18 Kasım 2011 Cuma 00:00
836 Okunma
Musıkimizde Ehl?i Beyt sevgisi
Hz. Ali, İslami Türk Edebiyatı'nda Hz. Peygamber'den sonra en çok işlenen şahısların başında gelmektedir... ~|~

  "Musiki, insanı Allah'a en ziyade yaklaştıran bir unsurdur ve bu anlamda bütün felsefelerden üstündür" diyen Ludwig van Beethoven, bu cümlesinde musikimizin menşeini ve amacını ortaya koymaktadır. Zira "güzel ses" demek olan musiki ile, aslında "güzel" olan Allah en güzel seslerle anılmış olmaktadır. O'nu zikreden kullar gerçek hüviyetine kavuşmakta ve gerek ruhlara gerekse bedenlere layık?ı vechiyle tesir etmektedir.İmam?ı Gazzâlî'nin ifadesiyle "udun ve evtârının, bahârın ve ezhârının tesir eylemediği bir kişinin mizâcı o kadar fâsiddir ki bunun ilâcı yoktur".  İnsanlık tarihi kadar eski olan mûsikî, doğumundan ölümüne kadar insanın tüm hayatında yer almaktadır. Semâvî veya gayr?i semâvî, hak veya bâtıl tüm inanç sistemlerinde mûsikînin yer aldığı ve diğer sanat dallarından daha çok kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Zira William Shakespeare (ö. 1616), mûsikînin insan üzerindeki etkisini "müzik, yerle gök arasındaki her varlığı hiç kimsenin tahammül edemeyeceği bir kudretle sarsar" şeklinde ifade etmektedir. Bu çerçevede doğan ve asırlarla birlikte gelişen dini musikimiz, hicri aylarımız, mübarek gün ve gecelerimiz, başta Cenab?ı Allah'a yakarışlar olmak üzere, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e salat ve selamlar, İslam tarihindeki abide ve örnek şahsiyetleri anma doğrultusunda yazılan sözlerin, güzel bestelerle değerlendirilmesi muvacehesinde ortaya konulmuştur.Bu meyanda İslam tarihinde gerçekleşen olaylar, tabii olarak edebiyatımızı ve bilhassa edebi malzeme kullanan dini musikimizi de etkilemiştir. Bilhassa Kerbela hadisesi ve bu meş'um olayın mağduru olan Ehl?i Beyt dediğimiz Hz. Peygamber (s.a.v.)'in torunları dini musikimizde mersiye, nefes diye isimlendirilen formların da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hz. Ali (r. a.) ve Hz. Fatıma (r.anha) başta olmak üzere Hz. Hasan ve Hüseyin (r. anhüma) hakkında birçok eser kaleme alınmış ve ehl?i beyt aşığı, yüreği yanık müslümanlar da bu eserleri bestelemişlerdir. Bu meyanda yürek yangınını hafifletmeye yönelik bu musiki eserleri, bir müddet sonra ciddi bir form haline gelmiş ve bilhassa tasavvufi hayatımızda derin tesirler bırakmıştır. Gerek tarikat ayinlerinde ve zikirlerinde, gerekse ibadetlerimiz çerçevesinde okuna gelen bu eserler, bize ehl?i beyt muhabbetini vermekte ve ehl?i beyt ile ilgili bilgileri de hatırlatmaktadır.Tasavvufta, musikinin ruhlar üzerindeki yoğun tesirinden oldukça istifade edilmiştir. Kalplerin kasaveti, musikinin ahengiyle yok edilmeye çalışılmış; bir müddet sonra tarikat zikirlerinde bu eserler en önemli yeri almıştır. Hz. Ali (r.a.) efendimiz ve ehl?i beyt, bu konuda en çok zikredilen ve hakkında eser bestelenen önemli şahsiyetlerdir. Zira Tasavvuf tarihinde varlığı herkes tarafından bilinen on iki tarikata ait silsilenin on bir tanesinin çıkış noktası Hz. Ali Efendimize dayandırılmaktadır. Hatta İmâm?ı Rabbâni'den gelen ve hafî bir tarikat olarak bilinen Nakşîliğin üç kolundan ikisinin silsileleri Hz. Peygamberden sonra Hz. Ali ile devam eder. Bu nedenlerle Hz. Ali'yi mutasavvifenin başı sayabiliriz. İslamiyet'i ?genel kanaate göre? toplu bir şekilde kabul eden Türkler, Hz. Peygamber ve Ehl?i Beytine olan muhabbetleriyle temayüz etmişlerdir. Savaşçı bir millet olmaları hasebiyle özellikle Hz. Ali ve Hz. Hamza gibi kahramanlıkları ve cesaretleriyle ön plana çıkmış olan Ashâb?ı kirâmı kendilerine örnek almışlardır. Dolayısıyla Hz. Ali Efendimizin savaşlarını ve kahramanlıklarını anlatan "Cenk?nâme"ler, Hz. Hamza efendimizin gücü ve cesaretini hikaye eden "Hamza?nâme"ler Türk İslam Edebiyatı formu haline gelecek ve bu kitapları özellikle uzun kış gecelerinde toplu olarak okuma geleneği başlayacaktır.

