Bu haber kez okundu.

OLACAĞI BUYDU

RECEP BAHAR / HABER - ANALİZ

Türkiye ekonomisi ciddi ölçüde sarsılıyor. Ekonomi, Merkez Bankası’nın Salı gecesi faiz artırımı ile birlikte yine kuvvetli bir faiz - döviz türbülansına daha girdi. Türk Lirası dünyada en fazla değer kaybeden iki para biriminden birisi olarak dikkat çekiyor. Türkiye ekonomisi birçok analist tarafından dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak niteleniyor. 
Bazı çevreler bunu ABD Merkez Bankası’nın (FED) 2008 yılından bu yana karşılıksız olarak piyasaya her ay sürdüğü 85 milyar dolarlık parayı kademeli olarak 65 milyar dolara indirmesine bağlıyor. Bilindiği gibi virüs zayıf bünyelere kolay bulaşır. Bağışıklık sistemi zayıf olanlar, grip gibi rahatsızlıklara daha kolay düçar olur. Eğer Türkiye ekonomisi güçlü olsaydı, FED’in karşılıksız olarak piyasaya sunduğu parayı azaltmasından etkilenmezdi. 
Peki, AKP Hükümeti 11 senedir hangi hataları yaptı da, Türkiye ekonomisi bu kadar zayıf düştü? Eğer Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın 2002 yılından bu yana yaptığı uyarılar, açıklamalar dikkate alınsaydı, durum böyle olur muydu, Türkiye ekonomisi ‘hazan mevsiminde yere düşen yaprak gibi oradan oraya’ sürüklenir miydi?

Uyarılar dikkate alınmayınca...

Prof. Dr. Baş, 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce meydanlarda vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmalarda her fırsatta Türkiye’nin IMF - Dünya Bankası politikalarının kıskacından kurtulması gerektiğini vurgulamıştı. IMF ve Dünya Bankası, 2001 ekonomi krizinin ardından Türkiye’yi ekonomik ve siyasi olarak adeta teslim almıştı. Tarımsal üretime kota getirilmiş, özelleştirmeler salık verilmiş, Merkez Bankası küresel baronların emrine verilmiş, ithalat kapıları ardına kadar açılmıştı. AKP Hükümeti, iktidara geldiği 3 Kasım 2002’den bu yana Stanley Fischer (Dönemin IMF 2. Başkanı) - Kemal Derviş’in çizgisinden sapmadı. IMF ile yapılan stand-by Anlaşması sona erdi, IMF’ye borç ödendi ama IMF’nin neoliberal politikaları hala daha uygulanmaya devam ediyor. 

Merkez Bankası küresel baronlara teslim edilince...

Merkez Bankası, IMF’nin 2001 yılındaki dayatmasıyla bağımsız hale getirildi. Gerçi başkanını Başbakan atıyor ama hukuki statüsü bağımsız! Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın rekor yükseklikteki faiz artırımının yapıldığı Salı günü gündüz saatlerinde yaptığı açıklamada “Para Politikası Kurulu toplantısını akşam saatlerinde yapmamızın tek sebebi, bir kurul üyemizin yurt dışında olmasıdır. Para Politikası Kurulu üyemiz Prof. Dr. Abdullah Yavaş, Amerika’dan bugün akşam saatlerinde Ankara’ya gelecek” sözleri bile pek çok gerçeği gözler önüne sermektedir. Prof. Dr. Haydar Baş, dünkü makalesinde Merkez Bankası’nın döviz karşılığında para bastığını ifade ederek, bankanın senyoraj hakkını kullanmadığını vurgulamıştı. BTP Lideri, yıllardır bu görüşü seslendiriyor. İç mevzuata göre bağımsız ancak fiiliyatta küresel sermaye çevrelerine bağımlı bir merkez bankası ile bu kadar olur!!!

Tarım bitirilince...

Prof. Dr. Haydar Baş, 2002 yılında ve sonrasında kendi iktidarları döneminde IMF’nin tahdit kanunlarına son verilerek tarımsal üretimin önünün açılacağını söyledi. Tarım, geçmişte Türk halkının en iyi bildiği işti. Zira krizlerden etkilenmiyor. Gelecekte de krizlere karşı en dayanıklı sektör olarak öne çıkıyor. Tarımsal ürüne pazar bulmak da güç değil... Buğday, pirinç, arpa, şeker, ayçiçeği gibi sanayide yoğun olarak kullanılan temel tarımsal ürünlerin fiyatları istikrarlı bir şekilde yükseliyor. Ancak aradan geçen 11 yılda AB’ye verilen sözlerin de etkisiyle Türkiye’de tarımsal üretim ve hayvancılık ciddi darbe aldı. İlk kez kurbanlık hayvan ve saman ithal edildi. Çiftçiler, artan maliyetlerin altında ezildi. Buğday, bakliyat, arpa, ayçiçeği gibi temel ürünlerde ithalatçı oldu. En iyi yapabileceğimiz, dünya lideri olabileceğimiz bir alanda Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinlememenin bedelini milletçe ödüyoruz. Şimdi ciddi sorun şu: Çiftçilikten kopan insanları tekrar tarlalara, bağlara, bahçelere nasıl yönlendirilecek? Bu hükümet döneminde bunun olmayacağı kesin...

