belirtti. 
Tarsus’ta yapılan bu paneli Tarsuslular, programın sonuna kadar büyük bir ilgiyle takip etti ve programın bitiminde paneli organize edenleri ve panelistleri tebrik ettiler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100