Edebiyatımızda İmam Ali
Hz. Ali, İslami Türk Edebiyatı'nda Hz. Peygamber'den sonra en çok işlenen şahısların başında gelmektedir. Bundan dolayı Hz. Ali dini?tasavvufi edebiyat içerisinde hemen her yönüyle ele alınmıştır. O, islama ilk giren gençtir ki tertemiz bir şekilde, şirke bulaşmadan islamla müşerref olmuş ve bundan dolatı "kerremallahü vechehü" (Allah yüzünü kerim kılsın) duasına müstecab olmuştur. Hz. Peygamber'in evinde büyümüş, ilmin kapısı olmuş ve "şah?ı velayet" sıfatıyla da tasavvuf dünyasına açılan kapı olmuştur. Hz. Ali efendimiz, İslam dünyasında daha çok ilmin kapısı olmasıyla ve bilhassa şiir başta olmak üzere güzel sanatlara gösterdiği hassasiyetle temayüz etmiştir. Ayrıca fesahati ve üstün hitabeti ile ön plan çıkmıştır. Kureyş lisanını (lehçe) en güzel konuşandır. Aynı zamanda Hz. Ali'nin şiir söylediği de bilinmektedir. Hatta halifeler arasında şiir konusunda en kabiliyetli olanıdır. Hz. Ali efendimiz, Türk İslam Edebiyatı'nda şu isimlerle zikredilmiştir: "Hz. Ali, Cenab?ı Ali, Ali Kerremallahü Vechehu, Aliyy?i Haydar, Aliyyü'l?Murteza, Ali şir?i Huda, Aliyyün Veliyyullah, Ali Aşkına, Alilik Eylemek, Ali'nin Çakeri, Ayn?ı Ali, Cemal?i Ali, Cud?ı Ali, Dad?ı Ali, İmdad?ı Ali, Feyz?i Ali, Hal?i Ali, Hayal?i Ali, İlm?i Ali, Mihr?i Ali, Miras?ı Ali, Misl?i Ali, Ravza?i Ali, Reml?i Ali, Semiyy?i Ali?hem?nam?ı Ali, Sırr?ı Ali, Uluvv?i Ali, Visal?i Ali, Yad?ı Ali, Yed?i Ali, Aliyyü'z?zaman, Ali?cud, Ali?dil, Ali?fütüvvet, Ali?heybet, Ali?himmet, Ali?ilm, Ali?kevkebe, Ali?nam, Ali?seha, Ali?sıfat, Ali?siret, Ali?sima, Ali?var, Ali?veş." Hz. Ali efendimizin künyeleri: Ebu Türab, Ebü'l?Hasen, Ebü's?Sıbteyn.

