16 Temmuz 2007 Pazartesi 00:00
263 Okunma
Muhtıra olmayan muhtıra
Meğerse değilmiş yahu, boşuna gerilmişiz... Demokrasi falan elden gitmiyormuş... ~|~

Eee, necip matbuatın değerli üyeleri, siyaset sahnesinin mümtaz aktörleri, şiştiniz mi şimdi? İki buçuk aydır boş konuşurmuşsunuz meğerse!
Ankara Beşinci İdare Mahkemesi, muhtıranın muhtıra olmadığına karar verdi. Bir avukat, Genelkurmay'ın Internet sitesinde geceyarısına doğru yayınlanan "27 Nisan açıklamasını" mahkemeye vermiş (adamdaki cürete bak!), bir liralık sembolik bir manevi tazminat davası açmış (para kazanmak amacıyla şuna buna bu tür davalar açanlara saygıyla duyurulur)...

Mahkeme davayı reddetmiş.
Ve de, muhtıranın muhtıra değil, bir "idari işlem" olduğunu belirtmiş.
Bir de, "zarar gördüysen Savunma Bakanlığı'na başvur" demiş ki, bana sorarsanız bu daha da ilginç bir hukuk şaheseri. Davacı avukatın çağımıza uyum sağlayamadığı anlaşılıyor. Günümüzde muhtıranın nasıl verileceğini bilmiyor. (Türkiye'yi doğru dürüst bir ülke sanıyor, diyecektim, dilimi tuttum.) Bir kere, artık "muhtıra" diye bir kelime kalmadığının, ona "andıç" denildiğinin bile farkında değil. İngilizce'sini kullansalar, "memorandum" kelimesinin kısaltması "memo" deseler bu sefer de Mehmet Barlas üzerine alınacak.

27 Nisan gecesi yayınlanan, masum bir basın bildirisidir. Bazı basın mensuplarına yarım saat önceden telefonla bildirilmiştir ama artık o kadarcık da olur.
Bir kere, "adresi" yoktur. Başbakana ya da herhangi bir yetkiliye seslenmemektedir, bir albayın evrak çantasında getirilip başbakanlığın kapısına bırakılmamış, TRT'ye götürülüp haber müdürünün burnuna dayanmamıştır. (Günümüzde her televizyon kanalını dolaşmaya kalksan, sabaha kadar işin bitmez.)
İkincisi, bildiride "asacağız, keseceğiz" gibilerden tehditler de yoktur. "Türk Silahlı Kuvvetleri idareye el koymaya kararlıdır" gibilerden, adamı ipe, pardon, ağırlaştırılmış müebbete götürecek tehlikeli "angajmanlara" girilmemiştir.
Üçüncüsü, bildiride imza yoktur. Ne Yaşar Büyükanıt'ın, ne de herhangi bir erbaşın...
Bildiride hiçkimse ve hiçbir kurum da doğrudan muhatap alınmış değildir. Kötüsü gelirse, "biz burada PKK'yı kastettik" ya da "genel olarak gericilerden sözettik" denilip çıkılır. Akan sular da durur.
1971 yılı muhtırasında "anayasada öngörülen Atatürkçü reformlar süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde" gibilerden bir ifade kullanılmıştı da, kazığı yemelerine çeyrek kalmış bütün dallama solcular "oh oh, reform yapılacakmış" diye zil takıp oynamışlardı!... Daha sonra görüntüyü kurtarmak için yönetime birkaç da "reformcu kaşkaval" dahil edilmiş, bu sivil bürokratlar bir süre sonra "reform meform yokmuş yahu, bizi işlettiler" deyip ayrılmışlardı.
Bu kez böyle "afaki" bir hataya düşülmemiştir. Laf aramızda, bildiride söylenenler de, her uygar vatandaşın onaylayacağı, altına kendi imzasını rahatlıkla atacağı şeylerdir.
Dolayısıyla, ortada bir muhtıra bulunmadığı da mahkeme kararıyla sabit olduğuna göre, işte ben de imzalayabilirim artık!
İmzamı atıyorum... Atıyorum ha... Aha attım gitti...
Fakat küçük bir skandal daha var bu olayda.
Davası reddedilen avukat var ya, Kemal Vuraldoğan...
Bu davayı açtığı öğrenilince Ankara Barosu'ndan kovulmuş! Üstelik hakkında "disiplin soruşturması" da başlatılmış. Bir savcı da Kenan Evren hakkında "darbeci" diye dava açmaya kalkmıştı da, başına neler gelmişti... Böylece, Kenan Evren'in darbeci marbeci olmadığı ortaya çıkmıştı...
Şimdi bu dava reddedilince Kemal Vuraldoğan Ankara Barosu'na geri alınacak mıdır? Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti midir? Yoksa Sayın Vuraldoğan, siz kendinizi Stockholm Barosu'na kayıtlı falan mı sanıyordunuz?

Engin Ardıç
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100