Bu haber kez okundu.

MISYON TAMAM!
Başbakan Tayyib Erdoğan'ın Brüksel ziyareti ile Türkiye bir operasyon geçirdi. Kısacası top kalemizde. Yani misyon tamam

n Brüksel yolu Washington'dan geçer

Başbakan Erdoğan'ın, Agatha Christie'nin Pera Palas macerası gibi sırlarla dolu Brüksel ziyaretini Washington'u denkleme oturtmadan çözemeyiz. Aslında bu noktada elimizde epeyce veri var aslında. Sıralayalım isterseniz:

1? Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'de olduğu saatlerde 2 Numara Abdullah Gül de Washihgton'da teşriki mesai yürütüyordu.

2? Yine aynı saatler de Amerikalı bir askeri heyet de Ankara'da bulunuyordu. Ziyaretçilerin talepleri net. Özellikle askerlerin direndiği İncirlik'e sınırlama olmaksızın F?16 yerleştirmek istiyorlar.

n Üsler imparatorluğu Amerika

Şimdi bu iki yoğun başlığa şu iki notu da eklememiz gerekiyor:

1? Hükümet 1 Mart'ta reddedilen tezkereyi bir "Dışişleri tebliğnamesine" dönüştürerek sesiz sedasız geçirdi. 7 liman ve 6 havaalanımız ABD'nin emrine girdi.

2? Önceki gün gazeteci Güler Kömürcü Chalmers Jo~|~hnson'a ait The Sorrows of Empire New York isimli ve 2004 baskılı kitaba atfen şunları yazdı:

"ABD imparatorluğunu diğer imparatorluklardan ayıran önemli bir özellik var, ABD imparatorluğu bir 'üs?ler imparatorluğu'dur. İngiliz ya da Fransızlar gibi gittiği yerlerde toprak işgali amacı taşımıyor, dünyanın değişik bölgelerini 'üs'leri aracılığıyla kontrol altında tutup, ele geçirmeyi hedefleyen bir imparatorluktur Amerika...''

ABD eski başkanı Bill Clinton hayatını anlattığı "My life" adlı best seller kitabında Türkiye'ye ayak direten Avrupalı liderlerin nasıl ikna edildiğini bakın nasıl anlatıyor:

"1999 Helsinki AB zirvesinde Avrupalı liderler Türkiye'ye açık açık kapılarının kapalı olduğunu deklare etmek istiyorlardı. Tam bir kararlılık söz konusu idi. Devreye girdim ve Yunanistan'ı ikna ederek Türkiye'yi sürecin içinde tutacak kararı aldırdım. Helsinki metnini kendi ellerimle yazdım."

Öncelikle Bill Clinton'un açıklamalarında kullandığı "süreç"ifadesinin altını çizmek gerekiyor. Yani Türkiye için önemli olanın "AB üyeliği" değil "AB süreci" içinde tutmak olduğunu ifade ediyor Clinton. Zaten Yunanistan'ın devreye girmesinin nedeni de bu. Belli ki Atina "Türkiye ancak AB süreci içinde tutulursa istediklerinizi alabilirsiniz" diye ikna edilmiş.

Bill Clinton'un açıklamaları açısından önemli nokta burası değil. Çünkü "üyelik" ve "süreç" farkı zaten bilinen ve Brüksel'in, Ankara'ya yönelik uyguladığı "temel AB siyasetini" oluşturuyor. ABD eski Başkanın açıklamalarında esas kritik nokta "ABD'nin verdiği bu hizmet karşılığı Türkiye'den ne aldığı" sorusunda gizlidir.

Öyle ya 57. Hükümet de tüm siyasi geleceğini tıpkı bu iktidar gibi AB sürecinin devamına bağlamıştı. Helsinki'den çıkacak ?oyalama olmasının hiçbir önemi yok? idare eden bir cümle vaziyeti kurtarmaya yeterdi. Eh bu durumda hükümet de kendisini çukurdan çıkaran ABD'ye karşı bir iki küçük jesti herhalde çok görmezdi!

Nihayet bu katkıların karşılığının Washington tarafından sonuna kadar kullanıldığını çok iyi biliyoruz. Hükümet, Irak'ı işgalin önünü açan Özel Timlerin Türk topraklarını kullanmasına o günden sonra yeşil ışığı yakmıştı.

Şimdi bu tarihi "arka planına" niçin girdin diye bir soru akla gelecektir elbette. Sebebini açıklayalım.

Mehmet Aydın'ın sözleri...

Mehmet Aydın Brüksel'de Verhaugen ile ne konuştunuz sorusu üzerine şunları söylüyor:

"Biz Brüksel'de şu ana kadar yaptıklarımızı konuştuk. Başka bir şey var mı diye sorduk. Biliyorsunuz Türkiye'nin AB'ye girmesi sadece AB veya Türkiye'nin meselesi değildir. Konu küresel bağlamda bir anlam ifade eder."

Mehmet Aydın'ın iyi tarafı bu. Abant'ta yapılan Dinlerarası Diyalog toplantılarında "beyler konuşmalarınıza dikkat edin. Burada sarfettiğiniz herşey Washington'a gönderiliyor" diyecek kadar açık sözlü(!) birisi olan Bakan yine aynı özelliğini konuşturuyor. Ne diyor Aydın, AB takvimi için:

"Türkiye'nin üyeliği ABD'nin de meselesidir."

Mehmet Aydın'ın "Küresel Düzen"dediği ABD oluyor yani...

Şunu demeye çalışıyoruz. Erdoğan'ın, Agatha Christie'nin Pera Palas macerası gibi sırlarla dolu Brüksel ziyaretini Washington'u denkleme oturtmadan çözemeyiz. Aslında bu noktada elimizde epeyce veri var. Sıralayalım isterseniz:

1?Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'de olduğu saatlerde 2 Numara Abdullah Gül de Washihgton'da teşrik?i mesai yürütüyordu.

2?Yine aynı saatlerde Amerikalı bir askeri heyet de Ankara'da bulunuyordu. Ziyaretçilerin talepleri net. Özellikle askerlerin direndiği İncirlik'e sınırlama olmaksızın f?16 yerleştirmek istiyorlar.

Şimdi bu iki yoğun başlığa şu iki notu da eklememiz gerekiyor:

1?Hükümet 1 Mart'ta reddedilen tezkereyi bir "Dışişleri tebliğnamesine" dönüştürerek sesiz sedasız geçirdi. 7 liman ve 6 havaalanımız ABD'nin emrine girdi.

2? Dün gazeteci Güler Kömürcü Chalmers Johnson'a ait "The sorrows of empire New York" isimli ve 2004 baskılı kitaba atfen şunları yazdı:.

"ABD imparatorluğunu diğer imparatorluklardan ayıran önemli bir özellik var, ABD imparatorluğu bir 'üs?ler imparatorluğu'dur. İngiliz ya da Fransızlar gibi gittiği yerlerde toprak işgali amacı taşımıyor, dünyanın değişik bölgelerini 'Üs' leri aracılığıyla kontrol altında tutup, ele geçirmeyi hedefleyen bir imparatorluktur Amerika...''

Şimdi buraya kadar yazdıklarımızı toplayalım. Ortaya acaba ne çıkıyor dersiniz?

Cevabı siz verin ama biz şu kadarını söyleyelim ki; operasyon geçirdik ey Türkiye! Top kalemizde, içerdekiler yine gollendiler.

Fenerbahçe'yi tutan zevat bakalım ne zaman golü yediğini anlayacak?

Misyon tamam Komutanım!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100