Mersiyelerle anlatılan Kerbela
Türk Edebiyatı'nda Kerbela hadisesini anlatan "Mersiye"ler ve bu mersiyelerin besteli hallerine genel olarak "Muharremiyye" denilmektedir.  Bu eserlerin yazılma nedeni, Kerbela'da şedit edilen Ehl?i beyt hakkında duyulan üzüntü ve Ehl?i beyt muhabbetini kalplere yerleştirme çabasıdır. Aynı zamanda genel olarak Ehl?i beyt mensupları için yazılmış manzum eserler de tevşih ve ilahi formunda bestelenmiş ve bunlara "muharrem ilahileri" veya genel olarak "muharremiyye" adı verilmiştir. Mersiye okumak ve aşure pişirilmek âdetinin bilhassa kıyâmî ve devrânî tekkelerinde yer bulduğunu görüyoruz. Muharremin onundan otuzuna kadar geçen müddet zarfında tekkenin âyin günü veya gecesi aşure dağıtılır, kurbanlar kesilir, yemekler yedirilir ve meşhur mersiyehanlara mersiye okutulurdu. Bu mersiyeleri okutmak için mersiyehanlıkla şöhret bulmuş kişiler tercih edilirdi. Bunları; Bayrâmî Yazıcızâde (V.1451), Sinânî Seyyid Seyfullah (V.1699), Gülşenî Sezâyi (V.1738), Halvetî Zekâî (1812), Nakşibendî Selâmî (V.1813), Bedevî Kazım Paşa (V.1889), Kâdirî Osman Şemsi Efendi (V.1893) olarak sıralayabiliriz.      Yaklaşık XV. Yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan bu manzum türler içerisinde bilinen en eski ve en meşhur manzume, Yazıcıoğlu Mehmed'in (ö. 855/1451) "Muhammediyye"sindeki elli dört beyitlik "Vefâtü'l?Hasan ve'l?Hüseyin" başlıklı manzumedir. Bu manzumede Kerbela olayı, Hz. Peygamber'in mucizesi olarak değerlendirilmekte ve Yezîd, olayın müsebbibi görülerek lanet edilmektedir. Bazı kısımları Muharrem ayındaki toplantılarda mûsiki eşliğinde okunmuştur.  Eser tamamen Resûlullâh'ın verdiği ilham ve âdetâ tedris ile yazılmış olup bunu, şu beyitlerde teyit etmektedir; "sana ol vermiş idi bu kitâbı/ pes ilt ona geri işbu kitâbı/ o cümle kâinâtın âfitâbı/ çün emretti bana düzdüm bu kitabı".  Mevlidden sonra en çok şöhret kazanan eser, Yazıcıoğlu Mehmed'in Muhammediyye'si dir. Muhtelif zamanlarda muhtelif kişiler tarafından bestelenen bu eserin XV. yy da bestelenmiş olması muhtemeldir. XVII. yüzyıldan itibaren bazı sanatkârların "muhammediyyehan" diye isimlendirilmeleri eserin mevlid gibi irticâlen ve beste ile okunduğunu göstermektedir. Tamamıyla şer'î bir mahiyet arz eden bu eser halk arasında da aydın zümre arasında da büyük bir takdirle karşılanmıştır.  Özellikle Muhammediyye'nin halk üzerinde en etkili kısmı "Vefât?ı Muhammed" bahsidir. Çünkü bu bölüm Hz. Fâtıma'nın, dört halifenin, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in vefatlarıyla ilgili mersiyelerle aşere?i mübeşşere ve ashâb?ı suffe'nin tavsifinin ardından bir münacatla sona erer. Bilhassa "Vefâtü'l?Hasan ve'l?Hüseyn", başlıklı elli dört beyitlik kerbela mersiyesi muharrem törenlerinde asırlarca okunmuştur.  