Bu haber kez okundu.

Mafya ekonomisi ülkeyi çökertiyor

Türkiye'de yolsuzluk ve mafya ekonomisinin hüküm sürdüğünü söyleyen Prof. Dr. Osman Altuğ sert konuştu: "Bu gidişat Yolsuzlukları Araştırma Komisyonları ile önlenemez."

"Sohbet Masası"nın bu haftaki konuğu, kayıt dışı ekonomiye karşı çıkışlarıyla tanınan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Altuğ oldu. Prof. Dr. Altuğ ile Türkiye ekonomisinin bir tomografisini çektik. Bu tomografinin Prof. Dr. Osman Altuğ imzalı, hiç de iç açıcı olmayan raporunda, Türkiye'de "vergi alma borç al, vergi alma oy al" modelinin yürürlükte olduğu, "hamiline yazılı" ekonominin Türkiye'yi hamile bıraktığı belirtiliyor. Uygulanan ekonomik modelin paçalarından kayıt dışılık, yolsuzluk, mafya gibi gerçeklerin aktığı ifade ediliyor. Bu yolsuzluk ekonomisinin ülkemizi çökertmekte olduğuna dikkat çekilerek kurtuluşun ancak üretim, alın teri ve göz nurunda olduğuna işaret ediliyor.

p Hocam~|~, Türkiye, son haftalarda yolsuzluk konusuna yoğunlaştı. TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, eski başbakanlardan, eski bakanlardan, eski bürokratlara varıncaya kadar herkesi çağırdı, soruşturdu. Yolsuzluk Türkiye'nin gündeminden hiç eksilmiyor. Türkiye, neden yolsuzlukların sürekli ve yoğun olarak gündeme geldiği bir ülke haline geldi?

Prof. Dr. Osman Altuğ? Türkiye, 24 Ocak 1980'de sözüm ona serbest pazar ekonomisi ile kalkınma modelini tercih etti. Sözüm ona diyorum. Çünkü serbest pazar ekonomisi iki ayaklıdır. Birinci ayak, "serbest bırak" ayağıdır. Rahatça yatırım yapsın diye müteşebbisi serbest bırakacaksın. Olmazsa olmaz ikinci ayak ise kontroldür. Türkiye, 24 Ocak 1980 sonrasında ne kadar kontrol tedbiri varsa tamamını kaldırmıştır. Bunlardan biri servet beyannamesi idi, kaldırıldı. Gider esasına göre kontrol sistemi vardı, kaldırıldı. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu vardı, o da kaldırıldı.

p Siz, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'nun kaldırılmasına karşı mısınız?

Altuğ? Karşı olmak veya yanında olmak, Türk insanının çok sevdiği şeyler. Esas olayı konuşmak lazım. Servet beyanı müessesesi vardı. Mesela sene sonunda 100 liralık bir servet artışınız oldu ise "vergisini verdiniz mi, vermediniz mi?" diye kontrol edilirdi. Veya "bu servet artışı borçlanmadan dolayı kaynaklandı ise size borç veren kişinin size borç verecek tasarruf kabiliyeti var mı?" bakılırdı. Gider esasına göre kontrol sistemine göre, sene başında servetiniz 100 lira idi, 200 liraya çıktı, "Peki sen hiç yemedin mi, içmedin mi?" sorulurdu. Bu iki kontrol müessesesi kaldırıldı. Ama bunların yerine yeni bir kontrol sistemi getirilmedi.

Alkapon'u yakalayan sistem

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, "Artık dünya küçülüyor. Türkiye büyüyor. Türk insanı çağdaş bir insan olduğuna göre cebinde dolar bulundurmasının hiç bir mahsuru yok" şeklinde masumane bir gerekçe ile işlemez hale getirildi. Ama burada bir limit konulmadı. Oysa gelişmiş ülkelerde limitler vardır. ABD'de, IRS adlı sistem, 10 bin doların üzerinde bir işlem yaptığın zaman hemen "Nereden buldun?" der. Alkapon'u (Al Capone? Amerikalı ünlü gangster) yakalayan sistem de bu sistemdir. FBI, CIA, tüm güvenlik, kriminal birimleri Alkapon'u yakalamaktan aciz kalmışlardır. Ama IRS onu yakalamıştır. Vergi suçu isnadı ile 23 sene hapsine karar vermiştir.

