Bu haber kez okundu.

MEDYA KAZANI
Şiiler de devlet peşinde
Yeni Şafak'tan Hüsnü Mahalli de, Irak'ın geleceğini ABD, Türkiye, Kürtler, Şiiler ve federasyon bağlamında irdelemiş. Mahalli, Şiiler'in de devlet kurma hayali bulunduğunu yazıyor. Mahalli, etnik temelli federasyon projesinin İsrail'in işi olduğunu vurguluyor. Yazıdan kesitler: "Günlerdir yine herkes Kürtleri konuşuyor.. Tartışma; Barzani ve Talabani'nin ortak bir Kürt yönetimi oluşturmaya çalışması ve Irak'ta federal bir yönetim biçimi istemesiyle başladı.. Oysa hatırlayanlar bilir ki; Barzani ve Talabani 1996?1997'de birbirleriyle savaşırken onları Ankara barıştırmıştı. Sağlanan ateşkesi de Türk askerleri denetliyordu..

Federal sistem meselesine gelince bu da yeni bir konu değil..

Daha savaş öncesinde bile Washington, Londra ve en son Ankara'da yapılan tüm toplantılarda Irak'taki yeni sistemin federal olacağı kararlaştırılmıştı.

Amerikalıların Bağdat'ta oluşturdukları Geçici Yönetim Konseyi'nin yapısına bakanlar yeni Irak'ın federal olacağını ~|~zaten net olarak görebilirler. Son 6 ay içinde federal yapının niteliği ile ilgili çok farklı formüllerden söz edildi..

Etnik temelli federasyon İsrail'in projesi

Amerikalılar, önce 6 daha sonra da 12 eyaletli bir federal Irak'tan söz ederken İsrail destekli teorisyenler etnik temele dayalı bir federal yapının Irak'ın koşullarına daha uygun olacağını savunuyorlardı.

Bu sorunun demokratik ve halk oyu ile çözülmesi ise imkansız.. Çünkü Irak nüfusunun % 60?65'i Şiilerden oluşuyor.. Sünni Kürtler ise, 25 milyonluk Irak toplumunda 4 milyonluk bir topluluğu oluşturuyorlar.

ABD'nin Şii projesi

bu olabilir mi?

Şiiler doğal olarak Irak'ın tümüne egemen olmak isterler.. Şiiler eğer Amerikalılarla anlaşabilirler ise bu hedeflerine varabilmek amacıyla her yola baş vurabilirler.

Amerikalılar da Şiileri ve dolaysıyla İran'ı, Irak ve bölge ile ilgili olarak kendi planlarına hizmet edecek konuma getirebilirler ise (!) Şiilerin bu çabalarına destek verebilirler.

Bu durumda fazla bir seçenek olmayacaktır.

Çünkü Amerikalılar, İran'ı ve dolaysıyla Şiileri rahatsız edebilecek güçlü bir Kürt varlığına izin vermeyeceklerdir. Çünkü İran'da da 7?8 milyon Kürt yaşamaktadır.

Amerikalılar, Kürtlerle de anlaşarak federal bir kürt yapısını Tahran'a yaklaştırabilirler..

Bu tabii biraz da Amerika'nın Türkiye ile ilişkilerini ve biraz da Suriye'nin geleceğini de ilgilendirmektedir. Böyle bir ortamda halka ne istiyorsunuz diye sorulmayacak ve önlerine bir formül konulacak.. Bu tıpkı Lübnan'da olduğu gibi olacak..

Yani Lübnan'da nasıl ki, devlet başkanı Hıristiyan Maruni, başbakan Sünni Müslüman ve Meclis başkanı Şii Müslüman ise, Irak'ta da devlet başkanı Şii, başbakan Sünni ve meclis başkanı Kürt olabilir. Geri kalan sivil ve askeri görevler benzer şekilde bu üç ana etnik grup arasında paylaştırılacak ve Türkmenler ile Asurilere de bazı pozisyonlar verilecek.

Şiiler de devlet peşinde!

Yok eğer Amerikalılar Şiiler ve İran ile anlaşmaz ise o zaman Kürtler ön plana çıkabilir.. Bu ise Şiilerin işine de gelebilir.. Çünkü Irak nüfusunun % 60'nı olşturan Şiiler, Sünni olan Kürtlerin ayrılması durumunda Irak nüfusununun % 80'ini oluşturacaklar ve Abbasilerden bu yana hep rüyasını gördükleri devleti gerçekleştirecekler. Yani başkenti Necef veya Kerbela olacak bir Şii devletini ilan edecekler.

İşte Şiilerin böyle bir hesabının farkında olan Amerikalılar, başka alternatifleri ihmal etmiyorlar. Bağdat'tan gelen haberelere bakılırsa, Amerikalılar Saddam'ın tüm eski Sünni asker ve sivil adamlarını bulup kendi belirledikleri görevlere getiriyorlar.

Amerikalılar geleneksel emperyalist politikları içinde gerektiğinde Sünni Saddamcıları, Şiilere karşı kullanmaktan geri kalmayacaklardır.

Kürtler ise hep şimdiye kadar olduğu gibi yine yedekte tutulacaklardır..