Muhammediyyehan olarak şöhret bulan isimlerin başında XVII. yüzyılda yaşayan Akbaba imamı Mehmed Zaîfî ve İstanbullu Hâfız Şuhûdî Mehmet Efendi gelir.   Mersiyenin Zâkirî Hasan Efendi tarafından nühüft makamında yapılan bestesi Türk dinî mûsikîsinde türün en çok rağbet edilen örneklerinden birisi sayılır.  Bektâşî mûsikîsinin en önemli iki formu mersiyeler, diğeri ise nefeslerdir. Hz. Hüseyin ve diğer Ehl?i Beyt mensuplarının on muharrem 61 (10 Ekim 680) tarihinde Emeviler tarafından şehit edilmesinin yıl dönümlerinde düzenlenen matem törenlerinde bu olaydan duyulan üzüntüyü dile getiren, sorumlularına lânetler yağdıran Arapça, Farsça, Türkçe Manzûmelerin "mersiyehan" ve "nevhahan" denilen sanatkârlar tarafından besteli veya irticali olarak okunması, dini Türk mûsikîsinde mersiye adı verilen bir icra tarzının doğmasına neden olmuştur.      Mersiyeler ağıt gibi insanları hüzne ve düşünceye sevk eden melodilerle okunur. Mersiye okumak iyi

 


icrâ yapanların mersiyehanlıkla şöhret bulacakları kadar değer verilen bir konu idi. Yirminci asrın ilk yarısında meşhur olan mersiyehanları Aksaraylı Âmâ Yaşar, Zâkirbaşı Yaşar Baba, Hacı Fâik Bey, Nezih Bey, Said Bey, Hâfız Receb, Arap Ahmed, Hacı Hakkı, Hasan Yümnî, İbrahim Erkal, Karabba Şeyhi Haydar, Kasımpaşa da Hâşimî Dergâh'ı şeyhi Rübâbî Süreyyâ, Cerrahpaşa camii Hatip ve İmamı Hafız Mehmet Ârif Efendizâde na'than Hafız Kemal olarak sıralaya biliriz. Sünbül Efendi tekkesinde muharremin onu, hangi güne tesadüf ederse etsin, o gün orada öğleden sonra on iki rekat husâma namazı kılındığı ve Yazıcızâde mersiyesi okunduğu, gecesi de yüz rekat namaz kılınarak yetmiş bin kelime?i tevhit çekildiği tarihen sabittir. Mersiye okumak ve aşure pişirilmek âdetinin bilhassa kıyâmî ve devrânî tekkelerinde yer bulduğunu görüyoruz. Muharremin onundan otuzuna kadar geçen müddet zarfında tekkenin âyin günü veya gecesi aşure dağıtılır, kurbanlar kesilir, yemekler yedirilir ve meşhur mersiyehanlara mersiye okutulurdu. Bu mersiyeleri okutmak için mersiyehanlıkla şöhret bulmuş kişiler tercih edilirdi. Bu kişilerin isimlerinin önündeki sıfatları ise diğer tarikatlarda Hz. Ali sevgisini anlatmaya yeter. Bunlar; Bayrâmî Yazıcızâde (V.1451), Sinânî Seyyid Seyfullah (V.1699), Gülşenî Sezâyi (V.1738), Halvetî Zekâî (1812), Nakşibendî Selâmî (V.1813), Bedevî Kazım Paşa (V.1889), Kâdirî Osman Şemsi Efendi (V.1893) olarak sıralayabiliriz. Sinan Paşa'nın Tazarru'nâme'sindeki "Na't?