Almanya'da 20 bin DM, Hollanda'da 25 bin Gulden limiti vardı. Türkiye'de, limitsiz bir dolar bulundurma sistemi getirildi. Cebinde bir dolar bulunan adamı masumane bir gerekçe ile serbest bırakırken cebinde 1 milyar dolar olanı da serbest bırakmış oldun. Siz, kontrolü kaldırdığınız zaman "Gelir vergisi almayacağım" demektir. Gelir vergisi almayacaksan kamu finansmanını ne ile yapacaksın? Borçlanma ile yapacaksın. O halde sizin modeliniz, "Vergi alma borç al, vergi alma oy al" modelidir.

"Hamiline" yazılı ekonomi

Tabii devlete borç vermek isteyenler kontrolden korkarlar. Onun için de borç vericiler, "Üç tane şey isteriz" dediler. "1? Faizler yüksek olacak. 2? Bizden hesap kitap sormayacaksınız. 3? Bizden vergi de almayacaksınız." "Peki bunu nasıl yapacağız?" "Devlet iç borçlanma senetleri hamiline yazılı olacak." Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kimden borç aldığını bilmeyecek. Kime ne kadar faiz verdiğini de bilmeyecek. Böylece "hamiline" yazılı bir ekonomik yapı oluştu. "Hamiline" yazılı ekonomi, Türkiye'yi hamile bırakmıştır. Bu hamile kalma 24 Ocak 1980 sonrasında başlamıştır.

Burada anahtar büyük kupürlü paradır. 24 Ocak 1980'de Türkiye'nin en büyük kupürlü parası bin lira idi. Bugün 20 milyon lira. 1 milyarı 20 milyonluk kupürle rahat ödersiniz. Ama sizin en büyük kupürlü paranız bin lira olsa idi 1 milyarı hadi öde bakalım. Demek ki bu model nakit ödeme, "hamiline" yazılı esasına dayalı bir model olup kontrolü de reddediyor. Bu modelin adı kayıt dışı ekonomi ile kalkınma modelidir. Bu modelin adı mafya ile, yolsuzlukla kalkınma modelidir. Bu model, Türkiye'de iki tane devletin varlığını gösterir. Bir ülkede iki tane ekonomi varsa o ülkede iki tane devlet var demektir.

Yolsuzlukla kalkınma modeli

Türkiye'de kaç kere af ilan edildi, belli değildir. Af kimin için ilan edilir? Suçlu için ilan edilir. Peki suçluyu kim affediyor? Hırsızı, hırsıza şikayet eden bir düzen. Türkiye'de en büyük suç nedir, biliyor musunuz? En büyük suç, suçsuzluktur. Çünkü hiç suç işlemediğiniz zaman hiç bir şey kazanmazsınız. Aftan da istifade etmezsiniz. Bunlar ne aflarıdır? Vergi aflarıdır. Bu vergi afları, aynı zamanda devleti gasp edenlerin, soyanların, milleti dolandıranların affıdır. Çek senet affı yaparsınız. Çekleri ödemeyenleri affedersiniz. Kimin cebinden affediyorsunuz? İmar affı yaparsınız. Hazine arazilerini talan ederler. Sanki millet talan ediyormuş gibi kıyakçılık yaparsınız. Kıyakçılığı kime yapıyorsunuz? Gecekondu ağalarına yapıyorsunuz. Türkiye'nin ekonomik modeli yolsuzluktur. Bu yolsuzluk da öyle Yolsuzluk Araştırma Komisyonları kurularak önlenmez.

p Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu çalışmalarından sonuç alınacağına inanmıyor musunuz?