Bu planların hiç birini beceremeyecek olursa Amerikalılar, o zaman hiç çekinmeden Kürtleri, Arapları, Türkmenleri, Asurileri, Kildanileri, Şiileri, Sünnileri, Yezidileri ve hatta ateşe tapanları birbirine kırdıracaklardır.

İşte herkesin bilmesi ve özenle takip etmesi gereken temel tehlike budur..

Yoksa Kürtlerin Irak'ta federal sistem istemeleri değildir..

Unutulmamalıdır ki, Saddam bile Kürtlere özerklik tanımıştı ve Türkiye 1991'den bu yana bu özerk bölgenin bağımsızlığa doğru ilerlemesi için elinden geleni yapmıştır."





Washington'un Kürt kartı
Milliyet'in Washington muhabiri Yasemin Çongar, ABD'nin Irak'taki Kürt grupların "etnik temelli federasyon planı hakkında" ne düşündüğünü kaleme almış. Çongar, meselenin ABD'deki seçimlerle bağlantısını da irdelemiş. Çongar'a göre, belli şartlar sağlandığında Türkiye'nin federasyona diyeceği bir şey yok. Öte yandan, Şiiler, İslam Hukuku dayatmasında bulunurlarsa, Irak'ın bölünmesi de mümkünmüş... Yazıdan kesitler:

Washington boyutu

Yazıdan kesitler: "Yeni yılın Irak takvimindeki kritik tarih, 1 Temmuz. Geçtiğimiz ay varılan anlaşma, en geç 1 Temmuz 2004 itibariyle, siyasi egemenliğin Iraklılar'a devrini öngörüyor. Plana göre, Irak'taki koalisyon bürokratları, yani Paul Bremer başkanlığındaki sivil işgal idaresi, o tarihte işi bırakmış ve kurulacak Irak geçici hükümeti de, Bağdat'ın egemen siyasi otoritesi olarak yönetimi üstlenmiş olacak.

Ancak bu devir teslim işlemi, işgalin fiilen sona ereceği anlamına gelmiyor. Başka deyişle, koalisyon güçleri, esasen de ABD, çok sayıda askerini Irak'ta tutmaya devam ederken siyasi otoriteyi elden bırakacak.

Bu takvim, yeni Irak'ta toprak bütünlüğünü koruyan, özgür ve demokratik bir siyasi yapı oluşturulmasını, ekonominin işler ve geliri adil dağıtır hale getirilebilmesini, Bağdat'ın bölgesinde istikrarsızlık üretmeyen, uluslararası toplulukla barışık ve ABD ile yakın bir dış siyasete yönelmesini, bir tür 'kişisel proje' haline getirmiş olan bazı Amerikalılar'ı düşündürüyor.

Zira onlar, Washington'da iç siyaset hesabıyla hareket eden ve 2004 seçimlerine "Irak'ta zafer kazandık, Saddam'ı devirdik ve yakaladık, bakın zaten artık çekiliyoruz da" diyerek girmeyi planlayan Başkan Bush ve diğer Cumhuriyetçi siyasetçilerden daha uzun vadeli düşünüyorlar.

Türkiye boyutu

Öte yandan, bir Türk diplomatına göre, "Ankara'nın Irak'ta federasyon allerjisi aslında çoktan geçti." Bu diplomat, Irak'ta toprak bütünlüğünü koruyan bir federal yapıya, Türkiye'nin prensipte bir itirazı olmayacağını, ancak böyle bir yapıda üç koşulun aranacağını söylüyor: "Irak halkının bütününün kabulünü görmesi, herhangi bir etnik grubun haklarının ihlaline yol açmaması ve uluslararası topluluğun, oluşumu desteklemesi."

'Hak ihlali' kıstasının yoruma açık olduğunu hatırlattığımda, Türk diplomatının yanıtı, "Federasyon belgesinin altında, etnik grupların hepsinin imzası olması gerekir" şeklinde.

Şii boyutu

Washington'da pekçok kişiyi düşündüren mesele, Şii çoğunluğun bu sürece ağırlığını koyacak olması. Eğer Şii partileri, anayasanın İslam Devleti esaslarını içermesi ve hukuk düzenini İslam Hukuku'na bağlaması için bastırırlar ve bu yönde sonuç alırlarsa, Irak'ın bölünebileceğini söyleyenler var. Zira başta KDP lideri Mesud Barzani olmak üzere, siyasi nüfuza sahip birçok Iraklı Kürt, "Şeriat olursa, biz yokuz" görüşünü Washington'a ilettiler.

İşin ilginci, bütün bu gelişmeler, Irak Kürtleri'nin bu aşamada Bağdat'a bağlı kalmak istediklerini gösteriyor. Türkiye'de her an yazılıp çizilen 'bağımsız Kürt devleti' planı, şu an için gündemlerinde değil. Ancak Şeriat dayatması, işleri o noktaya da getirebilir."





Sabah'ın terbiyesizliği
Yıkıcı bir depremle sarsılan İran'ın İsrail'den yardım talep etmemekte ne kadar haklı olduğu, "Sabah ve onun gibi Amerika ve İsrail eksenli düşünen yerli?yabancı gazetelerin" manşetleriyle iyice anlaşılıyor.

