Bu haber kez okundu.

Nasıl oluyor hep aynı vukuat?

O zaman doğanlar şimdi 25 yaşında. Dolayısıyla hatırlamaları zor. Ya da 30 yaşında olanlar 1980'de 5 yaşındaydı. Yine hatırlamaları zor. Yaşamayan bilmez. 12 Eylül 1980 darbesi, ihtilali adına ne derseniz deyin, öncesinde bu ülkede insanlar, sağcı - solcu, ülkücü - sosyalist - sosyal demokrat, Alevi - Sünni, diye birbirini öldürüyordu. Kahveler, mahalleler, semtler, şehirler, okullar ayrılmıştı. Polis, öğretmen, memur bile aynı şekilde parçalanmıştı. Solcu polisler Pol - Der, sağcı - ülkücü ya da kendisine Milliyetçi diyenler Pol - Bir üyesiydi. Öğretmenler öyle. Sorarsanız her iki taraf da ülkenin iyiliği, güzelliği için çabalıyordu. Ama taraflara gore, karşı taraf vatan haini, ülkeye ihanet içinde ya Amerikan, ya Sovyet, ya Çin, ya da başka bir ülkenin 'uşağı' idi. Dolayısıyla öldürmek, katletmek, yok etmek haktı, vacipti, doğaldı!
Kahramanmaraş, Malatya, Tokat katliamları böyle yaşandı. Alevi mahalleleri, evleri solcu, Alevi, Kızılbaş, oldukları için basıldı, yakıldı. Her ölüm, intikam için yeni ölümleri getirdi. Bu ülke anarşi - terör diye 5 binin üzerinde üniversiteli, liseli, öğrenci, memur, üniversite hocası, polis, işçi, insanını yitirdi.
Karşılıklı provokasyonlar, şayialar, kandırmalarla ülkenin insanları düşman edildi birbirine. Silahlandırıldı. Kırdırıldı. Ardından ihtilal geldi, darbe geldi. İdamlar geldi. Hapisler geldi.
Sonrasında bu kez Güneydoğu, PKK terörü, 30 bin insanını yitiren, ekonomisi krizden, krize boğulan, kaynaklarını, 100 milyar dolarını 15 yılda terörle mücadeleye ayırmak zorunda kalan Türkiye. Ve bütün bunları destekleyen, para - silah verenler 'dost ve müttefik' ler.
Ama hepsinin öncesinde ortak şey, Türkiye tam kendini biraz toparlamış, ekonomisi biraz düzlüğe çıkmış oluyordu ki, işte bunlarla her seferinde bir 10 yıl geriye gidiyorduk, batıyorduk, IMF kapılarına, borç peşine düşüyorduk, 'dost ve müttefiklere' avuç açıyorduk. Onlar da 'kanırta, kanırta', bağırta, bağırta binbir şartla, üç kuruş önümüze atıp, her istediklerini yaptırıyorlar, elde ediyorlardı. Hep böyle oldu, oluyor.
Bakıyorum da, once Mersin'de bayrak yakma, ardından Trabzon ve Sakarya'da linç girişimleri. Yine ülkücü - milliyetçi, solcu, Kürt çatışmalarının, kışkırtmalarının altyapısı hazırlanıyor. AB komiserleri, yabancı gazeteciler, hemen Diyarbakır'a, Mersin'e, Trabzon'a, üşüşüyor. Peş peşe açıklamalar, tehditler. Türkiye Kıbrıs'ta köşeye sıkıştırılıyor. Ermeni meselesi kaşınıyor, uluslararası alana taşınıyor. PKK sesini yükseltiyor. AB'den, ABD'den destek görüyor. AİHM Abdullah Öcalan'a 'yeniden yargılama' yolunu açmaya hazırlanıyor.

~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100