Bu haber kez okundu.

?Nutuk' satışlarında patlama
ATATÜRK'ÜN Nutuk adlı kitabının satışlarında patlama yaşanıyor. Atatürk Araştırma Merkezi Başkan Vekili Doç. Dr. Osman Horata'dan aldığım rakamlara göre, Merkez'in yayımladığı Nutuk'ların yıllık satışı 8 binlerden 80 binlere çıkmış! ~|~


1998'de 8.464 adet satan Nutuk, izleyen yıllarda şöyle bir seyir izliyor:
1999 yılı 12.207 
2000 yılı 9.708
2001 yılı 4.628 
2002 yılı 8.620
2003 yılı 12.942
2004 yılı 16.602 
2005 yılı 52.904
2006 yılı 88.041
Okul ve üniversitelerin toplu siparişlerinin bu rakamlarda elbette rolü var. Ama özel yayınevlerinin rakamlarında da aynı patlama görülüyor. D&R mağazalarının Genel Müdürü Kürşat Demircioğlu'na göre, Nutuk dahil Atatürk'le ilgili kitaplar bu mağazalarda 2004 yılında 5309 adet satarken, 2005 yılında 27.795 adet, 2006 yılında 21.234 adet satmış! İki yıllık artış yüzde üç yüz!
Aynı mağazalarda genel anlamda "milliyetçi" nitelikteki kitaplar ise 2004 yılında 32.354 adet, 2005 yılında 37.271 adet, 2006 yılında 51.378 adet satmış!

Nutuk'ta gizli şifreler!
Nutuk 1973 yılına kadar resmi kurumlarca basıldı. Tek istisna Milliyet yayınlarının 1938'de çıkardığı Söylev: Günümüz Türkçesiyle Nutuk'tur. Son zamanlarda özel yayınevleri 'türlü çeşitli' Nutuk'lar yayımlıyor, değerli olanları elbette var. Ama süslü ambalajlar içinde, sadeleştirme diye korkunç kavram katliamları yapan, 'özet' diye genel anlamını çarpıtan yayınlar da var.
Hatta "Kuran'da 19 Mucizesi" zırvasının ardından, şimdi de "Nutuk'ta 19 Şifresi" adıyla bâtıni (ezoterik) zırvalar piyasaya sürülüyor!
Benim tavsiyem, akademisyen tarihçilerin imzasını taşımayan 'sadeleştirme'lerden sakınmaktır. En başarılı ve metnin ruhuna sadık sadeleştirmeyi, Prof. Zeynep Korkmaz yapmıştır, onu tavsiye ederim; Atatürk Araştırma Merkezi yayımlıyor.

Okumak ama nasıl?
İster dini, felsefi bir metin, ister Nutuk gibi siyasi bir metin olsun, öncelikle gereken, "zihin açıklığı" ve "okuma metodu"dur. Bunun ilk adımı da Nutuk'un bir siyasi amentü değil, bir tarih araştırması da değil, bir siyasi metin olduğunu bilmektir.
Atatürk, 1927 ortamında ne demeyi siyaseten gerekli bulmuşsa, Nutuk'ta onu söylemiştir.
Milli Mücadele'de önemli bir yer tutan Bolşevik yardımını ve İslam dünyasının desteğini ağzına almamıştır. Çünkü hiçbir yardım almadan zafer kazandığımız imajını vermeyi 'pedagojik' bakımdan gerekli görmüştür.
İç politikada da öyle. Karabekir ve Rauf Orbay'ın üstün hizmetlerini zamanında coşkulu sözlerle övdüğü halde, 1927'deki Nutuk'ta ikisini de "en hain dimağlar" gibi ağır sözlerle suçlar. Çünkü kurduğu rejim çok yenidir, muhalefeti kötülemeye, "Tek Adam" meşruiyetini kökleştirmeye ihtiyaç duymaktadır.
Zaten sonra onlarla barışmak isteyecek, İnönü de 1970'de anlattığı hatıralarında Karabekir ve Orbay'dan övgüyle bahsedecektir.
Böyle geniş açılı bakarsak "değişen şartlar" gibi çok önemli bir dinamiği yakalarız. Ama siyasi metinleri "amentü" gibi okursak, ya bugünün değerleriyle dünü ya da dünün değerleriyle bugünü mahkûm etmek gibi dogmatik ve bağnaz saplantılara kapılırız. Ki, ikisi de var bizde! Atatürk ne demişti: "Ben hiçbir dogma, ayet bırakmıyorum..."

Taha Akyol

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100