16 Ağustos 2001 Perşembe 00:00
358 Okunma
Millet ampul istemiyor
Tayyip Erdoğan nihayet ampul amblemli partisini açıkladı. Çok renkli 74 üyeden oluşuyor. Kurucular Kurulu'nda kimler yok ki; popçular, şarkıcılar, malum filmlerin başrol oyuncuları, Tayyip beyin belediye başkanlığı döneminde belediye ile çalışıp zengin olanlar, arka planda hamisi olduğu gazetenin yazarları vs.

Erdoğan, konuşmasında şiirsel ve duygusal bir konuşma yapmaya gayret gösterdi. Güzel ve doğru kabul edilen ne kadar kelime varsa hepsini kullandı denilebilir. Ama çözüm adına bir tek cümle yoktu.

Dış politikada ne yapacaklar? Güneydoğu'da tezgahlanan Arz?ı Mev'ud projesini nasıl engelleyecekler? Doğu'daki Büyük Ermeni ve Karadeniz'deki Pontus?Rum hayallerini nasıl durduracaklar? Ya patrikhanenin emellerini önüne nasıl geçecekler? Kıbrıs elden gidiyor; çözüm ne? Ekonomi dibe vurmuş; nasıl kaldıralacak?

Halk edebiyat istemiyor. Çözüm istiyor. İyi temennilerle bu işler olmuyor. Dilden gelen elden gelse, neler olmaz ki. Bu millet ampul istemiyor; ampulü takacağı evi, ampulun elekt~|~rik parasını ve tarih boyunca lider olmuş ülkesini geri istiyor.

Pratikte Erdoğan'ın değindiği tek konu "Avrupa Birliği'ne evet diyoruz" oldu. Bu cümle yeni değil; zaten diğer siyasiler de 2010 yılına kadar aday bile olmadığımız AB için ülkeyi batırmadılar mı? Acaba Tayyip bey, AB'ye evet, derken Katılım Ortaklığı Belgesi'ni okudu mu? Çünkü bilmeden buna evet demek gaflet; bilerek evet demek maalesef ülkeyi bölünmenin eşiğine getirmektir.

Erdoğan, konuşmasında halka gittikleri, halkın da ona "Ne bekliyorsunuz?" dediğini söyledi konuşmasında.

Öncelikle şunu söyliyeyim... Halk Erdoğan'a ne dediğini iyi biliyor. Biz de her gün halkın içindeyiz; biz de biliyoruz. Mesela "icazet bizden alınır, Amerika'dan değil" diyor halk. Asıl halkın merak ettiği ise, Erdoğan'ın Amerika Büyükelçisi'ne, ADL Yahudi Lobi Başkanı Abraham Foxman'a, ABD'nin Ortadoğu Stratejileri Departmanından yahudi asıllı Alan Mokoskvy'e, İsrail'in Ankara Büyükelçisi'ne gittiğinde; onlar Tayyip'e ne söylediler? İşte halk bunu merak ediyor, bunu soruyor. Çünkü Tayyib bey, Alan Mekoskvy ile görüştükten sonra bir TV kanalına bu ülkenin "Düzgün sakallı ve iyi Kur'an okuyana ihtiyacı yok; iyi siyasetçiye ihtiyacı var demişti". Ampul amblemli partisinin Kurucular Kurulu'na bakınca popçuların ve şarkıcıların iyi siyasetçi olduğunu anlıyoruz.

Erdoğan, çöplüklerden yemek yiyen çocuklardan bahsettiği konuşmasında yeni açlık edebiyatı yaptı. Konuyu çöplüklere getirince, ben şahsen sevindim. Çünkü Belediyenin çöplükleri toplama ihalesini niye şu anda partisinin kurucularından olan yazarların kalem oynattığı mevkutenin patronları almıştı; buna cevap verecek diye sevindim. Ne fayda; o bize çöplerdeki salata ve domateslerden bahsetti. Biz çöplerdeki ihale kokusunun sırrını merak ediyorduk.

Tayyip bey, konuşmasında Voltaire'nin "Sizin görüşlerinize katılmıyorum, ancak bu görüşlerinizi rahatça ifade etmeniz için canımı feda etmeye hazırım" sözüne yer verdi. Sözde, bu cümle, partilerin genel çizgisi olacakmış. Kurucular Kurulu'ndan da bayağı alkış aldı. Oysa Erdoğan'ın hamisi olduğu malum Yeni Şafak gazetesi, görüşleri uyuşmadğı için Meltem TV'nin değil görüşlerine yer vermek TV sayfalarında yayın akışına bile tahammül edemedi. TV sayfasından çıkarttı. Şimdi belki de Voltaire'nin kemikleri sızlamaktadır.

Bir kaç ay önce arayıp tahammülsüzlüğün sebebini sade vatandaş olarak sordum.

1)Meltem TV, Kuzey Kıbrıs'ı Rumlara peşkeş çekmeyi önlemek üzere koordine edilmiş Ulusal Halk Hareketi'ne (UHH) sahip çıkmış; gazetenin Dinç Bilgin'den transferli yazarı Cengiz Çandar ise UHH'yi "terör hareketi" olarak nitelemişti. 2)Meltem TV Kur'an öğretiyor... vs. Evet, Meltem TV'nin milli ve manevi çizgisi, Erdoğan'ın partisinin kurucuları ve gazetesi ile uyuşmayabilir; ama hani, Voltaire'in dediği gibi farklı görüşlere imkan tanımak için canını verecek adam? Nerede? Maalesef buna olsa olsa "Canınızı verirsiniz, doğru; ama imkan tanımak için değil, susturmak için" denilebilir. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, yapılanlarla konuşulanlar tam ters işlemektedir.

Bu arada partinin ekonomiyle ilgili bir görüşünü ararken kuruculardan Nurettin Canikli'nin Yeni Şafak'taki Çarşamba günkü yazısına gözüm ilişti; eğer 15?20 milyar yeni dış borç alınmazsa ülke ekonomisi daha da kötüye gidecek, diyor.

Zaten bu ülke bu noktaya borç alarak, arkasında boyunduruk alarak geldi. Partinin Kurucular Kurulu, ekonomik çözüm olarak IMF ve Dünya Bankası'ndan yine borç alalım diyor. Tabii ki, yenilikçi olmak için yeni borç almak lazım; onlar da haklı... Ama acaba bu mantıkla batan 100'e yakın ülke olduğunu biliyorlar mı? Ya da IMF'ın borçlarıyla kalkınan hiçbir ülke olmadığını ve "milli ekonomi" tezinin ve bu alanda dünya çapında 13 altın plaketin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'ın tezlerini biliyorlar mı; hiç zannetmiyorum.

Son bir şey daha... Erdoğan'ın partisinin temel ilkelerinden biri de "kadınların toplumsal hayatta daha etkin hale getirilmesini ana ilke olarak benimser" şeklindedir. Ben bunu pek anlamadım; daha etkin nasıl yapacaklar bunu? Mesela, bizim örfümüzde kadın ailenin direğidir. Aile de toplumun merkezidir. Dolayısıyla kadından aileye oradan topluma uzanan süreçte kadın toplumun hep tam merkezindedir. Daha etkin yapmak derken, paparazzi malzemesi yapılmak mıdır kastedilen; buna ihtiyaç yoktur.

Selim KOTİL
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100