Bu haber kez okundu.

Nübüvvet şehrinin velayet kapısı İmam Ali
Öncelikle, 51 yaşındayım ve Ehl-i Beyt ismiyle bir sempozyumu ilk defa duyuyorum.  Öyle güzel bir tevafuk ki, böyle bir sempozyumun böyle bir tarihe rast gelmesi; İçeride insanımızın birlik ve beraberilğinin temini için çok önemli... ~|~ Öncelikle, 51 yaşındayım ve Ehl-i Beyt ismiyle bir sempozyumu ilk defa duyuyorum.  Öyle güzel bir tevafuk ki, böyle bir sempozyumun böyle bir tarihe rast gelmesi; İçeride insanımızın birlik ve beraberilğinin temini için çok önemli. Terörle beraber insanımız sapır sapır dökülüyor, ocaklara ateşler düşüyor. Dışar bakıldığında ise, Libya'da olsun, Suriye'de olsun, Tunus'ta, Mısır'da olsun, Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de olsun, o bölgenin insanlarının katliam derecesinde zulüm gördüğü, şehit edildiği bir dönemde bu sempozyumun düzenlenmesi çok güzel bir tevafik. Onun için başlarken, bu şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum gerek içeride, gerekse dışardaki şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum ve böyle bir programı tanzim ettiği, tertip ettiği için tertip heyetine ama işin banii ve hamii olan Prof. Dr. Haydar Baş üstadımıza saygı ve muhabbetimi arz ediyorum.
Âl-i İmran sûresi 103. ayetinde Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Allah'ın ipine (yani Allah'ın dinine, yani Allah'ın Habibine, yani Allahın Habibinin dostları, beytinin ahalisi olan Ehl-i Beyt'e bunları birbiriyle iç içe olarak düşünebilirz) cemaat halinde sımsıkı sarılın, sakın haa parçalanmayın." Bu ayet-i kerime adeta günümüz Müslümanlarını çepeçevre kuşatan ve her birimizin dikkate alması ve herbirimizin gereğini yapması gereken bir ayeti celile? Cemaat halinde topluca birlik ve beraberlik içerisinde...

Kur'an'ın ruhuna uzanan kirli eller

1710 yılında İngiliz Sömürge Bakanlığı'nın beş bin tane Hıristiyan misyoner ajanına vermiş olduğu bir ültimatom ve bir kitapcık var. Orada maddeler arasında en önemli maddelerden biri belki şu: "100 yıllık bir zaman içerisinde gerekirse bu beş bini yüz bine çıkaracak ama İslam alemini tarumar edeceksiniz." Ve 34 madde var; bu maddelerin tamamı gerçekleştirilmiş. Belki "Kur'an'ı değiştirmek" maddesi gerçekleşmemiş diyebiliriz ama maalesef ve mateessüf -bazen bu sebeple ilahiyatçıyım demeye dahi utandığımız- ilahiyatçılar, isminin başında profesörü, doktoru olan bir çok ihaliyatçı öyle bir noktaya getirdi ki Kur'an'ı, belki şeklen değiştiremediler ama mânen değiştirdiler. Ruhunu alıp götürdüler.
Peygamberimiz bir rivayette Veda Haccındaki hutbesinde, bir rivayette de Gadir Hum mevkiinde ileri gidenleri geriye çağırıyor, geride kalanları bekliyor. Bir namaz kılıyorlar cemaatle ve ardından onlara bir hutbe irad ediyor. Ve hutbenin sonunda şöyle buyuruyor: "Size yapıştığınızda kurtuluşa ereceğiniz iki şey bıraıkyorum, bunlardan biri Allah'ın Kitabı Kur'an, diğeride Ehl-i Beyt'imdir." İşte bu 34 maddenin en önemlilerinden biri de şu: "Özellikle" diyor İngiliz Sömürge Bakanlığı, "İslam alemini darmadağın etmek için Sünnilik ve Şiilik olayını öyle bir hale getirin ki, Müslümanlar darmadağın olsun. Birbirleriyle savaşır noktaya gelsinler. Birbirlerine küfür isnad eder hale gelsinler." Bundan tam 301 yıl önce bu şekilde bir tavırla yola çıkıyorlar ve bugün gelinen noktada gerçekten çok ciddi ızdıraplar var.

