13 Şubat 2006 Pazartesi 00:00
195 Okunma
Kuzey Irak'tan farklı insan manzaraları
Milliyet'ten Ece Temelkuran, Kuzey Irak'a gitmiş. Enteresan insan manzaraları aktarıyor yazı dizisinde ~|~

Erbil'in en sosyetik lokantası Puşi'de şef garson Bekir, "memleketlisini" görmenin coşkusuyla gülerek konuşuyordu:
"Çatal bıçakla yemeyi bilmiyorlardı biz buraya ilk geldiğimizde. Yani ben kendi adıma yemelerine bile müdahale ettim. Fakat bu sefer lahmacunu da başladılar bıçakla kesmeye. Gidiyorum mesela masaya. 'Bak' diyorum, 'Bu böyle yenir'. Açıyorum lahmacunu güzelce, içine maydanoz, limon sarıyorum, veriyorum eline. Şimdi bu adamlar yıllarca dağlarda yaşamışlar. Görmemişler tabii. Öğrenecekler yavaş yavaş."
Diyarbakırlı Bekir, "aile salonu" meselesini anlatıyor:
"Kadın?erkek karışık oturmayı da biz getirdik buraya." (Medya Kazanı: İyi halt etmiş. Başka ne öğretecek ki?)

Güneydoğu'da da karışık oturulmadığını söylüyorum. Ama Bekir buranın "daha geri" olduğunda ısrarcı: "Adamlar keleşleri bırakmıyorlar. Ona da biz alıştık sonunda."
Bekir, Kürt. Ama Kürdistan'ın Kürtlerine gelince:
"Hayat yok burada. İyi para kazandığımız için geldik hepimiz. Tutucu buranın insanı. Ama Diyarbakır'da en fazla 900 milyon alıyordum. Burada 1500 dolar. Yoksa niye gelicem? Çekilmez burası."

Hasret de var tabii, Bekir'in hanımı Diyarbakır'da. Madem burada kalıcı, çünkü bir "Tatlı Dünyası niye olmasın yani burada?" dediğine göre, getirmez mi hanımı da Kuzey Irak'a?
"Yok dayanmaz burada Türk hanımları. Sıkılırlar."
"Senin hanım Kürt değil mi? Kürt hanım da dayanmaz o zaman" diyorum, Bekir cevap veriyor:
"Ben de onu diyorum ya işte!"
Gülüyorum bu "Türk?Kürt" karmaşasına, o da şaşırıyor söylediğine. Bekir ve buranın gelişmemişliğinden şikâyet eden diğer arkadaşları, burada kendini Kürt'ten değil de biraz "Türk'ten" sayıyor. Zira onlar burada biraz "Avrupai"!

Yaşanmaz burada!

Türkiye'den gelen Kürtler buranın en sosyetik lokantalarını açmışlar Erbil'de de, Süleymaniye'de de. Oralara gitmek bir ayrıcalık. Süleymaniye'dekinin adı Revan, şef garsonu da Yaşar: "Abla ben Kürt'üm de yani şimdi yıllarca Marmaris'te çalışmışım. Bir de buranın insanı biraz sosyal faşist. Yapacak bir şey yok ya, tatil günü veriyorum biraz para taksiciye, 'Dolaş' diyorum, sabahtan akşama kadar araba turu. Ama bak Allah'ı var, burada zenginlerin kibri yoktur. Türkiye'deki gibi parasıyla hava atmaz kimse."

Beş PKK'li sayan mülteci oluyor
Yaşar, Türkiye'nin güney kıyılarında pişmiş, cingöz, genç bir garson. İtalya'ya iki "iltica" macerası var, kaçak gemiyle. Hikâyesi şöyle: "Gittik, 'Beş tane PKK komutanı söyle' dediler. Nerden bileyim? Bi işte Apo'yu biliyoruz. Yetmedi tabii, geri posta. Şimdi benim plan şu: Basra'dan Avustralya'ya geçiyorum. Amacım var yani. Amacım olmasa ne işim var burada benim? Yaşanmaz burada. Türkiye'den gelen adam burada kafayı yer. Bak yemin ediyorum, bir yıldır bir kız arkadaşım var burada, daha elini tutmamışım. Anla artık!"

Avrupai Kürtler

Onlar ne işadamı, ne para sahibi insanlar. Ama yine de buradaki "yoksunluktan" sıkılıyorlar. Erbilli mihmandarımız yanımızda bunları dinlerken ülkesini, halkını aşağılanmış hissettiği için Türkiye'den gelen bu garsonlara fena halde gıcık oluyor. Bu yüzden Yaşar da, Bekir de bütün bunları ikide bir ona dönüp, "Kusura bakma kardeş! Buralısın herhalde" diye anlatıyor. Mihmandarımız da, "O kadar da görmemiş değil bu insanlar" diyor ikide bir.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100