12 Haziran 2006 Pazartesi 00:00
1340 Okunma
Kuvva yiğitlerine dualarla

Bu toprakları vatan yapan, bu toprakları özgür kılmak için şehit düşen, memleket sevdalısı Kuvayı Milliye yiğitlerine hiç kimse "çete" diyerek aşağılama hakkını kendinde bulamaz. Türköne işte bu yiğitlere çete diyordu. Saidi Nursi işte bu arslanlara "maskaralar, çapulcular" diye aleyhte bildiriler yayınlıyordu. 
M.Bayraktar'ın yazısı...
~|~

 

 


Bu toprakları vatan yapan, bu toprakları özgür kılmak için şehit düşen, memleket sevdalısı Kuvayı Milliye yiğitlerine hiç kimse "çete" diyerek aşağılama hakkını kendinde bulamaz.
Yedi düvelin işgal ettiği bu topraklarda küfrün çizmesi hakim olmasın, namusumuza zeval gelmesin, bayrağımız yeniden özgür ve nazlı dalgalansın diye yedisinden yetmişine silahlanıp, işgalcilere saldıran ve onbinlercesi şehit olan o kahraman vatan evlatlarına "çeteci, gaspçı, katil, eşkıya" gibi hakaretler yağdıranları, sadece tarih değil bu millet de affetmez.
Affetmeyecektir de...

Tüyleri diken diken eden sözler
Bu nedenle, dünkü yazımızda belirttiğimiz, Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne'nin, Danıştay cinayetini yorumlamak için döktüğü zırvaların bir kısmında, olayı Kuvva güçlerine çete diye saldırma yanlışını sergilemesi bir tarih cinayetidir.
Türköne'nin tarih cinayeti kokan satırları arasında yer alan "Kuvayı Mİlliye'nin soygun, tehdit, adam kaçırma, gasp gibi eylemleri" ile "Düzenli ordular tarafından yürütülen savaşın kuralı, ahlakı vardır, çete ise kural tanımaz" şeklindeki ifadeleri her vatanseverin tüylerini diken diken eden sözlerdir.

Türköne safını belirlesin
Ülke işgal altında iken, Yunan ve Rum itleri Müslümanın ırzına geçerken bu şerefsiz saldırıya karşı koymanın kuralı mı olurmuş?
Türköne safını belirlesin.
O dönemde yaşasaydı kimin yanında yer alırdı?
"Bunlar düzenli ordu değil, çete bozuntusu" dediği Kuvvacıların yanında mı, düzenli ordularla gelen Yunan ve işbirlikçilerinin yanın da mı?

Pozantı'daki muhteşem direniş
Pozantı'yı bilir misiniz sevgili okurlar? Pozantı'daki o muhteşem direnişi bilir misiniz?
Pozantı'nın Faransızlar tarafından işgal edildiği günlerdir. Fransızlar Pozantı'yı, ünlü Verdun Savunması'nda savaşmış, Menil komutasındaki birliklerle kuşatmışlardır. Fransız birliklerinin hepsi iyi eğitilmiş seçme askerlerdir. Ancak onlar da tıpkı "Türköne" gibi çete dedikleri Kuvva milislerinin gücünü hesaba katmamışlardır. Yörede örgütlü Kuvayı Milliye birlikleri, hem Ulukışla hem de Karaisalı yönünden Gülek Boğazı'nı kapattılar. Fransız taburunu Pozantı'da kapalı bir durumda bıraktılar. Tarsus'taki Fransız birlikleri, top ve makineli tüfeklerle donanmış üç bin kişilik bir güçle, Pozantı'ya ulaşmak istediler.

3 bin kişiye karşı 50 kişi
5?12 Nisan 1920'de birinci,13 Mayıs'ta ikinci kez Kavaklıhanlar'da saldırıya geçtiler. Her iki çatışmada da Fransız birlikleri yenildiler ve geriye püskürtüldüler. Büyük kayıplar vermişlerdi. Menil, Pozantı'da "Büyük Türk ordusuna teslim olacağını" bildirdi. Ancak Fransız komutanın sandığı gibi ordu filan yoktu ortada. Menil'in Türk ordusu sandığı "birkaç kayabaşını tutan" ve ellerinde değişik marka ve cinsten yalnızca tüfek bulunan "40?50 kişiden oluşan bir gerilla birimiydi.
Fransız komutanın bile büyük bir Türk ordusu sandığı, ancak Zaman yazarı Mümtazer Türköne'nin "çete" dediği bu kişiler bir avuç güçler bir avuç Kuvva yiğitiydi. Ancak, Fransızlar Kavaklıhanlar dağlarından, binlerce kişi tarafından söylenen "Allah, Allah" nidalarını duymuş, Fransız karargahı kayıtlarına "dağlarda 10?15 bini bulan Türk birliklerinin toplandığını"yazmıştı.

Saidi Nursi de 'çapulcu' diyordu
Türköne işte bu yiğitlere çete diyordu.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah işte bu kahramanlara "eşkıya"diyordu.
Saidi Nursi işte bu arslanlara "maskaralar, çapulcular" diye aleyhte bildiriler yayınlıyordu.
Dürrizade'nin, Musrafa Sabri Efendi'nin, Said Nursi'nin, Zaman yazarı Mümtazer Türköne'nin "çete" diyerek aşağıladığı bu güçler arasında bir çok kadın da vardı. İzmit'de Fatma Seher, Gördes'te Makbule Hanım, Mudurnu'da Fatma Hanım, Aydın'da Ayşe Hanım, Adana'da Tayyar Ramiye Hanım, Osmaniye'de Rahime Hanım, Gaziantep'te Yirik Fatma gibi binlerce kadın kahraman da, Kuvva saflarında bu ülke için,bu ülkenin namusu için savaştılar.

Hiç mi Allah'tan korkmuyor?
Türköne'nin bu yiğit vatan evlatlarının hatırası önünde hiç mi yüzü kızarmıyor? Namusu uğruna savaşıp vurulduğunda vücudunda sayısız mermi yarası bulunan ve yöredeki milisler tarafından kefeni bayrak yapılan Rahime Hanım'ın mensup olduğu Kuvvacılara  "çeteci!" diye hakaret ederken hiç mi Allah'tan korkmuyor?
70. Alay Komutanı Albay Hafız Halit Beyin kızı olan ve 12 yaşında Kuvva safına katılan, yüzden fazla düşmanı öldüren Nezahat Bacı'nın da içinde bulunduğu Kuvvacıları  "soygun yapan, gasp eden,tehditle adam kaçıran, kural ve ahlak tanımayan bir çetenin" mensubu imiş gibi  gündeme getirmek hangi vicdana sığar?

Namuzsuzlara sözümüz yok
Danıştay cinayetinden yola çıkarak, devlet ve millet düşmanı bazı mahfillerin yönlendirmesi ile ta 85 yıl önce  bu ülke uğruna savaşıp ölen bu vatan evlatlarını böylesine çirkin ve iğrenç karalamalarla gündeme getirmek bir Türk'e yakışır mı?
Kuvayı Milliyeye çamur atanlara son sözü Mustafa Kemal'den aktaralım:
"Kuvayı Milliye, namuslu bir adamın yastığının altındaki silaha benzer. Namusunu kurtarma umudunu yitirdiği zaman, hiç olmazsa çekip kendini vurabilir."
Namuslu adamlar kuşkusuz bizi daha iyi anlayacaklardır.
Namussuzlara bir sözümüz yok.

MUHARREM BAYRAKTAR / mbayraktar@yenimesaj.com.tr

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100