Ehl-i kıble tekfir edilmez

Eskilerimiz "ehl-i kıble tekfir edilmez" diyor ama biz Ehl-i Beyt aşığı olan Ehl-i Beyt yolundan gidenlere -ki kardeşlerimizden biri zannediyorum protokol konuşmaları sırasında söylemişti- Ehl-i Beyt aşığı olan Alevilere Şiilere "kafirdirler" diyecek kadar ileriye gidilebildi. Ne olacak, işte bu gelinen nokta kırılma noktasıydı, ben böyle inanıyorum, böyle inanmak istiyorum ve bu kırılma noktasında çok güzel bir tutkal, çok güzel bir yapıştırcı ortaya çıktı: Prof. Dr. Haydar Baş Bey, ekibiyle beraber, dava arkadaşlarıyla beraber, yaklaşık 2-3 aydan beridir yapılan hazırlıklarla beraber, dünya çapında uluslararası bir sempozyum gerçekleştirdi. Ve adı Ehl-i Beyt Sempozyumu? Ehl-i Beyt denildiğinde, ne Şii dediğimiz, Alevi dediğimiz, Caferi dediğimiz kardeşlerimizin en küçük bir sıkıntısı olur -ki Ehl-i Beyt aşığı zaten onlar- ne de Sünni dediklerimizin en küçük bir sıkıntısı, gocunması olur. Her ikimizin de ortak, azami müştereklerimizin, bir ve beraber oluşumuzun, nirengi noktalarının var olduğu çok tatlı, çok hoş bir isim Ehl-i Beyt. Bu isimle beraber İslam aleminin birlik ve beraberlik şuurunu, ruhunu yakalayacağına -okuduğum Âl-i İmran sûresi 103. ayet-i kerimenin gereğini yaparak- çağı ve kendimizi kurtaracağına can-ı gönülden inanıyorum.

Cibril hadisindeki tasavvuf gerçeği

Dilerseniz canlar, ana konuma geçeyim, İmam Ali Efendimizin tasavvuf kültürümüzdeki yeri. Öncelikle, çok kısa olarak tasavvufutan bahsetmek istiyorum. Niye çok kısa, burada bulunan insanların tamamı elhamdülillah müslüman olmaları hasebiyle tasavvufunun İslam'ın özü, İslam yaşantısının manevi vechesi olduğunu biliyor ancak ben bir hatırlatmayla bildiğiniz bir şeyin tekrarıyla başlamak istiyorum. "Cibril hadisi" çok meşhur bir hadis-i şerif? Cebrail (a.s.), Peygamber Efendimiz, sahabesiyle beraber otururken, muhabbet ederken, insan suretine bürünerek geliyor ve o muhabbete, o dost meclisine katılıyor ve sorular sormaya başlıyor. Her soruda sahabe büyük bir taaccüb, büyük bir hayret içinde? Çünkü soru soruluyor cevap alınıyor cevap alındıktan sonra, "doğru söyledin ey Allah'ın Resulü" diyor. İlk soru "Ey Allah'ın Resulü iman nedir bana anlat?" Anlatıyor, imanın 6 şartını esaslarıyla beraber anlatıyor. Sonra "İslam nedir, bana bunu anlat ey Allah'ın Resulü?" Allah'ın Resulü 5 esası anlatıyor. Üçüncü soru, "Ey Allah'ın Resulu ihsan nedir bana anlat?"
Tasavvufun tarifi diyebileceğimiz bir ifade ile şöyle buyuruyor Hz. Peygamber: "Allah'ı görüyormuşcasına ibadet etmendir. Zira sen O'nu görmüyorsan da, O seni her an görüyor, gözetiyor."

Velayetin başı İmam Ali

İhsan bu? İşte ihsan halinin ne olduğu, nasıl olduğu, ihsan halinin nasıl yakalanması gerektiği, mü'minin o ihsan halini nasıl hazmetmesi, doya doya yaşaması gerektiğini anlatan ilmin adına da tasavvuf ilmi diyoruz. Ve geliyoruz İmamı Ali Efendimize? İmam Ali Efendimiz gerek Sünni, gerek Şii kaynaklarda "şah-ı velayet" olarak namlandırılır, adlandırılır, velayetin başıdır. Velayetin başı olmak yetmez, İmam Ali Efendimiz bütün meşreplerin en önünde kabul ettiği zâttır. Hani bazıları hafi olan meşrebi başka bir zâta, cehri olan meşrepleri İmam Ali Efendimize nispet eder ya, ama gerçekte, tasavvuf ilminde, meşreplerin tamamının şahı, büyük piri İmam Ali Efendimizdir.
Peygamberimiz nübüvvet yolunun başıdır, O'na vekaleten velayet yolunun başı olarak da İmamı Ali Efendimiz vardır. Bakınız, "kerremalluhu veche" geldiği gibi dilimden çıkardım? Niye böyle çıkardım, pek çok rivayetler var, "kerremallahu veche" ifadesinde; Kâbe'de doğan tek insan, hiç mi hiç putlarla, küfürle, gayri meşru olan hiçbir şeyle çocukluğundan itibaren hiç muhatap olmamış. Öyle bir vechi, öyle bir mükerrem hali söz konusu ki, İmam Ali için, "kerremallahu veche" ifadesi çokça kullanılır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100