Özelleştirilen kuruluşlar cari açığı şişiriyor

Prof. Dr. Haydar Baş; her fırsatta Türk Telekom, Erdemir, TÜPRAŞ, havaalanları, elektrik dağıtım şebekeleri, elektrik santralleri gibi her yıl Hazine’ye milyarlarca TL kaynak aktaran dev kamu kuruluşlarının özelleştirilmemesi gerektiğini vurguladı. Bu kuruluş netameli sözleşmelerle yerli yabancı ayrımı yapılmadan satıldı. Şimdi bunları alan yabancı kuruluşlar her yıl özellikle Mart ayında yüklü miktarda kâr payını yurtdışına transfer ederek yüksek cari açık vermemize yol açıyor. Geçen yıl Mart ayında olduğu gibi cari açık bazı aylarda dış ticaret açığını geçiyor. Eskiden böyle bir şeye asla tanık olunmazdı!

Dev yatırımlar yapılamıyor

Türkiye’de son 11 yıldır inşaat projeleri dışında dev bir yatırıma imza atılamadı. Başbakan Erdoğan, 2010 yılı Aralık ayında ‘yerli otomobil’ üretilmesi gerektiğini, Türkiye’de bunu yapacak çok sayıda babayiğidin olduğunu söyledi. Aradan geçen 3 yılı aşkın süredir o babayiğit çıkmadı. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, geçen sene Ocak ayının başında bizimde aralarında yer aldığımız bir grup gazeteciye, “O babayiğit çıkmazsa, bunu devlet yapar” çıkışında bulundu ama devletten çıt yok! Bakan 17 Aralık türbülansında gitti. Önce dev kuruluşu satan satmaya devam eden hükümet böyle bir yatırıma imza atar mı? Oysa Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli adlı eserinde “özel sektörün yapacak gücü olmadığı dev projelerin” devlet tarafından yapılması öngörülüyordu. Prof. Dr. Baş dinlenseydi, bugün yerli otomobil yollarda ve başka çok sayıda teknolojik ürün elimizin altında olurdu?
Bu ve benzer başlıkları artırmak mümkün… Çünkü Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin son 11 yılını heba eden AB, ülkemizin 18 senede 250 milyar Euro’sunu yutan Gümrük Birliği, Irak ve Suriye politikaları vesaire konusunda Türkiye’yi yönetenlere berrak yollar gösterdi, güçlü bir vizyon ortaya koydu. Eğer bunlardan gerekli çıkarımlar yapılsaydı; ne ekonomik, ne finansal ve bunlara önemli ölçüde bağlı olan siyasal pozisyonumuz böyle olmazdı. 

Rusya dikkate aldı, Ankara derin uykuda

Prof. Dr. Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ülkeler arasında tezini en kapsamlı şekilde Rusya hayatına geçirdi, geçirmeye devam ediyor. Rusya, son yıllarda Batıdan gelen çok sayıda siyasi ve finansal saldırıya maruz kaldı ancak bunları hepsini bertaraf etti, dahası elde ettiği ekonomik güç ve özgürlük sayesinde Suriye ve İran konularında ABD’yi dize getirdi. Milli Ekonomi Modeli’ni uygulayan süper güç olur ve dünyaya yön verir; uygulamayan ise Okyanus ötesinin yol açtığı dalgalarda başıboş sürüklenir durur!

Tüketemeyen Türk halkı

Prof. Dr. Haydar Baş, 2004 yılında Milli Ekonomi Modeli başlığıyla ilk kez ‘tüketim eksenli analiz modeli’ni dünyaya lanse etti. Ancak Türk halkı gelirden mahrum bırakıldığı için tüketim nimetinden istifade edemiyor. Tüketme kabiliyeti olmadığından üretimin çarkları da devreye girmiyor. Üretim devreye girmeyince iş bulabilmek mümkün olmuyor. AKP’nin sosyal devleti ise kömür ve makarnadan ibaret! Madenler elden çıkınca, işsizlik yüzde 22’ye merdiven dayayınca, tarım ve hayvancılık bitince, senyoraj hakkı devreye konmayınca tüketim de, zenginleşme de mümkün olmuyor. Demek ki, hayatın nimetlerinden istifade edebilmek için Prof. Dr. Haydar Baş’a, onun sosyal devlet tezlerine kulak vermek gerekiyordu.

Madenler haraç - mezat

Prof. Dr. Haydar Baş, 3 Kasım 2002’den bu yana Türk milletine ‘madenlerimizi sahip çıkın, bunların değeri 3 katrilyon dolar. Bunları devlet - millet işbirliği ile işleteceğiz. Bir eliniz yağda, bir eliniz balda olacak’ dedi. Bugüne kadar 3 katrilyon dolarlık maden servetine itiraz gelmedi. Allah’ın bu millete bahşettiği nimete itiraz etmek mümkün mü? Ama AKP Hükümeti, milletin altınını, bakırını, nikelini, kömürünü vesaire yabancı sermayeye ve 17 Aralık sonrası meşhur tabirle ‘paralel devlet’in unsurlarına teslim etti. Memleketin arazileri maden şirketlerine teslim edildi, Türk milleti 3 kuruş muhtaç hale geldi. Tıpkı sömürülen Afrika ülkeleri gibi... Tanzanya ile altın madenlerinden yüzde 3 devlet payı alırken, Türkiye’de bu oran yüzde 2! Madenlerini yabancılara peşkeş çeken, hammadde olarak satan hangi ülke zengin olmuş ki, Türkiye olsun! 

Aynı yabancılaşmaya AKP’li hatta CHP’li belediyeler de katkıda bulundu. Şehirlerin en güzel arazileri yabancı AVM yatırımcılarına teslime edildi. Küresel markalar bu AVM’lerin en güzel köşelerine konumlandırıldı. Euro üzerinden alınan kiralar ertesi gün yurtdışına transfer ediliyor. Bu AVM’ler nedeniyle Türkiye’nin orta direği esnaf bitirilirken, AVM markaları Türk halkını ithal kıyafetlerle giydirmeye devam ediyor. Türkiye’nin tekstil ithalatı bile 7 milyar doları geçti.   

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100