Altuğ? Kesinlikle hayır!

p Neden?

Altuğ? Komisyonun bir yaptırım gücü yok ki.

p Yüce Divan'a gönderme yetkisi var.

Altuğ? Nerede gönderecek! Senin ekonomin kayıt dışı. Sonra sen bu adamları o kadar çok af çıkartıp affetmişsin ki affettiğin adama tekrar nasıl ceza vereceksin. O kadar çok affetmişsin ki neresinden tutacaksın? Adamı bir tek yargılayacağın yer vatana ihanet. Vatana ihanetin de koşulları var.

Türkiye'de iki devlet var

p Bu memleketin bir kaç milyar dolarını çalmış, çırpmış. Bu vatana ihanetten yargılanmayı gerektirmez mi?

Altuğ? Çalmış, çırpmış, ben onu söylemiyorum. Bu bir model olmuş. Senin modelin götürmeye dayalı bir model. Türkiye'de en kutsal hak götürme hakkıdır. Türkiye'de herkes götürücü. 1 lira götürmekle 1 trilyon götürmek arasında hiç bir fark yoktur. O zaman dün niye af çıkarttın da bugün yolsuzlarla mücadele ediyorsun? Sen affediyorsun. Sonra da "sana ceza vereceğim" diyorsun. Türkiye'nin modeli bu. Türkiye'de küçük, orta, bir de süper götürücüler var. Büyükten küçüğe birbirlerine "siz götürdünüz de biz sesimizi mi çıkarttık?" diyorlar. Dolayısıyla "Siz götüremiyorsunuz, beceriksizsiniz. Çocuklarınızın götürme hakkını teminat altına alınız. Bize oyunuzu verirseniz çocuklarınızın istikbaldeki götürme hakkı teminat altında olur" diyorlar. Ben dahil Türkiye'de götürmeyen hiç kimse yok.

p Bu nasıl oluyor?

Altuğ? Bir adamın bir trilyon götürmesi ile bin kişinin birer milyar götürmesi arasında fark yok ki. Sonuçta bir trilyon gidiyor. Mesela alıcı da satıcı da devlete karşı bir işbirliği içerisine giriyor. Alıcı fatura almıyor, KDV kadar götürüyor. Satıcı fatura vermiyor, gelir ya da kurumlar vergisi kadar götürüyor. Dolayısıyla sen de, ben de götürücüyüz. Ama biz ufak götürmüşüz. "Kardeşim sen bize bakma da büyük götürücülere bak" diyoruz.

Kişi başına milli gelir hikayesi

p Kişi başına milli gelir Türkiye'de nasıl hesaplanıyor?

Altuğ?Türkiye'de gelir dağılıyor mu ki kişi başına milli gelirden bahsediyorsun. Senin asgari ücretin yıllık bin dolar. Ondan sonra da "Milli gelirim 3 bin dolardı. Kriz oldu da 2500 dolara düştü" diyorsun. Bu, tam bir hikaye, yutturmaca. Türkiye'de nüfusun % 20'si gelirin % 80'ini alıyor. Nüfusun % 80'i de gelirin % 20'sini alıyor. Onlar, "Biz de götüreceğiz" diyor. Öbürü de "küçük hırsızlar büyük hırsızların kefili olsun" diye göz yumuyor. Bu model aynı zamanda bir kefalet mekanizmasıdır. Bu kefaleti de, küçük hırsızların oylarıyla büyük hırsızların kefaleti olmakla gerçekleştiriyorsun.

p Şubat 2000'de bir kara Çarşamba yaşandı. Bir günde 5,5 milyar dolarlık paranın dışarı çıkarıldığı söyleniyor. Bu, bu kadar basit mi?

Altuğ? Niye basit olmasın! Sen bir kere kontrolü kaldırmışsın. Senin kontrol düzenin yok. AB normlarına uygun bir kambiyo düzeni getirmemişsin. Her şey hamiline yazılı. Kimin eli kimin cebinde belli değil. n
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100