30 bin evladını yitirmiş bir ülkeye karşı, bu kadar alçakça bir mantık yürütülür mü? İnsan canı bu kadar değersiz mi? Bu tavır, Amerikan uşaklığından, Amerikan yalakalığından başka bir şey midir? Neymiş, İran'da deprem devrimiymiş. Molla rejiminin 2 temel taşı sarsılmışmış. 'Büyük Şeytan' ABD'den yardım alınmışmış. Sanki İran'da hiç köpek yokmuş da!, 'mundar (murdar) köpek' gözde olmuşmuş.

Büyük deprem İran'da, 17 Ağustos'un Türkiye'de yarattığına benzer bir zihniyet değişikliğini tetiklemişmiş. Sabah, çarpıcı gözlem olarak da şunu ileri sürüyor: "Şah'ı depremler devirmişti, molla rejimi de yine aynı nedenle sallanıyor..." Tekrar ediyorum: Bu habercilik mi yoksa Amerika'ya sırnaşıp, dalkavukluk yapmak mı?





Hükümet baklayı ağzından çıkardı
Hürriyet'in haberi doğruysa, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda son noktayı koymuş. Gül, "Annan Planı'nı kesin olarak görüşeceğiz, başka da çare yok" demiş. Haberi yazan isim Turan Yılmaz. Biraz tartışmalı haberler yazar; "A" denilen şeyi, "B" denilmiş gibi haberleştirir. Ancak bu satırların kaleme alındığı ana kadar, Sayın Gül'den bir yalanlama gelmedi. Demek ki, haber doğruya çalıyor...

Evet, Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 'Annan Planı kabul edilemez' çıkışıyla alevlenen Kıbrıs konusundaki tartışmalara 'Annan Planı'nı kesin olarak görüşeceğiz, başka da çare yok' diyerek son noktayı koymuş. Gül, AKP'nin önceki gün Kocatepe Kültür Merkezi'nde yapılan örgüt toplantısının basına kapalı bölümünde hükümetin Kıbrıs politikasını anlatmış. Gül, sorunun çözümü için Annan Planı zemini dışında bir seçenek görünmediğine dikkat çekerek şöyle konuştu: ''Başka da çare yok. Çünkü 2004 Mayıs'ından itibaren karşımızda yeni bir devlet bulacağız. Bu devletin görüşleri de AB tarafından resmi olarak tanınacak ve önemli olacak. KKTC de hiçbir şeyden istifade edemeyecek hale gelecek.''

Ne diyelim! Bakalım Anna Planı'nı kim, nasıl müzakere edecek?

Kıbrıs'a göçenlerin

durumu ne olacak?

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün müzakere zemini olarak benimsediği Anna Planı kabul edildiğinde, acaba 1974'teki Barış Harekatı'ndan sonra Anadolu'dan yollara düşüp Ada'ya göçeden ve KKTC vatandaşı olan onbinlerin durumu ne olacak? Onbinler diyorum, çünkü bunların sayısı 60 bin ile 100 arasında değişiyor. Yani kesin rakam yok...

Doğu Akdeniz, Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turgut Turhan, bu sorumuza cevap veriyor:

Turhan'a göre, Annan Planı'na göre yeni "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyet"i vatandaşı olacaklar şunlar.

"A) 1963'te Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olan veya böyle bir kişinin soyundan gelenlerle evli olanlar ve çocukları;

B) 45.000 kişilik listeye dahil olmak koşuluyla, 18 yaşına gelmeden önce 7 ve son 5 yıl içinde de 1 yıl Kıbrıs'ta sürekli ikamet eden kişilerle eşleri ve reşit olmayan çocukları;

C) Yine 45.000 kişilik listeye dahil olmak koşuluyla Kıbrıs'ta 7 yıl sürekli ikamet etmiş olan kişilerle eşleri ve çocukları."

PEKİ, Türkiye'den gidip KKTC vatandaşı olanların durumu ne olacaktır?

Prof. Turhan'ın yorumu şu:

"Sayılan bu gruplara giremeyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına da hiçbir zaman sahip olmamış bulunan, hemen hepsi Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının ise, Annan planı çerçevesinde yabancı statüsüne girecekleri açıktır. Bu anlamda, varlığı sona erecek olan KKTC ile birlikte KKTC vatandaşlıkları da sona erecek olan bu kişilerin, Kıbrıs'ta hangi koşullar dahilinde ne kadar süre kalabilecekleri, kuşkusuz ki, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti yabancılar hukuku tarafından düzenlenecektir. Bununla birlikte, planda yer alan Yabancılar ve Muhacerete İlişkin Federal Yasa'nın, sadece Türk vatandaşlığına sahip durumuna düşecek olan bu kişiler için bir imkan daha yarattığını da unutmamak gerekir. Zira 45.000 kişilik listeye giremeyen bu kişilerden Türk oluşturucu devleti nüfusunun % 10'una tekabül eden kadarı; adada kalış süresine göre, Türk oluşturucu devletinden daimi ikamet hakkını talep edebilecektir."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100