ı emîrü'l?mü'minîn Hüseyin radıyallâhu anh" başlıklı mensur mersiye gelir. Halk arasında Yûnus Emre'ye nispet edilmekle birlikte Âşık Yûnus'a ait olan  "Şehidlerin serçeşmesi/ Enbiyânın bağrı başı/ Evliyânın gözü yaşı/ Hasan ile Hüseyin'dir" şeklinde başlayan dokuz kıtalık manzumedir. XVI. yüzyılda Fuzûlî'nin Hadîkatü's?suadâ adlı eserinde yer alan mersiyeler muharremiyyelerin en klasik örneklerindedir. Fuzûlî'den sonra ise Safî, Şemsi Paşa, Âlî Mustafa Efendi, Rûhî?i Bağdâdî, Ubeydî ve Viranî gelir. XVII. yüzyılda Fasîh Ahmed Dede, Kafzâde Fâizî, Sabûhî, Feridun, Cem'î, Nâilî ve Neşâtî'nin Kerbelâ mersiyesi yazdığı kaydedilmektedir. XVIII. yüzyılda Birrî Mehmed Dede, Kâmî, Nazîm, İsmâil Belîg, Sezâî?yi Gülşenî, Cemâleddin Uşşâkî, Behiştî, Tâhir, Sükûtî, Hâşim Baba, Zühdî muharremiyye yazan şairler arasında yer alır. Sükûtî ve Hâşim Baba ise dörder manzumeyle bu yüzyılın önde gelen şairlerindendir. Muharremiyye yazanların sayısında artışın gözlendiği XIX. Yüzyılda ise Kâzım Paşa, Osman Şems Efendi, Şeref Hanım, Şîrzâd, Mustafa Zekâî Efendi, Hoca Neş'et, Selâmî, Refî?i Kâlâyî, Keçecizâde İzzet Molla, Şeyh Müştak,  Leskofçalı Galîb, Nevres?i Cedîd, Yenişehirli Avni, Ayci Mehmed, Lebîb, Hakkı Bey, Âdile Sultan, Leylâ Hanım, Murad Molla, Ziyâ Paşa, Mualim Feyzi, Mebnî, İbnürreşâd Ali Ferruh, Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, Murad Emrî, Mustafa Âsım ve Hersekli Ârif Hikmet gibi isimler muharremiyye yazmışlardır. Bu isimlerden bazıları birden fazla mersiye kaleme almışlardır. Kâzım Paşa ile Osman Şems Efendi bu yüzyılın en önde gelen mersiye şairleridir. Edib Harâbî, Sâdeddin Sırrî, Sâmih Rifat Bey, Mehmed Memduh Paşa, Sıdkı Baba, Kanbalakzâde Hazmî, Fahîmî, Mehmed Şemseddîn (Ulusoy), Ahmet Remzi (Akyürek), Tahirülmevlevî, Kemâlî Efendi, Abdurrahman Sâmi, Alvarlı Muhammed Lutfi, Yusuf Fahir Baba (Ataer), Hüseyin Şemsi Ergüneş gibi ismler mersiye şairleri arasındadır. Bu şairler arasında en önemlileri şiirlerini Nefâyisü'lenfâs adlı eserde toplayan Sâmih Rifat ve elli beyitten oluşan "Mersiye?i İmâm?ı Hüseyin aleyhisselâm" adlı manzumesiyle Kemâlî Efendidir. Müstakil risaleler halinde basılan Kerbelâ mersiyeleri de bulunmaktadır. Bunların içinde en şöhret kazanmış olanı Kâzım Paşa'nın Makâlîd?i Aşk'ı ile Osman Şems Efendi'ninMersiye?i Cenâb?ı Seyyidü'ş?şüheda'sıdır. Muharremiyyelerde gazel, kaside, murabba, muhammes, müseddes, müsemmen, terkibibend ve terciibend nazım şekilleri kullanılmıştır. Klasik bir muharremiyye şöyledir: Kerbelâ olayı detaylı şekilde anlatıldıktan sonra muharrem ayının geldiğini belirten ifadeler gelir. Feleğe sitem, Hz.Hüseyin'in matemini tutmanın lüzumu vurgulanarak soyu övülür. Daha sonra ise Ehl?i Beyte zulmeden Yezîd, Şimr ve diğer kişilere lanetle son bulur. Kerbelâ olayı halk ve aşık edebiyatında da yaygın şekilde yer almıştır. Özellikle Alevî ve Bektaşî çevreler bu hususa dair bir çok manzume yazılmıştır. Bunların en çok şöhret kazananları Dedemoğlu (XVII. yüzyıl), Kalbî, Noksânî Baba (XVII. yüzyıl), Deli Boran, Mir'âtî (XIX. yüzyıl), Yozgatlı Hüznî, Hilâlî, Fakîrî, Sefil Ali, Döne Sultan, Seyyah Dede, Rızâ, Ârif Abdal, Derviş Kemâl, Hüseyin Çırakman (XX. yüzyıl)'dır.82 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100